Matematik Öğretimine Dair

Matematik branşındaki öğretime ilişkin yazılan eleştirel yaklaşımlara karşılık; meslek hayatımda öğrenci ve ders işlenişinde karşılaştığım eksikliklere dayanarak kendi düşüncelerimi burada ifade etmek isterim. Unutulmamalıdır ki burada zikredilen görüşler dönemsel nitelikte olup zaman ve mekan şartlarına göre değişkenlik gösterebilmektedir.  Aşağıda yazılan düşünceler, 2013 te kademeli olarak değiştirilmiş lise matematik müfredatı ve ortaöğretim kurumları yönetmeliği baz alınarak oluşturulmuştur.
**Öğrencilerin derse karşı ilgi ve merak düzeyinin artırılması için dersin kazanımlarına uygun araştırma ve incelemelerin yapılması ve bunların konu anlatılmadan sınıf ortamında paylaşılması güdülenmeyi arttıracaktır. 
**Yaparak yaşayarak öğretim modelleri oluşturulmalı bu şekilde matematik eğitimi zevkli ve ilgi çekici hale getirilmelidir. Gündelik hayattan kopuk eğitimin başarıya ulaşma şansı düşüktür. Bunun yanında her matematik kavramının somut hale getirilmesi için uğraş vermek de matematik biliminin temeli ile bağdaşmayacağından anlamsız bir çaba olacaktır. Matematik Soyut düşünme biçimini içine alan geniş bir ilim dalı olduğu izlenimi öğrenciye sezdirildiğinde başarıya ulaşmak daha kolay hale gelecektir.
**Matematik derslerinde bol örneklendirmelerin yapılması öğrencinin öğrenmesi açısından önemlidir. Bu nedenle ders kitapları seviyelere göre düzenlenip basitten zora doğru pek çok örnek ihtiva etmelidir. Öğrencinin kendi kendine çözebileceği örnek problemlerin olması kavramayı kolaylaştıracağından başarıyı olumlu etkileyecektir. Belli zamanlarda genel tekrar çalışmalarının yapılması için süre ayrılması pekiştirici etki yapacağından başarıya olumlu yansıyacaktır.
** Mevcut sınıf geçme sisteminde genel ortalama 50 puanı tutturulduğunda 3-4 tane dersiniz başarısız bile olsa bütün başarısız derslerden ortalama ile geçilerek sınıf geçilmektedir. (Bkz. MEB. Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği, 1/7/2015, Doğrudan Geçme Madde 57/b http://mevzuat.meb.gov.tr/html/ortaogrkurumyon_0/yonetmelik.pdf). Dolayısıyla bu sistemde öğrenci ortalamayı tutturabildiği takdirde, zorlandığı derslere sene içerisinde hiç çalışmadan sene sonunda hepsinden geçebilmektedir. Bunun yerine her ders bağımsız değerlendirilirse; dersten başarısız olunduğunda bu dersin alttan alınması ile mecburen öğrenci tarafından her derse gerektiği kadar çalışma yapılması gerekecektir. Bu durum doğal olarak başarıyı da arttıracaktır.
**Öğrencilerin ders yükünün azaltılması da başarıyı önemli ölçüde etkileyecektir. Bir sınıfta 10 veya daha fazla dersin olması bunların ayrı ayrı sınav ve değerlendirmelerin olması öğrencide çalışma isteğini ortadan kaldırmaktadır. Birbirine benzer derslerin gruplandırılıp, müfredat sadeleştirilerek, 6-8 derse düşürülmesi öğrenciyi motive edecektir.
**Öğretim programlarında yer alan ünitelerin bir bütün halinde öğrenciye sunulması başarı için en önemli faktördür. Örneğin mevcut programda matematik 9.sınıfta fonksiyonlar anlatılırken bileşke ve ters fonksiyon 10.sınıfta anlatılmaktadır. Araya kopukluğun girmesi konunun anlaşılamamasına sebeb olmaktadır. Bunun yerine 10.sınıfta fonksiyonlar bir bütün halinde anlatılması daha yerinde olacaktır. Fonksiyonlarla ilişkili olan diziler, polinom, parabol ve ikinci derece denklemler  konuları da 10.sınıfta anlatılarak aralarında ilişki kurulması sağlanmalıdır. 
**Matematik ve geometrinin birleştirilmesi öğrenciyi sınav külfeti bakımından motive edici olmuştur. Lakin bu kavramların birbiri içerisinde serpiştirilmesi bir matematik bir geometri şeklinde işlenmesi kopukluklara sebeb olduğundan bütünlük ilkesini bozmaktadır. Bunun yerine örneğin, 9.sınıfta sadece temel matematik kısmı sayılar, denklem çözümü ve problemler 10.sınıfta ise fonksiyonlar, diziler, polinomlar,parabol, ve ikinci derece denklemler konularının ardından geometri ünitesine geçilip üçgenler bir bütün halinde aktarılmalıdır. 11.sınıfta da geometri müfredatı dörtgenler,çember ve daire olarak sunulmalıdır. 12.sınıfta da katı cisimler, vektörler geometri konusu olarak verilmelidir. Bütün geometri müfredatının 10.sınıfta aktarılması mevcut durumda sıkıntıları beraberinde getirmektedir.
** Temel ve ileri matematik ayrımı mevcut sistemdeki hali ile korunmalıdır. Temel matematik konuları gündelik hayata dönük olarak seçilmeli ve öğrencileri kavramalara boğmamalıdır. Lise eğitimi boyunca herkesin temel matematik dersini alacak şekilde konular detaya inilmeden seçilmeli ve işlenmelidir. İleri matematik dersi seçmeli olarak öğrencilere matematik bilgisi kazandırmaya dönük olmalıdır. Matematik kavramları kolaydan zora,basitten karmaşığa, yakından uzağa ilkelerinden yola çıkarak soyut düşünme becerisini kazandırmaya dönük olmalıdır.
**Mevcut sistemde 12.sınıf öğrencilerin devamsızlık durumları da göz önüne alınarak matematik müfredatında türev ve integral konularına ek olarak diğer senelerin tekrarı mahiyetinde hem ileri düzey hem de temel düzeyde okutulabilecek uygulamalı matematik ünitesi ile lise eğitiminde öğrenilenler tekrar edilmelidir. Bu sayede öğrencilerin geçmiş yılları hatırlaması ve gündelik hayatlarında karşılaşabilecekleri matematik problemlerine çözümler bulabilmeleri sağlanmalıdır.
**Okullarda Matematik sınıfları oluşturulmalı ve bu sınıflarda matematikle ilgili doküman, grafik, resim ve diğer paylaşımlar sunulmalıdır. Öğrenci bu sınıflara girdiğinde matematik işleneceğinin farkında olmalıdır.
**Başarısı yüksek olan öğrencilerin genel ders ortalamalarına göre üst dönemlerden ders almalarına imkan tanınarak lise eğitimi için belirlenen süreden daha erken dönemde okullarını bitirmeleri sağlanmalıdır. Bu sayede başarılı beyinlerin daha kısa sürede meslek hayatına atılarak değerlendirilmeleri mümkün hale gelecektir.
Bütün bu yorumlara ve tavsiyelere rağmen en iyi eğitim modelini dahi oluştursak bile, istek olmadan hiçbir başarı mümkün olmaz. Unutmayalım ki koca bir denize ağzı sıkıca kapalı bir şişeyi koysak içerisine bir damla su girmez. Fakat bu şişenin ağzını birazcık açıp denize atsak o zaman içerisi su ile dolar. İşte bu misaldeki gibi öğrencilerimiz ilim deryalarına talib olduklarında başarıya ulaşabilirler. Aksi halde öğrenci açısından bir başarıdan söz etmenin ihtimali yoktur.
(İsteyene âhiret nimetlerini, isteyene de dünya nimetlerini veririz.) [Şura 20] ve (Yalnız dünya için yaşamak, eğlenmek isteyenlerin çalışmalarının karşılığını, hiçbir şey esirgemeden [sağlık, mal, para, makam, şöhret gibi] bol bol veririz. Bunlara âhirette yalnız Cehennem ateşi vardır. Emekleri boşa gider.) [Hud 15, 16]  ayetlerinde olduğu gibi Cenab-ı Mevla;  isteyip çalışan herkese gösterdiği çaba ölçüsünce dünya nimetlerini vereceğini beyan ediyor. O hâlde, ilim olsun, mal olsun, makam olsun, çalışan, gayret gösteren -müslim ya da gayri müslim olsun- herkes  bunun karşılığına bu dünyada mutlaka kavuşacaktır. 
Kaynakça: 
MEB Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği, 1/7/2015,  mevzuat.meb.gov.tr/html/ortaogrkurumyon_0/yonetmelik.pdf
TTKB Ortaöğretim Matematik Dersi Öğretim Programı, 9,10,11,12,sınıflar, 2013, Ankara

Kadir PANCAR-26.06.2016

"Matematikte Sınıfta Kaldık"

TEOG başarıları üzerinden eleştirel bir dille kaleme alınmış Abbas Güçlü yazısını istifadenize sunuyorum. Yazar köşesinde matematik öğretiminde yaşanan güçlükleri ele almıştır. Tamamına katılmak mümkün olmasa da bazı tespitleri özellikle matematiğin tüm öğrencilere öğretilmek için çaba sarfedildiği düşüncesi doğru bir yaklaşımdır. Matematik öğretimindeki güçlük soruna çözüm olması açısından liselerde matematik dersi temel ve ileri seviye olarak seçmeli hale getirilmiştir. Lakin bu çözüm için yeterli olmamıştır. Esas sorun matematikte konuların tam öğrenilmeden sarmal yapıyla iç içe her konudan bir parçanın sunulmasıdır. Bu şekildeki bir öğretim programında öğrenciler çalışma alışkanlıklarından yoksun olduklarından önceki yıllarda görülen kavramaları unuttukları için bulundukları seviyede gerekli başarı sağlanamamaktadır. Evet bu açıklamamdan sonra yazıyı istifadenize sunuyorum.

"Sınıfta Kaldık: TEOG sonuçları açıklandı. Matematik dersinden yine sınıfta kaldık. Matematik dersinde başarısızlığımızı sadece TEOG sonuçları söylemiyor. LYS, PISA sonuçları ve üniversiteye sınavsız geçiş yapma hakkı tanınan meslek lisesi öğrencilerinin 4 işlemi yapmayı bilmedikleri şeklindeki yakınmalar var.Oysaki son yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) okullaşma oranları, derslik sayısı, dersliklerin donanımı vb. pek çok açıdan önemli atılımlar yapmıştır.Hal böyleyken sizce nedir matematik dersindeki başarısızlığımızın nedeni? Çocuklarımız yeterince zeki değil, sınıflarımız çok kalabalık, öğretmenlerimiz yetersiz, ders programlarımız çok ağır ya da uygun değil, kullandığımız öğretim yöntem ve teknikleri yanlış...Ancak bunların hiçbiri matematik dersindeki başarısızlığımızın temel nedeni değildir. Temel neden eğitim sistemimizin yapısıdır. Soruna sistem bütünlüğü içerisinde yaklaşamadığımız için aldığımız lokal tedbirler olumlu sonuç vermemektedir. Problemin kaynağını daha iyi ortaya koymak için önce matematik dersinin özelliklerine daha sonra da bizim neyi yanlış yaptığımıza bakmak gerekir. 
Matematik dersi binişik bir derstir. Bütün binişik derslerde hazır bulunuşluk düzeyi ön koşuldur. Bu nedenle, matematik dersinde tam öğrenmeyi yakalamak sorundasınız. Yani siz denklemleri çözümleme becerisine sahip olmayan bir öğrenciye fonksiyonları anlatmamalısınız. Anlatırsanız ne olur? Öğrenci anlatılanı anlamaz. Anlayamadığı için sıkılır ve sizi bir daha dinlemek istemez ve dinlemez. İşte bizim okullarımızda daha ilkokul 2. sınıftan itibaren bu yanlış yapılmaktadır. Şimdi bu tespit belki ilk etapta problemin öğretmenden kaynaklandığı düşüncesine yol açacaktır. Ancak problem öğretmende değil eğitim sistemimizin yapısındadır.Sorun kimde? Meslek liseleri de daha ilkokulda matematik gibi binişik dersleri artık anlayamadığı için dinlemeyi bırakmış öğrencilerle doludur. Belirtilen nedenle meslek liselerinde anlatılan matematik dersi öğrencilerin algılama alanının dışında kalmakta, sıkıcı ve boşa geçirilen zaman olarak gerek öğretmeni, gerekse öğrenciyi germekten başka bir işe yaramamaktadır. Şimdi de belki uygulanan programı hafifletmek gerektiğini söyleyeceksiniz ancak problemin kaynağı dersin programında da değildir. Problemin temel kaynağı eğitim sistemimizin yapısındadır. Bizim eğitim sistemimizin yapısı, merkeze aldığı üniversiteye giriş sınavlarına dayalı olarak şekillenmektedir.Şöyle ki üniversiteye giriş sınavlarında başarılı olmak için ilk yüzde 10’a girmek zorundasınız.Şayet giremezseniz ya istihdam dışı bir bölümü kazanırsınız ya da üniversiteyi hiç kazanamazsınız.İşte bu yüzde 10’a girme zorunluluğunu veliler de öğretmenler de iyi bilmektedir. Siz programınızı ne kadar hafifletirseniz hafifletin daha ilkokul 2. sınıftan itibaren okullarda dersler bu yüzde 10 seviyesindeki öğrencilere göre işlenmektedir. Peki, bu yanlış mıdır? Tabii ki mevcut sistemde doğrudur. Çünkü yüzde 10’a giremeyecekseniz toplumun temel beklentisi olan üniversiteye giriş sınavını kazanmak açısından aldığınız eğitimin hiçbir anlamı olmayacaktır. İşte bu yüzden okullarda devletin ücretsiz dağıttığı ders kitapları kullanılmamaktadır. Bu yüzden öğretmenler öğrencilere kaynak kitap aldırmaktadır. Bu yüzden öğretmenler dersi ancak 3-5 kişinin anlayabileceği düzeyde anlatmakta, diğer öğrenciler bir şey anlamadığı için sıkıntıdan patlamaktadır. Bu yüzden matematik dersini daha ilkokul 2. sınıftan itibaren dinlemeyi bırakmaya başlamakta ve bu yüzden meslek liselerine giden öğrencilerimiz arasında daha dört işlemi yapamayan öğrenciler bulunmaktadır. Bu yüzden matematik dersinde çocuklarımızın çoğunluğu başarılı olamamaktadır. 
Peki, ne yapılmalı? Öncelikle bütün çocukları akademisyen olacakmış gibi yetiştirmeye çalışan eğitim sistemimizin bu yapısını değiştirmemiz gerekmektedir. Bunu da yeterliğe dayalı, herkes tarafından kabul edilebilir ve adil bir şekilde yapmak gerekir. Bunu yaparken öğrencilerin en az yüzde 70’inin daha liseye başlamadan önce kendi istekleri ile akademik lisede başarılı olamayacağını ve meslek lisesine gitmeleri gerektiğini kabul etmelerini sağlamak gerekir. Öncelikle akademik liseler fen, Anadolu vb. birleştirilerek adrese dayalı kayıt sistemine geçilerek TEOG denilen kendi kendimize yarattığımız gereksiz problemden kurtulmak için ilk adımı atmalı daha sonra akademik liselerin sınıf geçme notunu 80 yaparak hem TEOG’dan hem de LYS ve YGS gibi sınavlardan kurtulmalıyız. Çünkü bunlar yapıldığı zaman akademik becerisi yüksek olmayan öğrenciler, daha liseye gelmeden akademik lisede okuyamayacaklarını ve bir meslek lisesine gitmeleri gerektiğini kendiliğinden kabul edecektir. Öğrenciler geleceklerini planlamak adına LYS ve YGS gibi sınavları beklemekten kurtulacak, akademik başarının göstergesi okuldaki başarı düzeyi olacak, veliler çocuklarını daha ilkokul çağında bu şekilde tanımaya başlayacaktır. Artık öğretmen 8. sınıftaki öğrenci velisine “istersen dene ancak senin çocuğun akademik lisede başarılı olamaz” deme şansı bulacak ve Yönlendirme Yönergesi işler hale gelecektir. Bu yapılandırmanın arkasından daha ilkokul 2. sınıftan itibaren seviye sınıfları oluşturulmalıdır. Bunlar yapıldığında; artık öğretmenler birbirleri ya da deneme sınavı kitapçıklarıyla yarışmayacak, her sınıfta öğrencilerin seviyesine uygun derslerin işlenmesine başlanılacak ve Matematik gibi binişik derslerin ön koşulu olan tam öğrenme seviyesi yakalanacaktır... Abbas GÜÇLÜ 26.06.2016 
Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/bu-sistemle-niye-matematik-gundem-ydetay-2268750/

Alıntı yapılan yazının özellikle akademik lise ve meslek lise ayrımının üzerinde durulması gerekir. Herkes akademik lise eğitimini yapamayacağından mesleki eğitimin arttırılmasının son derece faydası vardır. Mesleki eğitim sonucunda öğrencilerin kesinlikle bir meslek sahibi olması için gerekli eğitimin verilmesi eğitim sistemimizin başarılı hale gelmesine vesile olacaktır. 
Akademik liselerdeki ders geçme başarısının 80 puan olması önerisi biraz abartı olsa da ortalama ile sınıf geçme yerine "her dersten başarılı olarak geçme" yani matematik,tarih,fizik,coğrafya..vb gibi derslerin hepsi bağımsız olarak değerlendirilip dersten geçme ve dersten kalma uygulamasına geçilmesi bile akademik başarının artmasında önemli rol oynayacaktır.  
Matematik branşındaki öğretime ilişkin yukarıda yazılan eleştirel yaklaşımlara karşılık kendi düşüncelerimi burada ifade etmek isterim.
** Mevcut sistemde genel ortalama 50 puanı tutturulduğunda 3-4 tane dersiniz başarısız bile olsa (örneğin matematik puan ortalamanız 30 dahi olsa) bütün başarısız derslerden ortalama ile geçilebilmektedir. (Bkz. MEB. Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği, 1/7/2015, Doğrudan Geçme Madde 57/b http://mevzuat.meb.gov.tr/html/ortaogrkurumyon_0/yonetmelik.pdf). Dolayısıyla bu sistemde öğrenci ortalamayı tutturabildiği takdirde, zorlandığı derslere sene içerisinde hiç çalışmadan sene sonunda hepsinden geçebilmektedir. Bunun yerine her ders bağımsız değerlendirilmesi durumunda, dersten başarısız olunduğunda bu dersin alttan alınması ile mecburen öğrenci tarafından çalışma yapılması gerekecektir. 
**Öğrencilerin ders yükünün azaltılması da başarıyı önemli ölçüde etkileyecektir. Bir sınıfta 10 veya daha fazla dersin olması bunların ayrı ayrı sınav ve değerlendirmelerin olması öğrencide çalışma isteğini ortadan kaldırmaktadır. Birbirine benzer derslerin gruplandırılıp, müfredat sadeleştirilerek, 6-8 derse düşürülmesi öğrenciyi motive edecektir.
**Öğretim programlarında yer alan ünitelerin bir bütün halinde öğrenciye sunulması başarı için en önemli faktördür. Örneğin mevcut programda matematik 9.sınıfta fonksiyonlar anlatılırken bileşke ve ters fonksiyon 10.sınıfta anlatılmaktadır. Araya kopukluğun girmesi konunun anlaşılamamasına sebeb olmaktadır. Bunun yerine 10.sınıfta fonksiyonlar bir bütün halinde anlatılması daha yerinde olacaktır. Fonksiyonlarla ilişkili olan diziler, polinom, parabol ve ikinci derece denklemler  konuları da 10.sınıfta anlatılarak aralarında ilişki kurulması sağlanmalıdır. 
**Matematik ve geometrinin birleştirilmesi öğrenciyi sınav külfeti bakımından motive edici olmuştur. Lakin bu kavramların birbiri içerisinde serpiştirilmesi bir matematik bir geometri şeklinde işlenmesi kopukluklara sebeb olduğundan bütünlük ilkesini bozmaktadır. Bunun yerine örneğin, 9.sınıfta sadece temel matematik kısmı sayılar, denklem çözümü ve problemler 10.sınıfta ise fonksiyonlar, diziler, polinomlar,parabol, ve ikinci derece denklemler konularının ardından geometri ünitesine geçilip üçgenler bir bütün halinde aktarılmalıdır. 11.sınıfta da geometri müfredatı dörtgenler,çember ve daire olarak sunulmalıdır. 12.sınıfta da katı cisimler, vektörler geometri konusu olarak verilmelidir. Bütün geometri müfredatının 10.sınıfta aktarılması mevcut durumda sıkıntıları beraberinde getirmektedir.
** Temel ve ileri matematik ayrımı mevcut sistemdeki hali ile korunmalıdır. Temel matematik konuları gündelik hayta dönük olarak seçilmeli ve öğrencileri kavramalara boğmamalıdır. Lise eğitimi boyunca herkesin temel matematik dersini alacak şekilde konular detaya inilmeden seçilmeli ve işlenmelidir. İleri matematik dersi seçmeli olarak öğrencilere matematik bilgisi kazandırmaya dönük olmalıdır. Matematik kavramları kolaydan zora,basitten karmaşığa, yakından uzağa ilkelerinden yola çıkarak soyut düşünme becerisini kazandırmaya dönük olmalıdır.
**Mevcut sistemde 12.sınıf öğrencilerin devamsızlık durumları da göz önüne alınarak matematik müfredatında türev ve integral konularına ek olarak diğer senelerin tekrarı mahiyetinde hem ileri düzey hem de temel düzeyde okutulabilecek uygulamalı matematik ünitesi ile lise eğitiminde öğrenilenler tekrar edilmelidir. Bu sayede öğrencilerin geçmiş yılları hatırlaması ve gündelik hayatlarında karşılaşabilecekleri matematik problemlerine çözümler bulabilmeleri sağlanmalıdır.
**Okullarda Matematik sınıfları oluşturulmalı ve bu sınıflarda matematikle ilgili doküman, grafik, resim ve diğer paylaşımlar sunulmalıdır. Öğrenci bu sınıflara girdiğinde matematik işleneceğinin farkında olmalıdır.
**Başarısı yüksek olan öğrencilerin genel ders ortalamalarına göre üst dönemlerden ders almalarına imkan tanınarak lise eğitimi için belirlenen süreden daha erken dönemde okullarını bitirmeleri sağlanmalıdır. Bu sayede başarılı beyinlerin daha kısa sürede meslek hayatına atılarak değerlendirilmeleri mümkün hale gelecektir.
**Yaparak yaşayarak öğretim modelleri oluşturulmalı bu şekilde matematik eğitimi zevkli ve ilgi çekici hale getirilmelidir. Gündelik hayattan kopuk eğitimin başarıya ulaşma şansı düşüktür. Bunun yanında her matematik kavramının somut hale getirilmesi için uğraş vermek de matematik biliminin temeli ile bağdaşmayacağından anlamsız bir çaba olacaktır. Matematik Soyut düşünme biçimini içine alan geniş bir ilim dalı olduğu izlenimi öğrenciye sezdirildiğinde başarıya ulaşmak daha kolay hale gelecektir.
**Matematik derslerinde bol örneklendirmelerin yapılması öğrencinin öğrenmesi açısından önemlidir. Bu nedenle ders kitapları seviyelere göre düzenlenip basitten zora doğru pek çok örnek ihtiva etmelidir. Öğrencinin kendi kendine çözebileceği örnek problemlerin olması kavramayı kolaylaştıracağından başarıyı olumlu etkileyecektir. Belli zamanlarda genel tekrar çalışmalarının yapılması için süre ayrılması pekiştirici etki yapacağından başarıya olumlu yansıyacaktır.
**Öğrencilerin derse karşı ilgi ve merak düzeyinin artırılması için dersin kazanımlarına uygun araştırma ve incelemelerin yapılması ve bunların konu anlatılmadan sınıf ortamında paylaşılması güdülenmeyi arttıracaktır. 
         Bütün bu yorumlara ve tavsiyelere rağmen en iyi eğitim modelini dahi oluştursak bile, istek olmadan hiçbir başarı mümkün olmaz. Unutmayalım ki koca bir denize ağzı sıkıca kapalı bir şişeyi koysak içerisine bir damla su girmez. Fakat bu şişenin ağzını birazcık açıp denize atsak o zaman içerisi su ile dolar. İşte bu misaldeki gibi öğrencilerimiz ilim deryalarına talib olduklarında başarıya ulaşabilirler. Aksi halde öğrenci açısından bir başarıdan söz etmenin ihtimali yoktur.

Asya Ülkelerinde Matematik Başarısı

"OECD, 3 yılda bir, ülkelerin eğitim sistemlerini ölçtüğü Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Raporu'nu (PISA 2016) açıkladığında, Asya ülkelerinin ilk sıralarda yer aldığı görülür. Dünya ekonomisinin yüzde 80'ini temsil eden 64 ülkedeki 15 yaş grubu öğrencilerin eğitim durumu incelendiğinde; Türkiye, 64 ülke arasında matematikte 45, okuduğunu anlamada 37, ve fen bilgisinde 41. sırada yer aldı. Matematik dalında Şanghay, Singapur, Hong Kong ve Kore ilk sırayı alırken; okumada Şanghay, Hong Kong ve Kore ilk 3'ü paylaştı; bilimde Şanghay, Estonya ve Hong Kong ilk üçe girdi. Türkiye, tüm alanlarda OECD ortalamasının altında kaldı.

PISA raporunu değerlendiren uzmanlar matematik öğretiminin zeka problemi değil, sistem ve yöntem problemi olduğunu ifade ettiler. 1990'lı yıllardan bu yana uluslar arası eğitim liginde ilk sıraları kimselere bırakmayan Asya kaplanlarının sırrı da sistemde gizli. Araştırmadan çıkan sonuçlar öğretmenlerin derslerde kullandıkları eğitim yöntemlerinin her şeyden önemli olduğunu gösteriyor. Başarılı sonuç alan ülkelerde öğretmenlerin derslerde matematik kavramlarından ziyade temel aritmetiğe çok daha fazla zaman ayırdıkları; zihinsel aritmetiğe çok daha önem verdikleri; temel ders kitapları kullandıkları ve küçük gruplardan ziyade toplu sınıflarda eğitimi tercih ettikleri anlaşılıyor. 
Rıchard E. Nisbett imzalı Düşüncenin Coğrafyası isimli kitap; Doğulular ve Batılılar nasıl ve neden birbirinden farklı düşünürler sorusu eşliğinde, Doğu ve Batı toplumlarını karşılaştırıyor. Aşağıda okuyacağınız bölümü Asya ülkeleri matematikte neden başarılı sorusuna cevap verebilmek adına kitaptan alıntıladım. “Amerika'da okuma yazma öğrenen çocuklar 'Dick and Jane' adlı okuma kitabını mutlaka okumuşlardır. Bu okuma kitabının ilk sayfasında çimenlik bir alanda koşan küçük bir erkek çocuk resmi görülür. İlk cümleler şunlardır: “Bak Dick koşuyor. Bak Dick oynuyor. Bak Dick koşuyor ve oynyor.” Bu Batılı zihniyete göre çocuklar hakkında verilebilecek en doğal temel bilgidir. Aynı döneumdeki Çinli okuma kitabının ilk sayfasında daha büyük bir erkek çocuğun omzuna binmiş küçük bir oğlan resmi yer alır. “Abi kardeşiyle ilgileniyor. Abi kardeşini seviyor. Kardeş abisini seviyor.” Bir çocuğun basılı sözle ilk karşılaşmasında bireysel eylemin değil, insanlar arasındaki özellikle de kardeşler arasındaki ilişkilerin aktarılması önemli görülmüştür. Çocuklara başkalarıyla uyumlu bir şekilde kaynaşmayı öğreten Asyalı uygulamanın tersine, Amerikalı çocuklar her çocuğun bir günlüğüne VIP olabildiği okullara gidiyorlar. Japon öğrencilere hem başkalarıyla ilişkilerini geliştirebilmeleri hem de sorun çözmede beceri kazanmaları için nasıl özeleştiri yapacakları öğretilir. Özeleştiri aracılığıyla bu tutum ömür boyu devam eder. Kimse mesleğinde on yılı geride bırakmadan ustalaşmış sayılmaz. Özgüven patlaması yaşayan Batılılar kendinden ziyadesiyle hoşnutken; Asyalılar kendini geliştirme dürtüsüyle devam ederler.
Yapılan bir deneyde görülür ki Kanadalı öğrenciler başarılı olduklarında Japon öğrenciler ise başarısız olduklarında görev üzerinde daha uzun çalışırlar. Batılılar iyi başladıkları az sayıda işte çok başarılı olabiliyorlar. Doğulular ise her konuda beceri edinmeye daha yatkın görünüyorlar, kendilerini geliştirmek için fırsat olarak değerlendiriyorlar. Gelişim psikologları Amerikalı ve Çinli annelerin evlerine giderler. Annelerden bebekleriyle her zamanki gibi ilgilenmelerini isterler. Amerikalı anneler nesne etiketlerini Japon annelerden iki kat fazla kullanır. Japon anneler ise nezaket kurallarını öğreten toplumsal rutinlere -empati ve selamlama gibi- iki kat fazla başvurur. Amerikalı bir annenin bebeğiyle konuşması şöyleydi: “Bu bir araba. Arabayı gördün mü? Sevdin mi? Ne güzel tekerlekleri var.” Japon bir anne ise şöyle söylüyordu: “İşte bu bir düt düt! Onu sana veriyorum. Şimdi sen de bana ver. Evet! Teşekkür ederim.” Amerikalı çocuklar dünyanın genelde nesnelerle dolu bir yer olduğunu öğrenirken; Japon çocuklar dünyanın genelde ilişkilerle ilgili olduğunu öğreniyordu. Batı'da matematiği zayıf olan bir çocuğun matematik yeteneğinden yoksun hatta belki öğrenme özürlü olduğu düşünülür. Doğuda ise böyle bir çocuğun daha sıkı çalışması ya da belki öğretmenin daha fazla çalışması veya öğrenme ortamının değiştirilmesi gerektiği düşünülür.”
Sema Karabıyık
Kaynak:www.yenisafak.com/yazarlar/semakarabiyik/asya-ulkeleri-matematikte-neden-daha-basarili-2029906

LYS-2016 Geometri Sınavı Çözümleri

LYS-2016 Geometri sınavı; son yıllarla kıyaslandığında önceki yılların sorularına benzemekle birlikte biraz daha düşünmeye ve uygulama becerisine yönelik tarzdaydı. Sınav soruları, sistemli ve planlı çalışan öğrencilerin yapabileceği sorulardan oluştuğundan çok fazla çeldirici ve şaşırtıcı sorulara rastlanmamıştır. Sınav soruları tamamen müfredata uygun biçimde oluşmakla birlikte, tüm test ve yardımcı kitaplarda bulunabilecek düzeyde güzel sorulardan oluşmuştur.
Konu Dağılımları hakkında şunları söyleyebiliriz. Sorulan 30 sorunun ilgili olduğu ünite ve konu dağılımlarını dikkatle incelemeniz bundan sonraki sınavlar için çalışma planı hazırlamanıza katkı sağlayacaktır.
Üçgenler 3,
Dörtgenler 5,
Çokgenler 3,
Çember ve Daire 6,
Katı Cisimler 3,
Dik Koordinat Düzlemi 6,
Konikler 1,
Vektörler 1,
Uzayda Doğru ve Düzlem 2

Planlı ve sistemli çalışmayan öğrencilerin sınav süresini yetiştirme konusunda sıkıntı yaşayabileceğini söylerek soruların PDF üzerinden çözümlerini istifadenize sunuyorum. LYS 2016 Geometri Sorularını incelemek ve indirmek için tıklayınız

Ayrıca sitemizde LYS Matematik çözümleri de mevcuttur. LYS Matematik 2016 Sınav sorularının çözümlerine ulaşmak için tıklayınız.

LYS-2016 Matematik Sınavı Çözümleri

LYS MATEMATİK 2016
LYS Matematik sınavı; son yıllarla kıyaslandığında önceki yılların sorularına benzemekle birlikte biraz daha zorluk derecesi azaltılmış nitelikteydi. Sınav soruları, sistemli ve planlı çalışan öğrencilerin kolaylıkla yapabileceği sorulardan oluştuğundan çok fazla çeldirici ve şaşırtıcı sorulara rastlanmamıştır. Sınav soruları tamamen müfredata uygun biçimde oluşmakla birlikte, tüm test ve yardımcı kitaplarda bulunabilecek düzeyde çok fazla farklılık arz etmeyen güzel sorulardan oluşmuştur. LYS Matematikte; bu senenin müfredatı itibariyle (2016) 9.sınıf müfredatından 15 soru, 10.sınıf müfredatından 8 soru, 11.sınıf müfredatından 13 soru,12.sınıf müfredatından 14 soru sorulmuş olması sınavın yıllara göre eşit dağılım yapıldığını da bizlere ayrıca göstermektedir. Ayrıntılı olarak soru dağılımına bakmak için aşağıdaki tabloyu inceleyiniz. 


LYS MATEMATİK (LYS 2016) Adet
Temel Kavramlar 0
Faktöriyel 1
Bölme ve Bölünebilme 2
OBEB-OKEK 1
Rasyonel Sayılar 1
Basit Eşitsizlikler 1
Mutlak Değer 1
Üslü İfadeler 2
Köklü İfadeler 1
Oran-Orantı 1
Fonksiyonlar 2
Kümeler 2
Perm-Komb-Binom-Olasılık 2
Polinomlar 3
Çarpanlara Ayırma 1
2.Dereceden Denklemler 1
Eşitsizlikler 0
Parabol 0
Mantık ve İspat Yöntemleri 0
Modüler Aritmetik 1
İşlem 0
Trigonometri 3
Karmaşık Sayılar 3
Logaritma 2
Toplam Çarpım Sembolü 1
Diziler-Seriler 2
Özel Tanımlı Fonksiyonlar 0
Limit ve Süreklilik 2
Türev ve Uygulamaları 6
İntegral 5
Konikler (Elips,Hiperbol,Parabol) 0
Determinant-Matris 3
Matematik Toplamı 50
Geometri Toplamı  30
TOPLAM 80

LYS Sorularının tamamına OSYM'nin resmi web sayfasından ulaşabilirsiniz. Burada yer alan Matematik soruları; ÖSYM web sayfasında yayınlanan "LYS Matematik sınavı" sorularının PDF dokümanı üzerinden çözülmüş halidir. Soruların aslına ulaşmak için www.osym.gov.tr/ adresini kullanınız.
Planlı ve sistemli çalışmayan öğrencilerin sınav süresini yetiştirme konusunda sıkıntı yaşayabileceğini söylerek soruların PDF üzerinden çözümlerini istifadenize sunuyorum. LYS/2016 Matematik sınav sorularının çözümlerine ulaşmak için tıklayınız.

Öğrencilerimizin sınavlara hazırlanırken YGS basamağında 9.ve 10.sınıf konularını içerecek biçimde hazırlanmaları LYS basamağı için de tüm matematik konularına hakim olarak hazırlanmaları iyi bir bölüm arzu edenler için kesinlikle gerekli olacaktır. Yukarıdaki soru ve ünite tablosu da incelenerek hangi konulardan daha yoğun soru geldiği analiz edilerek o konulara/ünitelere daha çok ağırlık verilmelidir. Planlı ve programlı bir şekilde zamanı verimli kullanarak çalışma yapılırsa başarıya ulaşmak kolay olacaktır. Bütün öğrencilerimize sınavlarında başarılar dileriz...

Sitemizde ayrıca LYS 2016 Geometri sınav sorularının çözümü de mevcuttur. LYS/2016 Geometri Sorularını incelemek ve indirmek için tıklayınız. 

Şehir ve Medeniyet Kavramı

Medeniyet aynı inanç ve hedefler uğrunda bir araya gelmiş toplumların birlikte inşa ettiği ve etmeye çalıştığı bir oluşumdur. Tarihte bu uğurda pek çok medeniyet inşa edilmiş bunlar etrafında şekillenen pek çok insan hikayeleri ortaya çıkmıştır. Roma Medeniyeti, Selçuklu Medeniyeti, Osmanlı Medeniyeti..vs gibi medeniyetler bir coğrafyada geniş izlerin oluşturduğu büyük medeniyetlerdir. Bir medeniyet kendisinden sonraki zamanlara da ışık tutabildiği ölçüde büyük medeniyet kudretine haiz olacaktır. Medeniyetlerin oluşum sürecinde din, dil ve coğrafya büyük etkenlere sahiptir. Toplumların birlikte yaşama duyguları, herhangi bir konu üzerindeki düşünceleri, birlikte veya ferdi olarak meydana getirdikleri ürünleri, bireylerin ahlâkî yapısı, sanat ve estetik algıları, müziği, edebiyatı, ticari ilişkileri, ekonomik ve iktisadi hayatları, eğitim anlayışları, hedefleri, savaşları, diğer toplumlar ile olan ilişkileri gibi her alanda akla gelebilecek her şey medeniyet kavramı içerisinde yer alır.  Medeniyetlerin oluşum sürecinde hep insan vardır. Temelde bir dine ve anlayışa bağlı olarak ortaya çıkmış olsa da İnsan medeniyetin inşa edicisi durumundadır. “el-İber” eserinin Mukaddimesi ile büyük bir üne kavuşmuş ünlü müellif İbn Haldun Medeniyet kavramı üzerinde yoğun açıklamalar yapmış ve medeniyetleri anlamayı bir insanın vücuda gelmesine benzeterek, insan yaşamı ile ilişkilendirmiştir.  Her medeniyet tıpkı bir insan gibi doğar, büyür, gelişir ve sonunda da ölür. Medeniyetin ölmesi yok olması manasında olmayıp mevcut parlaklığının azalması etki alanının zayıflaması anlamına gelir. Her medeniyet başka bir medeniyetin içinde mutlaka kendilerinden bir takım izleri yaşatmaya devam eder. İbn Haldun’un, Mukaddime eserinde sözünü ettiği ‘kainatı anlamak insanı anlamaktır, insanı anlamak kainatı anlamaktır’ ilkesi gereğince medeniyetleri insan hayatı ile beraber değerlendirmek en doğru kavrama biçimi olacaktır.
"İbn Haldun, kültürün ve medeniyetin gelişmesi için gerekli olan ilimlerin ancak bir umranın ve yüksek bir hadaretin bulunduğu yerde gelişeceğini vurgulayarak medeniyetin, bedevîlerle değil, hadarî olan insanlarla yükseleceğini belirtmektedir. İbn Haldun’a göre şehirlilerin sorumluluğu daha büyüktür. Çünkü medeniyetin çöküşü onların görevlerini hakkıyla yapmaması, şehirde yaşamalarına rağmen şehirli değerlerini yavaş yavaş kaybetmeleri ile hızlanmaktadır. İbn Haldun'a göre medeniyetin inşası şehir olmak ile mümkündür. İbn Haldun’a göre hadarîlerin kanunî hükümleri sıkı bir şekilde tatbik etmeleri, metanetlerini bozar ve mukavemetlerini kırar. Çünkü bu kanunlardaki müeyyideler haricidir, yani insanın tabiatına yabancıdır. Onun için insanın dayanma ve direnme gücünü tahrip eder. Şer’î kanunlar ise metanet ve mukavemeti bozmaz; çünkü bunlardaki müeyyideler zâtîdir, yani kalpteki imana dayanır. İbn Haldun şehir insanının hadarî özelliğini ön plana çıkarmış, ancak aynı zamanda şehir insanına ağır eleştiriler de yöneltmiştir. Şehir insanının karakterini anlatırken, onların haris, mağrur, korkak, tembel, rahatına düşkün, bencil, müsrif olduklarını ifade eder. Ahlâkî bakımdan olumsuz sayabileceğimiz pek çok sıfatı şehir insanına yakıştırabilir. Ona göre uygarlık, yaşamakta olan insanî değerleri yozlaştırabilmektedir. Hadarîlerde insanî meziyetler ve ahlâkî özellikler bozulmuş olduğundan onlar hilekâr, kurnaz, menfaatine düşkün ve cimridirler. İbn Haldun, lüks ve israfa düşkün hadarî insanlarda zenginliğin de etkisiyle dine olan ilginin azaldığına dikkati çeker. İbn Haldun’a göre, insanın ahlâkî yönündeki gelişimi sonrasında millet ilerlemeye başlar. İnsanın ahlâkî yapısında ve toplumun değerlerinde fark edilebilir bir gelişme olursa bu durum maddî gelişmeyi tetikler. " İşte burada anlatılan yaklaşımda, insan, şehir ve medeniyet iç içe kavramlardır. Şehir olmadan göçebe ve bedevi bir toplumun medeniyeti oluşturmasından söz edilemez. Burada medeniyetten kasıt bir ilerleme ve inşa sürecidir. Aksi halde Bedevi Arapların dil ve gramer alanındaki yetkinlikleri, şiir ve edebiyata hakim olmaları bir medeniyet göstergesi olarak sayılmaktan öte bir kültür birikimi olarak ifade edilebilir.
İbn Haldun “İnsan alışkanlıklarının çocuğudur, alışkanlık ikinci bir tabiattır, insanoğlu öğrenen bir cahildir, anne babası tarafından yetiştirilmeyen insanı zaman eğitir, içinde yaşadığı çevre insanın tabiatının yerini alır, âdetler insan tabiatını ve karakterini belirler.” sözünde kastettiği mana itibariyle birey;  kendisinin dünyaya gelişi ile birlikte büyük gayret ve çabalar içerisinde  J.Locke'nin sonradan felsefeye kazandırdığı "Boş Levha" konumundaki zihin ve dünya hayatını bir nakış gibi işlemeye ve anlamlandırmaya başlar. Bu arayış ve çabalar sonunda bir medeniyet inşası süreci başlamış olur. İnsanlar ait oldukları inanış gereği kendi medeniyetlerini oluşturamaya başlarlar. Eski Roma ve Yunan medeniyetini inşa eden insanlar, sanatsal değer taşıyan heykel ve resimlerini yaparken hep bu manadan yola çıkarak dinlerinin ve inanışlarının etkisini medeniyetlerinde hissettirirler. Avrupa'da at koşturan Hunlar ve diğer Türk boyları göçebelikten şehir yaşamına geçtiklerinin izlerini kurdukları devletlerde gösterirler. Endülüs Coğrafyasında büyük bir medeniyeti inşa eden Araplar, Asya ve Avrupa'da nam salan Selçuklu ve Osmanlılar inşa ettikleri medeniyetlerde İslam dininin etkilerini bizlerin dikkatine sunarlar. İşte bu misallerdeki gibi medeniyet inşasında en büyük pay; din ve inanışların etkisinde ortaya çıkan hedeflerdir.

Umrandan Uygarlığa eseri ile Medeniyet ve Umran kavramlarına büyük bir anlam çerçevesinde bakan Cemil Meriç, "biz büyük bir medeniyetin çocukları olarak gurur duymalıyız." der. Geçmişimizde yüzümüzü kızartacak bizi yerin dibine sokacak bir olayı bulunmayan, utanılacak mâzisi olmayan, insanlığa büyük hizmetleri olmuş, başka ve medeniyetlerin oluşumunda büyük pay sahibi olmuş, çağlar kapatıp çağlar açmış bir medeniyetin çocuklarıyız. Fakat günümüzde bu medeniyetimiz, içinde bulunduğumuz bunalımlı ve fetret halinden dolayı dünyaya hâkim olma kabiliyetini kaybetmiş ve Batı medeniyetinin tesiri altına girmiştir. Bu tesir içinde bulunduğumuz coğrafya insanını kendi medeniyetinden utanan ve hatta reddeden kendi kimliğinde eksiklikler bulan bir mağlubiyet anlayışına sokmuştur.  Cemil Meriç, “ne biz medeniyetimizi inkâr ettik, ne de Batılılar bizi asırlardır bildiklerinden farklı bildiler. Batıcılarımız, yâni müstağriblerimiz ne kadar medeniyet hüviyetimizi inkâr etse de Batılıların gözünde biz düşman bir medeniyetiz. Oysa bu medeniyet, tek başına ortaçağ karanlığını aydınlattı. Tarihte hiç bir insan topluluğu, İslâm inkılâbı, yâni medeniyeti kadar uzun bir hamle yapmadı. Bu medeniyet bir asırda okyanusları birbirine birleştirdi, çeşitli ırktan insanları birbirine kaynaştırdı, târihleri birbirleriyle hamur yaptı.” derken İslam dininin, oluşturduğumuz büyük medeniyetlerin alt yapısında ne denli bir yer teşkil ettiğini bizlere ifade etmektedir. Tabi buradaki kasıt ve ifadeler bizim anladığımız açıdan anlamak isteyenlere bir hitap niteliğindedir. At gözlüğünü takarak olaylara bakanlar, kendi kimliğinden hiçbir şekilde razı olmayıp kendisini başka milletlere benzetmeye çalışanlar, bizim bakış açımıza tam ters bir halde her zaman inşa ettiğimiz Büyük İslam Kültür ve Medeniyet tarihimizde bir sorun aramaya devam edeceklerdir. Medeniyetimizde bir eksiklik ve kusur olduğu zannı ile hareket edenler, daima kısır hayallerinde Batı Medeniyetini yaşatmaya devam edeceklerdir. Bu tür yaklaşımlarda bulunanlara inat bizim gayemiz; kendi kimliğimizin farkında olma bilinciyle hareket edip, geçmişte oluşturduğumuz büyük medeniyet zenginliklerimize sırtımızı dönmeden Allah'tan başka kimseden korkmadan büyük bir sabır ve şevkle yeni medeniyetlerin inşa sürecindeki taze heyecanlara hazır olmaktır. İslam bizden daima çalışıp dünyayı ve ahiretimizi imar etmemizi emreder. Kuran-ı Kerim'de “Şu insanlar, çarçabuk geçen dünyayı seviyorlar da önlerindeki çetin bir günü (ahireti) ihmal ediyorlar.” (İnsan 76/27) ayetinde de ifade edildiği üzere dünya hayatına fazla kapılmadan bir medeniyet inşa sürecinde yer almak birey olarak bizlerin en büyük vazifesi olmalıdır. Aslında Kuran-ı Kerim çizgisinde hareket edildiğinde dünya ve ahiret arasında bir denge gözetmemiz gerektiği ortaya çıkacaktır. Nitekim bu konudaki pek çok ayette dünya ve ahiret arasındaki dengeye dikkat çekilmektedir.
“Ahiret de dünya da Allah'ındır.” (Necm 53/25), Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.” (Kasas - 28/77),
“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah'ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.” (Hadid 57/20), “Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke bilmiş olsalardı!” (Ankebut 29/64)
Bütün bu yazılanlardan idrak ettiklerimizle, dünya hayatında iyilik ve güzellikler içerisinde iman ve islam çizgisinde kendimizi ifade edebileceğimiz  yeni müesseseler, ilim, kültür ve irfan meclisleri, kendimize ait sanat ve estetik yapıları, eğitim ve kültür birikimleri, edebiyat ve iktisadi gelişmeleri inşa ederken bir yandan da ahiret hayatımızın mamur olması için çaba sarfetmeliyiz. İşte bu bilinç ve idrak insanı mükemmelleştirecek yegane unsur olacaktır.
Kadir PANCAR
16/06/2016
Kaynakça: 
İbn HALDUN, Mukaddime (I-II), Çev.Süleyman Uludağ, Dergah Yayınları,İstanbul,2012
Ahmet ALBAYRAK, İbn Haldun Medeniyet Tasarımı ve İnsan,İslami Araştırmalar Dergisi, 2010
Cemil MERİÇ, Umrandan Uygarlığa, İletişim Yayınları, İstanbul,2003

Lys Sınav Stratejileri

LYS Adayları için sınav tavsiyesi;
"1. Sınav anında önceden belirlediğiniz strateji ile soruları çözmeye başlayın, planladığınızın dışında bir yöntem izlemeyin. Sınavda macera peşine düşmeyin.
2. Çoktan seçmeli sınavlarda zaman yönetimi çok önemlidir. İlk turda bütün soruları çözecekmişsiniz gibi hareket etmeyip soruların yüzde 80’ini, ikinci turda ise kalan soruların yüzde 20’sini çok rahat çözebilirsiniz.
3. Sınav anında yapamadığınız soru ya da sorularla inatlaşmayın, çözemediğiniz sorunun yanına bir işaret koyarak hemen o soruyu geçin.
4. Sınavda aynı test içindeki soruların zorluk ya da kolaylık derecesine bakmayın, ilgili testteki tüm soruların puan değeri aynıdır.
5. Cevaplarınızı kontrol ederken, çok güçlü bir nedeniniz yoksa cevap şıkkınızı değiştirmeyin. Akla gelen ilk şıkkın doğruluk oranı her zaman yüzde 80’dir.
6. Sınav anında heyecan ve stresin önüne geçmek için öğrencilerin sonuç yerine sınav anına odaklanmaları gerekir. “Sorular bildiğim yerden mi gelecek, soruları doğru çözebilecek miyim, bildiklerimi yapabilecek miyim” şeklinde düşünürlerse hata yapma ihtimali yüksek olur. Sınav anında sadece sınavı ve soruları düşünüp sonucu düşünmemek gerekir.
7. Şimdiye kadar kodlama sistemini oluşturmuş olmanız gerekiyor. Sınavda alıştığınız kodlama yöntemini uygulayın. En iyi kodlama tekniğini siz daha iyi biliyorsunuz.
8. Kodlama arasında birer dakikalık mola verebilirsiniz. Bu vereceğiniz molaları zaman kaybı olarak görmeyin. Tam tersi dikkatinizi toplamak için yararlı olacaktır.
9. Soru köklerini iyi okuyun (dır, değil, olamaz, mamalıdır, değildir.. vb.) soruların altlarını çizerek soruyu doğru anlamaya çalışın.
10. Mutlaka işlemleri kitapçık üzerinde yapın. İşlemleri kağıda yapmanız işlem hatalarını da en aza indirecektir.
11. Sınavınız erken bitse bile sınavdan çıkmayıp, baştan sona cevaplarınızı kontrol edin. Sınav sürenizi son dakikaya kadar kullanın.”
Ahmet Alkayış
http://www.trthaber.com/haber/egitim/sorularla-inatlasmayin-11-taktigi-uygulayin-256270.html

Oyun ile Matematik

"Biliyor muydunuz? Türkiye’de bir öğrenci, 1. sınıftan 8. sınıfa kadar her hafta en az 5 saat zorunlu matematik dersi görüyor. Bu da yılda yaklaşık 600 saat matematik dersi demek. Yani Türkiye öğrencilerine Matematik öğretmek için yeterli ders saati ayırıyor gözüküyor. Oysa OECD'nin 3 yılda bir yayınladığı PISA 2016 Raporuna göre bu ders saatlerini iyi değerlendiremiyoruz. Buna göre Türkiye, 64 ülke arasında matematikte 45'inci sırada yer alıyor. Yani bir yerde hata yapıyoruz. Peki, ama nerede? Matematiği neden öğretemiyoruz? Matematik gerçekten çok mu zor? Neden matematik dersi sevilmiyor? Yoksa matematiğe gerçekten ihtiyacımız yok mu? 
İTÜ Geliştirme Vakfı Okulları Dr. Natuk Birkan İlkokulu ve Ortaokulu Matematik Bölüm Başkanı Halet Sayın ile konuştuk. Öncelikle işin aslı şu: Matematiğe adım attığımız her an ihtiyacımız var. Bu gerçeği kavramak gerekiyor. Buradan hareketle matematiği sevdirmenin her yolu daha kolay işe yarayabilir. Bakın Halet Sayın ne diyor: Matematiği sevdirmenin en önemli etkeni, matematik öğretmenidir. Öğretmenin matematiğe karşı bakışı, öğrenciye aksediyor. Demek ki ilk husus, iyi bir matematik öğretmeni. Fakat bu yeterli değil. Sonra? İyi bir müfredat gerekiyor. Sayın’a göre Türkiye’deki matematik müfredatı başarılı. Ancak müfredatın yani teorinin pratiğe dönüşmesinde ve dolayısıyla tüm öğrencilere ulaştırılmasında bir sorun var. 
Peki sorun bu nasıl aşılır? Bunun çeşitli yolları var. Bunlardan bir tanesi oyunlaştırma. Somutlaştırma gerekiyor Oyun, hayat becerisinde olduğu gibi matematikte de öğrenmenin en önemli arkadaşı olarak görülüyor. Halet Sayın da böyle diyor: Matematiği bir oyun üzerinde algılamak, matematiğe karşı olumlu duygular oluşturuyor. Matematik, oyunla birlikte daha kolay somut hale geliyor. Çocuğun öğrenmesinde somutlaştırma çok önemlidir. Peki, bunu Türkiye’de uyguluyor muyuz? Öncelikle şu var: Matematik felsefesini daha iyi özümseyen, onu kendi yaşamının vazgeçilmezi kılan öğretmen daha etkin öğretme becerisine sahip oluyor. Bir de sadece matematikte değil tüm branşlarda aynı olgu geçerli değil mi? Öğrenmeye-öğretmeye duyulan aşk ve insan sevgisi. İnsana, çocuğa duyulan sevgi var oluşa duyulan hayranlık ve sevgiyle eşdeğerdir. Eğer bir öğretmen bu değerlere sahipse ister matematik olsun ister başka bir bilim alanı sınırsız metot üretebilir. Üretmenin ve öğretmenin sınırı yok. Metotları bulmak sizin hayal dünyasına kalıyor. Matematik yaparken keyif almalıyız.
İTÜ Geliştirme Vakfı Okulları Dr. Natuk Birkan İlkokulu ve Ortaokulu Matematik Bölüm Başkanı Halet Sayın: Öğrencilerimize edindikleri tüm bu bilgi ve becerileri günlük yaşamlarında karşılaştıkları problemleri çözmek için kullanma alışkanlığı kazandırmayı hedefliyoruz. GEMS, MTW gibi programlarla, öğrencilerin sonuçlara kendilerinin ulaşmasını ve bunları yaparken keyif almalarını istiyoruz. Bizim için önemli olan öğrencilerin yaparak yaşayarak öğrenecekleri etkinlik temelli bir eğitimdir. 
Sadece zekilerin işi değil! Matematik, sadece çok zekilerin başarabileceği bir ders değildir. Bunu şöyle anlatabiliriz: İki şehir arasındaki yolu, her araç kendi kapasitesi kadar hızlı kat edebilir ama dikkatli, kurallara uygun kullanılan her araç menzile ulaşır. Sorun şu ki, biz yavaş araçları beğenmiyoruz. Bu genel kanı oluşturuyor. Oysa hızlı araçların kazaları sıkıntılı olabiliyor. Yavaş araçlarla da yakından ilgilenmek gerekiyor."
Kezban KARABOĞA
Kaynak: http://www.dunya.com/toplum/egitim/oyun-matematigi-sevdirir-301793h.htm 

Gazipaşa Matematik Olimpiyatları

Aydın'da ilk defa devlet okulları arasında 7. sınıf öğrencilerine yönelik matematik olimpiyatı düzenlenen Gazipaşa Ortaokulu, dereceye giren öğrencileri ödüllendirdi. Efeler Gazipaşa Ortaokulu tarafından düzenlenen Gazipaşa Matematik Olimpiyatı (GaziMO), ödül töreniyle tamamlandı. Gazipaşa Ortaokulu konferans salonunda gerçekleştirlen ödül törenine Okul idarecileri, öğretmenler, veliler, öğrenciler ve davetliler katıldı. 
Tören açılışnda konuşan Gazipaşa Ortaokulu Müdürü Nadir Çoşkun, Aydın'da devlet ortaokulları arasında örnek olacak ilk Matematik Olimpiyatını düzenlemekten gurur duyduklarını belirterek," Matematik Olimpiyatı ile öğrencilerimizin matematik alanında çalışmalar yapmalarına katkı yapmak, bilgilendirmek, ilgi ve yetenekleri doğrultusunda erken yaşlardan itibaren gelişmelerini desteklemek sağlamaktır. 7. Sınıf öğrencilerine yönelik yapılan bu sınav TEOG düzeyinde olup 250 öğrencinin katılımlarıyla yapılmıştır. Katılımdaki yoğunluk bizleri mutlu etmekte ve gurur vericidir. Şuan belirli bir kısıma hitap etsede, ilerleyen dönemlerde tüm il genelinde bunu yapmayı hedefliyoruz. Matematik Olimpiyat'ında dereceye giren öğrencilerimizi tebrik etmek ve onları bu başarılarından dolayı hediyelerini vermek için buradayız. Dereceye giren öğrencilerimizi tebrik ediyoruz. Başarılarının devamını diliyorum" dedi.
Okulun düzenlediği "Gazipaşa Ortaokulu 7. Sınıflar Matematik Olimpiyatlarına (GaziMO)" Efeler ilçesinde bulunan 20 okul katıldı. Katılan tüm okullardan Dereceye giren öğrenciler:
DERECESİADI SOYADIOKULUPUANIÖDÜL
1Mehmet ÇOBANDr. Fevzi Mürüvet Uğuroğlu Ort.66 Yarım Cumhuriyet Altını - Plaket - Madalya - Katılım Belgesi
2Ayşenaz TUNCAYEfeler Ortaokulu64 Çeyrek Cumhuriyet Altını - Madalya - Katılım Belgesi
3Umut Mahir KÖLEMENGazipaşa Ortaokulu58 Gram Altın - Madalya - Katılım Belgesi
4Alperen TURANGazipaşa Ortaokulu55 Gram Altın - Katılım Belgesi
5Emre ŞİŞİKEfeler Ortaokulu55 Gram Altın - Katılım Belgesi

Hisarcık Matematik Ligi

Kütahya’nın Hisarcık ilçesi Şehitler Ortaokulu tarafından öğrencilerin matematiğe olan ilgisini artırmak amacıyla ilçe genelinde düzenlenen Matematik Ligi Yarışmasının finalinde Şehitler Ortaokulu birinci oldu. Hisarcık Meslek Yüksek Okulu amfisinde gerçekleştirilen Matematik Ligi yarışmasının finalinde Merkez Şehitler Ortaokulu, Anadolu İmam Hatip Ortaokulu ve Hasanlar köyü Ortaokulları yarıştı. 
Okullara 15 sorunun sorulduğu final yarışma sonunda Şehitler Ortaokulu ve Anadolu İmam Hatip Ortaokulu 10 soruya doğru cevap verirken, Hasanlar köyü Ortaokulu 9 soruya doğru cevap vererek üçüncü oldu. Birincinin belirlenmesi amacıyla sorulan yedek sorular sonunda 13 soruya doğru cevap veren Şehitler Ortaokulu birinci, 12 soruya doğru cevap veren Anadolu İmam Hatip Ortaokulu ikinci oldu. Dereceye giren okullara ödülleri, İlçe Milli eğitim Müdürü İlhan Cebeci, İlçe Milli Eğitim Müdürü Mehmet Ali Özdemir ve Anadolu İmam Hatip Lisesi Müdürü Fatih Yaman tarafından verildi. İlçe Milli Eğitim Müdürü İlhan Cebeci, ödül töreninde yaptığı konuşmada Matematik Ligi yarışmasına emeği geçen okul idarecilerine, öğretmenlere ve öğrencilere teşekkür etti. Cebeci,”Okullarımızda yapılan etkinliklerde bazı derecelendirmeler olmaktadır. Zaten hayat bir yarıştır. Ama eğitim camiamızda yapılan hiçbir yarışmanın kaybedeni yoktur. Neticede tüm çocuklarımız kazanıyor. Herkes bir şeyler öğreniyor. Ben bu anlamda finalde yarışan üç okulumuza da teşekkür ediyorum.” diye konuştu. 
Şehitler Ortaokulu Matematik Öğretmeni Esra Kahya, Hisarcık Matematik Lig Projesinin ortaokul öğrencileri arasında dayanışma ruhunu geliştirmek, matematik problemleri üzerinden çoğul düşüncelerle çözümler üretmeyi ve okullar arasında kaynaşmayı sağlamak için tasarlandığını söyledi. Kahya,”Projemizin amacı, öğrencilerimizin matematiğe olan ilgisini artırmak, matematiğe duyulan önyargıyı yıkıp olumlu tutum geliştirmesini sağlamak, matematiği günlük hayatta kullanabilme becerisini arttırmak ve matematikte kendine özgüven duymasını sağlamaktır.”dedi. Matematik Ligi yarışma finalinde öğrenciler tarafından sergilenen Matematik konulu skeçler beğeni ile izlendi. Ayrıca Müzik Öğretmeni Oğuzhan Kavukçu ve öğrencilerin seslendirdiği Matematik’e uyarlanan parçalar izleyenlerden büyük alkış aldı.(MA-EFE)

Popüler Yayınlar

Sosyal Paylaşım

Icon Icon Icon Icon

Lütfen yazılarımızla ilgili yorum yapmaktan çekinmeyin. Kırık linkleri ve hatalı içerikleri mutlaka bize ilgili sayfa altında yorum yaparak bildiriniz. Blog sayfalarımızda ilginizi çekebilecek diğer yazılar için blog arşivimizi kullanabilirsiniz.

Son Yorumlar

Yararlı Linkler