Hayatımızı işgal eden Cep Telefonları

Uzun zamandır kullanıyor olmakla birlikte hayatımızın her anını bir kanser hücresi gibi kendine bağlayan "Cep telefonu" vazgeçilmez bir icatmış gibi dursa da, bazen kendimizi unutturacak kadar bizi hayattan alıkoyabiliyor.  Genç nesillerimizin bir kısmı, artık düşünmeyi okumayı, yazmayı bırakarak sadece 4-5-6 inc seviyesindeki ekranlara kilitlenmiş gözleriyle sosyal(!) hayatlarını yaşamaya devam ederken bir yandan da yaşamlarının çok eğlenceli ve zevkli geçtiğini iddia etmekle meşguller. Eğlencenin adı cep telefonuyla oyun oynamak veya arkadaşlarıyla sosyal mecralarda bir şeyler paylaşmak üzerine kurulu gençler, artık sorgulama ve konuşma becerisinden yoksun sadece komutla yaşar hale gelmiş durumdalar. Hele bazı gençler var ki, bunlar hiçbir konuda doğru düzgün fikir üretemeyen, herhangi bir konu hakkında iki satır konuşma becerisine bile sahip olamayan, gerçek hayatlarında kimliklerini bulamamış olmakla beraber, sanal alemlerinde koyun sürüsü gibi anlık heyecanlarının esiri durumunda kalan bir kitle hareketi haline dönüşmüş durumda maalesef. Aslında gayet başarılı ve yararlı bir iletişim aracı olan cep telefonları amacı dışında kullanılmaya başlandıktan ve pek çok aygıtın yerini almaya başladıktan sonra hayatımızı daha çok esir hale getirmeyi de başarabilmiş yegane araçlar haline gelebilmiştir. Asıl amacı bir zamanlar konuşmak olan cep telefonları, sonradan mesajlaşmak, saat, termometre, alarm, ajanda, müzik, radyo, televizyon, bilgisayar ve internet aşamalarından hızla akarak "akıllı" hale gelmesi ile bizde var olan aklı da zayıflatmayı  hatta kimimizde tamamen donuk bir zekaya dönüştürmeyi başarmış duruma gelmiştir. Hayatı ne kadar kolay kıldığını anlatmaya gerek olmayan bu cep telefonlarının doğru kullanılması aslında her sorunu halledecek ve bizi gerçek anlamda daha sosyal ve eğlenceli bir hale sokacaktır diye düşünüyorum. Aksi durumda küçük ya da büyük ekranların karşısında yok olmaya aday bir neslin evlatları olarak, ilerleyen yıllarda iyice teknolojik devrimlerle birlikte kendi benliğimizi ve sesimizi unutmuş, konuşmaktan ve hissetmekten aciz, tanıyıp tanımadığı insanlara bir şeyler yazıp çizmek ve simgelerle anlaşarak resim-fotoğraf paylaşmak, yalan-doğru her türlü paylaşımı gerçekmiş gibi yaşamak için sanal bir dünyanın içerisinde hapsolmuş bireyler haline dönüşeceğimizi düşünüyorum. Zamanla bu düşüncemde haklı olup olmadığımı hep beraber göreceğiz.

Cep telefonunun en büyük özelliği haber vermek olduğundan konuşmak son derece önemlidir. Cep telefonu aslında bizim en büyük sorunumuz olan haberleşmeyi çok kolay hale getirebilmeyi başarmış mükemmel bir icat olmakla birlikte doğru kullanımı son derece önemlidir. Cep telefonlarının konuşmak ve diğer özelliklerin  düzgün kullanımı ile hayatımızı daha eğlenceli yaşayacağımızı biliyorum. Cep telefonuyla nerede ne yapılacağını görgü ve edep kuralları arasında nasıl kullanılması gerektiğini hepimizin bilmesi son derece ehemmiyetlidir. Her türlü teknolojiyi doğru kullanmak bizim işlerimizi kolaylaştıracağı gibi, "bu tür aletlerin insan olma özelliklerimizi kaybettirmeyecek derecede hayatımızda var olması gerektiği" düşüncesiyle yazıma son veriyorum.
Kadir PANCAR
27/09/2014
Bu aletlerin esas amacı olan "konuşmak" üzerine yazılmış güzel bir yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum.

Cep telefonunun henüz icad edilmediği zamanlar vardı. Vallahi. Gençlere inanması zor gelebilir ama bir zamanlar cep telefonu yoktu. Sabah evden çıkıp akşam eve dönene kadar evdekilerle haberleşemezdik. Uzaktakilerle her istediğimiz zaman konuşamaz, aylarca selamlaşamaz ve (ister inanın ister inanmayın ama) mektuplaşırdık. Mektupların haftalarca yerine varmasını bekler, cevap almak için aylar geçmesini göze alırdık. Haftalarca önce yazılmış ve üzerinde “Hamdolsun iyiyim” yazan mektubun sahibinin hâlâ iyi olup olmadığını sorgulamazdık. Yavaş yaşardık ama sağlam yaşardık.Sonra telefon icat edildi. Önce sabit telefon hatları, sonra cep telefonları derken artık hayatımızın akışını telefon belirler oldu. 
Cep telefonları ile birlikte hayat hızlandı. Her an herkese ulaşabilir olmak, sanki herkesle yüz yüze olmak koşarak asla yetişemeyeceğimiz bir yarışa sürükledi bizi.Bu koşuşturmada ilkeler de unutulur oldu. Prensipler, kurallar, ayıplar, günahlar soluklaşmaya başladı. Koşmak, daha hızlı yaşamak, durmamak tek ilke haline geldi. Seküler bir hayatı benimseyen kişilere sözüm yok ama "Müslüman’ım elhamdülillah" diyen kişilere bu noktada bir çift sözüm var.Modern dünya ile teknolojiye bulanan hayatınızda İslami prensipleri de yeni şartlara uydurmaya gayret ediyor musunuz? Yoksa eski hayat eşittir eski prensipler; yeni hayat eşittir yeni prensipler mi diyorsunuz? 
Okuldayım. Ders anlatıyorum. Telefonumun sesi kısık. Tenefüse çıkınca bakıyorum ki biri beş kez aramış. Önemli olmasa aramazdı deyip geri arıyorum ve bakıyorum ki hiç de acil olmayan bir mesele, hiç de acil olmayan bir zaman…
Toplantıdayım, telefonum titreşimde. Biri arıyor. Açacak durumda değilim ve aramayı reddediyorum. On saniye içinde tekrar arıyor. Tekrar reddediyorum, tekrar arıyor. Acil demek ki deyip toplantıdan çıkıp geri arıyorum. Bakıyorum ki hiç de acil değil…
Evdeyim. Namaza duruyorum. İftitah tekbirini getirir getirmez biri arıyor. Ben dört rekatı bitirene kadar çaldırıyor da çaldırıyor. Dönüp dönüp çaldırıyor. Camide olsam telefonu kapatırdım ama evde de açık duruyor alet. Namazdan sonra dönüyorum ki sıradan bir mesele…
Bu anlattıklarım herhalde hepimizin başına sık sık geldiğinden artık vaka-i âdiyeden oldu. Yani sıradan hadiseler haline geldi. Ama (bilmem hiç düşündünüz mü) yüce İslam dininin telefonla arama yapmak, çaldırmak ve konuşmakla ilgili çok net kuralları var. “1400 yıl önce telefon mu vardı?” dediğinizi varsayarak açıklayayım. 
Nur suresi 24-28.ayetlerde Yüce Allah mealen şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, sahiplerinden izin aldıkça ve onlara selam vermedikçe girmeyiniz. Eğer iyice düşünürseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Eğer o evde kimseyi bulamazsanız size izin verinceye kadar girmeyin. Eğer size geri dönün denilirse dönüp geri dönün. Bu sizin için daha temiz (bir davranış)tır. Allah yaptıklarınızı bilendir" (en-Nur, 24, 27, 28).Toplumumuzda birçok Müslüman maalesef bu ayeti duymamıştır. Alemleri olan Rabbimiz bize evlere girme, izin isteme konusunda emir veriyor. İzin almadan, selam vermeden girme diyor. İçeri girmene izin verilmezse ısrar etmeyin diyor. Emir veriyor ki itaat edip uyalım. Evler, insanların her dönem mahremleri, mahremiyetlerini yaşadıkları özel alanları olmuştur. Bu nedenle de ayete konu olması çok yerindedir. Peki telefonlar da hayatımıza girdikten sonra mahremiyetlerimizin bir parçası haline gelmemiş midir? Evlerin kapısını çalıp içeri girmeye izin ister gibi telefonları da arayıp görüşme izni istemiyor muyuz? Eskiden konuşmak için o kişinin evine girmemiz gerekirdi. Kapıyı çalmak da bunun ilk adımıydı. Şimdi ise o kişinin evinin kapısında olmasak da bir telefonla konuşma isteği gönderebiliyoruz. Bırakın kapısının önünü, aynı ülkede bile olmamıza gerek yok. O zaman İslam’ın prensiplerini yeni şartlara uygulayalım ve diyelim ki: Birini telefonla arıyorsanız ve aradığınız kişi açmıyorsa ısrar etmeyin. Telefonunu meşgule alıyorsa (ki bu geri dön demektir) hemen tekrar aramayın. Makul bir zaman sonra tekrar arayın. Sakın ha “telefonu yüzüme kapattı ya!” gibi bir şeytani düşünceye kapılmayın. Telefon açıldığında mutlaka önce selam verin. Bunların Allah’ın emirleri olduğunu da bilin. 
Şu hayat koşturmacasına öyle daldık ki, bu dîn-i Mübin olan İslam’ın telefon konuşmalarımızı bile düzene koyan mükemmel hükümlerini düşünmez olduk. Okullarda bize telefonla konuşmanın adabını (görgü kurallarını) öğretirlerdi. Hiç düşünmedik ki aslında bu kurallar bizim fıtrat dinimizde zaten var. Belki bunu düşünsek meseleyi biraz daha ciddiye alırdık.Aklımdayken şunu da ekleyeyim: Sahih Buhârî’de (İsti'zân, 17) geçen bir hadis-i şerifte Hz.Peygamberi’in, kapısını çalan bir sahabiye “kim o?” seslandiği, sahabinin “benim” diye cevap vermesine de hiddetlendiği anlatılır. O zaman bundan da bir ders çıkaralım ve telefon görüşmelerimize başka bir İslami prensip koyalım. Demek ki telefon ettiğimiz kişiye önce selam vererek kendimizi tanıtmak, açık ve net konuşmak da Rabbimizin bizden beklediği bir davranıştır. 
Mustafa YILMAZ-12 Eylül 2014
Kaynak: http://www.ogretmenx.com/telefonla-muslumanca-konusma-rehberi-makale,132.html

Kurban İbadeti ve Kurban Bayramı

Kurban Allah'a yaklaşmanın bir vesilesi olarak şartları müsait olan her müslümanın yerine getirmesi gereken ulvi bir ibadettir. Kurban, sözlük anlamıyla “yaklaşmak, Allah’a yakınlık vesilesi” demektir. Dinî terim olarak, “ibadet maksadıyla belirli vakitte, belirli şartları taşıyan hayvanın, usulünce boğazlanması” demektir. Kurbanın dinî bir hüküm oluşu, Kitab, Sünnet ve İcmâ-i ümmet ile sâbittir. Hanefî mezhebine göre vacib olan Kurban, Şafiî, Malikî ve Hanbelîlere göre müekked (kuvvetli) sünnettir. Kurban ibdaetinde kaçmanın yollarını değil kurbanı kesebilmenin yolları aranmalıdır. Bir yılda bir yapılan bu ibadete bahaneler bulmak ve bu ibadetten kaçmak için türlü türlü fetvalara müracaat etmek müslümana yakışan bir davranış değildir.Kurban ibadetini vaktinde bilerek ve gevşeklik göstererek yerine getirmeyenlerden, bedenlerimizin bir zekatı olarak akacak olan o kurban kanı, başka sıkıntı ve kederlerle sene içerisinde bizden akacaktır.
Kurban özel bir ibadet olup Hz. İbrahim (a.s)'ın oğlu Hz. İsmail (a.s)'ı kurban etme kıssasına dayanır. Kuran-ı Kerim'de bu kıssa Kuranı Kerimde Sâffat sûresinde zikredilmiştir.
100- "Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!"
101- Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.
102- Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.
103- Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.
104- Biz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim! "
105- "Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."
106- "Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı."
107- Ve ona büyük bir kurbanlık verdik.
108- Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık.
109- Selam olsun İbrahim'e...
110- İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
111- Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı. (Saffat Suresi 100-111)

Kurban Kimlere Vacib?
İlmihal ve fıkıh kitaplarımızda kurbanın vücubiyetinin şartları olarak zikredilen ve kurban ibadetiyle yükümlü olmanın şartları şunlardır:
1- Müslüman olmak. Müslüman olmayan için kurban anlamsızdır. Müslüman olmayanların Allah adı anmadan başka bir hayvanı da kesmeleri ile oluşan etleri yemek de caiz değildir.
2- Akıllı ve ergenlik çağında olmak. Küçük çocuklar ve bebekler için Kurban ibadeti yapılmaz. Hanefîlerde tercih edilen hükme göre ve Şafiîlerde, akıllı ve büluğ çağında olmayan kişi zengin olsa da, onlar için kurban kesmek gerekli değildir.
3- Müsafir olmayıp mukim olmak. Hanefîlere göre seferî durumundaki kişiye kurban vacib değildir, fakat müstehab olarak kesebilir. Diğer üç mezhebde ise, seferî kişiler içinde kurban kesmek, mukim kimselerde olduğu gibi sünnettir.
4- Yeterli mali imkana sahip olmak. Kurban için yeterli zenginlik, kişinin borçları ve temel ihtiyaçları dışında, bayram günlerinde 20 miskal (80,18 gr) kadar altın veya bu değerde para ve mal varlığına sahip olmaktır. Bu da fıtır sadakası için gereken zenginlik ölçüsü, nisab miktarıdır. Bunda, zekat nisabı gibi üzerinden bir yıl geçme şartı aranmaz. (Her ne kadar bu şekilde bir zenginlik ölçüsü olsa da sene içerisinde bir şekilde kurban parasını ödeyebilecek olanların kurban kesmesi efdal olacaktır.)
Şafiî mezhebinde ise, kurban için zenginlik şartı yoktur. Bayram günlerinde aslî ihtiyaçları dışında, bir kurbanlık alabilecek imkana sahip olan için kurban kesmek sünnettir. Şafii mezhebinde 'sünnet' ifadesi kuvvetlilik ifade ettiğinden  Hanefi mezhebindeki 'Vacib' kavramına denk düşer. Ancak gerek Hanefîlerde gerek Şafiîlerde, gerekli imkana sahip olmayan kimsenin, zorlama ve borçlanmayla kurbanlık almasının gereği yoktur.
 Kurbanın Geçerlilik Şartları
1- Kurbanlık hayvanın cinsi ve yaşı. Kurban yapılması caiz olan hayvanlar; koyun, keçi, sığır, manda ve devedir. Kısacası davar, sığır ve deve cinsidir. Bunların erkeği ve dişisi farketmez. Bu hayvanların dışında tavuk, horoz, hindi, ördek, balık...vs gibi hayvanlardan kurban olmaz. Kurban da tıpkı namaz gibi belli şartları olan özel bir ibadettir. Zihin bulanıklığına sebep vermeden kişinin sevabını Allah'tan umarak et kastı olmadan sırf Allah rızası niyetiyle kurban kesmesi gerekir. 
***Kurbanlık davarların en az bir yaşını doldurmuş olması gerekir. (Fakat Şafiîlere göre, keçinin iki yaşını doldurması lazımdır.)Sığırların iki yaşını doldurması, develerin ise beş yaşını bitirmesi gerekir. Burada yaş ölçüsü Kamerî yıla göre, yani 354 güne göre hesaplanır.
***Koyun ve keçi bir kişi için kurban olabilir. Sığır ve deve ise en çok yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban edilebilir. Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezheblerine göre, eğer aile içinde olursa bir davar veya sığır, kişi sayısına bakılmaksızın, bütün bir aile halkı için kurban edilebilir.
2- Kurbanlık hayvanın kusurlu olmaması. Bir veya iki gözü kör, yürümeyecek kadar topal, aşırı derecede zayıf veya hasta hayvanlardan kurban olmaz. Kulağının çoğu kesik, boynuzu kökten kırık, dişlerinin çoğu dökülmüş, kuyruğunun çoğu kesilmiş, doğuştan kulaksız veya kuyruksuz hayvanlar da kurban olmaz.
3- Kurbanın özel vaktinde kesilmesi. Kurban kesme vakti, Kurban bayramının birinci günü bayram namazından sonra başlar, üçüncü günü akşamına kadar sürer. Şafiîlere göre dördüncü günü sonuna kadardır. Vaktinde kurbanını kesemeyen kimse, mevcutsa aynı hayvanı, kaybolmuşsa değerini, satın alınmamışsa bir koyun bedelini tasadduk eder.
4- Kurban niyetiyle kesim yapılmış olması. Kurban yapanın niyetinin et değil, kurban olması şarttır. Kurbanlık bir sığıra vacib veya müstehab olarak ortak olanlardan birinin niyeti et olsa, yahut biri İslâm dışı olsa, Hanefilere göre bütün hisseler sadece et olur, kurban olmaktan çıkar. Şafiîlere göre ise, böyle bir ortaklıkta niyeti kurban olanların hissesi, kurban olarak sahih olur.
Kurbanın Kesim Şekli
Kurban kesmenin rüknü, yani olmazsa olmaz unsuru, kurbanlık hayvanın Allah rızası için kesilip kanının akıtılmasıdır. Kesilecek davar veya sığırın bir arka ayağı boşta bırakılarak, üç ayağı bağlanır; sol yanı üzerine, yüzü kıbleye karşı yatırılır ki, bu sünnettir. Kurbanı sahibinin kesmesi daha uygundur. Olmazsa kesim vekâletini alan biri keser. Kesimi yapan kimse tekbirler aldıktan sonra “Bismillahi Allahu ekber” diyerek kesimi tamamlar. Canı çıktıktan sonra hayvanın derisi yüzülür. Hanefîlere göre kesimde Besmele farzdır ve kasten terkedilirse onun eti yenmez. Şafiîlere göre ise bu Besmele sünnettir, Müslüman bir kimsenin kasıt olmaksızın besmeleyi terkinden dolayı hayvanın eti haram olmaz. Hayvanı kesen müslümanın erkek veya kadın olması farketmez. Mürted, kafir ve dinsizlerin kestiği hayvanın eti yenmez.
 Kurbanın Eti ve Derisi
Adak hükmünde olmayan kurban etinden herkes yiyebilir. Doğan çocuk için müstehab olarak kesilen “akîka” kurbanı da böyledir. Adak kurbanı olursa, etinin tamamen fakirlere dağıtılması gerekir.
Kurban Bayramına özel olan kurban ibadetinde Kurban etinin bir kısmını sahibinin kendine ayırması, bir kısmını muhtaçlara vermesi ve diğer kısmını da komşu ve yakınlarına vermesi müstehabdır. Etinin ve derisinin sahibi tarafından satılması mekruhtur. Derisi ihtiyaç olarak kullanılabilir. En iyisi, ibadet maksadına uygun yerlere sadaka olarak verilmesidir.
(1) Kâsanî, Bedâiu’s-Sanâi, 5/63; Şürünbilâlî, Haşiyetü’d-Dürer, 1/265.
(2) Vehbe Zuhaylî, İslâm Fıkhı Ansiklopedisi (Terc.), 4/410.
(3) Hatib Şerbînî, Muğni’l-Muhtac (Beyrut-1997), 4/380.

Binom Teoremi ve İspatı

Tarihte Çin ve Hint aritmetiğinde kullanıldığı düşünülen binom teoremi ilk defa sistemli bir şekilde Ömer Hayyam (1044-1123) tarafından kullanılmştır. Olasılık kuramı ve istatistik bilim kollarında, binom dağılımı n sayıda iki kategori (yani başarı/başarısızlık, evet/hayır, 1/0 vb) sonucu veren denemelere uygulanır. Araştırıcının ilgi gösterdiği kategori başarı olarak adlandırılır. Bu türlü her bir deneyde, bağımsız olarak, başarı (=evet=1) olasılığının p olduğu (ve yalnızca iki kategori sonuç mümkün olduğu için başarısızlık olasılığının 1 - p olduğu) bilinir. Bu türlü bağımsız n sayıda denemeler serisi içinde elde edilen başarı sayısının ayrık olasılık dağılımı binom dağılım olarak tanımlanır. Bir binom dağılım sadece iki parametre ile, yani n ve p, ile tam olarak tanımlanır.
Binom dağılımı için en basit örnek bir zarın 10 defa atılıp kaç tane 6 elde edildiğinin sayılmasıdır. Bu rastlatısal sayının (yani 10 deneyde kaç tane 6 elde edilmesi) dağılımı, n=10 ve p=1/6 parametreleri olan bir binom dağılımdır. Diğer bir örnek, çok büyük bir halk kitlesinin içinde yeşil gözlü olanların incelenmesinden ortaya çıkar. Araştırmamız yeşil gözlüler hakkında olduğu için başarı kategorisi yeşil gözlü kişi gözlemi için kullanılır ve başarısızlık kategorisi yeşil gözlü olmayan kişi gözlemi karşılığı olarak ele alınır. Bu halk kitlesi içindeki yeşil gözlüler oranının, (yani başarı olasılığının) %5 olduğu bilinsin. 100 kişiyi kapsayan bir basit rasgele örneklem seçelim ve örneklem içinde bulunan her bir kişinin göz rengini gözleyelim. Bu işlemin binom dağılım açıklamasına göre karşılığı 100 tane bağımsız deneme yapılmasıdır yani n=100 dur. Bu örnekde içinde gözlemi yapılan yeşil gözlü kişi sayısı, 0 ile 100 arasında değerler alabilen, X rastlantısal değişken olarak kabul edilsin. X için olasılık n=100 ve p=0.05 parametreleri olan bir binom dağılım ile bulunur. Binom dağılımını iki değişkenli harfli ifadede gösterdiğimizde;
Verilen bir harfli ifadenin açılımı yapılırken Pascal (Hayyam) üçgeninde gösterilen katsayılardan yararlanılır. Lakin buradaki katsayılar kuvvet büyük olduğu zaman soruların çözümünde kullanışsız hale gelebilir. Bu nedenle daha kolay bir şekilde belli terimlerin katsayılarını bulmak için binom teoreminden yararlanılır. Binom açılımlarına örnek vermek gerekirse;
Binom teoreminde kombinasyondan yararlanılarak, kaçıncı terimin katsayısı isteniyorsa kuvvete göre baştan veya sondan o terimin kuvvetle olana ilişkisinden yola çıkarak "r" sayısı tespit edilerek kolayca işlem yapılarak istenen terimin katsayısı bulunabilir.
Binom teoreminin ispatı yapılırken şu adımlar izlenir.

Pascal Özdeşliği (Hayyam Üçgeni) İspatı

Pascal özdeşliği veya Pascal üçgeni (Hayyam üçgeni) olarak isimlendirilen bu kavramlar; aralarında Ömer Hayyam’ın da bulunduğu Hint, Çin ve İslam medeniyetlerindeki matematikçi ve düşünürler tarafından Pascal’dan çok önceleri ele alınmış ve incelenmiştir.
Paskal özdeşliğinin ispatı yapılırken kombinasyonun tanımından yola çıkarak her ifade ayrı ayrı geriye doğru açılır. Daha sonra paydada yer alan faktöriyeller eşit olsun diye paydalar eşitlenir. Gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra yukarıda belirtilen pascal özdeşliği bulunmuş olur.


İslamda Takva ve Müttakiler

Kur'an-ı Kerim’de üzerinde önemle durulan kavramların başında takva kavramı gelmektedir. Takva, Kur'an’da 258 defa kullanılmıştır. Takvâ kelimesi Arapça “vekâ” fiilinin masdarı olan vikaye’nin Sülâsî Mücerred'in ikinci bâbı (feale-yef'ilü) masdarı olarak çekimlenmiştir. (“Vekâ – yekî – vikâyeten”)Takva; sözlükte bir şeyi muhafaza etmek, korunmak, sakınmak, himaye etmek, bir şeyi ıslah edip düzene koymak gibi anlamlara gelir. Takva sahibi kimseye “muttaki” denir.
İslam ıstılahında; takva kısaca kişinin kendisini Allah’ın korumasına, himayesine alarak ahirette azab ve cezaya neden olabilecek her türlü fillerden kendisini titizlikle koruması, günahlardan kaçınıp iyi ve faydalı işleri yapması olarak tanımlanır.
Takva, Kur'an-ı Kerim’de sözlük anlamının yitirmemekle birlikte, daha çok Allah korkusu anlamında kullanılmıştır. Takva, sadece psikolojik anlamda bir korku(havf) olmayıp; Allah’a karşı derin bir şekilde saygı duymak, her türlü tutum ve davranışlarda Allah’ın rızasını her şeyin üstünde tutmak, irademizi O’nun iradesine dolayısıyla O’nun hükümlerine bağlı tutmak, O’nun razı olacağı salih amelleri/davranışları yapmaktır. Bu suretle ayet ve hadislere baktığımızda takva kavramı “korku” yerine “saygı” kelimesiyle ifade edilmesinin daha doğru ve yerinde olduğu görülür. Çünkü takva sahibi kimse, İslam’da sadece ideal bir mü’min değil aynı zamanda ideal bir “ahlakî kişilik”’tir. Nitekim Bakara suresinin 177. ayetinde bu husus apaçık görülür. Başlıca dînî ve ahlakî görevlerini yerine getiren kimseler için “İşte doğru kimseler bunlardır,” “işte takva sahipleri bunlardır.” buyurulur.
Cenab-ı Hak, insanı en güzel şekilde yaratmış, her insana ayrı bir özellik vermiştir. İnsanların renkleri, dilleri, sosyal ve ekonomik durumları farklılık göstermektedir. Bu farklılıkların asla üstünlük sebebi olmadığı, üstünlüğün ancak takvada olduğu Kuran ve sünnette en sık vurgulanan durumlardan birisidir.   İnsanlar, Hz. Âdem ve Havva'dan çoğalmaları veya her biri bir anne ve babadan doğmaları itibariyle yaratılışta eşittirler. Bu açıdan soy ve soplarıyla övünmeleri yersizdir. Çünkü gerçek ve yegâne üstünlük takva üstünlüğüdür. Kur'an-ı Kerim bu takva üstünlüğünü şöyle ifade eder:
“Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık, ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanızdır.”  ( Hucurat Suresi-13)
Takvâ, Hz. Ali'ye göre: "Günahlara devam etmeyi ve yaptığı ibâdetlerle avunup aldanmayı bırakmaktır." Yine şu söz de Hz. Ali'ye aittir: "Dünyada insanların efendisi cömertler; ahirette de müttakîlerdir." Hasan el-Basri'ye göre ise: "Allah'tan başkasını Allah'a tercih etmemek ve bütün işlerin Allah'ın kudretinde olduğunu bilmektir." Takvâ, Allah'tan uzaklaştıracak şeylerden uzaklaşmaktır. Sorumluluk şuurudur takvâ. Allah'a karşı duyulan sevgi ve yakınlıktır. Allah'a yaklaşmak için her çeşit haramdan kaçınmak; O'nun rızasını, O'nun sevgisini yitirmekten çekinmektir. Cehennemle insan arasına engel koymaktır. Şeytanla ilahi emirler arasına, arzularla iman arasına, düşmanla dost arasına engel koymaktır.
En kapsamlı ve en kuvvetli koruma, ancak Allah’ın korumasıdır. Diğer koruyanların korumaları mecazi anlamda ve çok sınırlı olduğu gibi; Allah’ın dilemediği hiçbir alanı kapsamaz. İyi korunmak demek olan ittika, ancak Allah’ın korumasına girmekle gerçekleşebilir. O yüzden Takvâ, her türlü zarar verecek şeye karşı bir sığınaktır; bir kale ve kalkandır; bir zırhtır. Kendini emniyete almak, emin ve gerçek mü’min olmaktır. Şirki ve sapıklığı reddetmeden, isyanı ve günahları terketmeden Allah’ın kalesine sığınılmaz. Takvâ, haramları terketmek ve sevaplara yapışmaktır. Ömer b. Hattab (r.a.), Übeyy b. Kâb’a “takvâ nedir?” diye sorduğunda Übeyy: “Dikenli yolda hiç yürümedin mi?” dedi. Hz. Ömer: “Yürüdüm!” deyince, “o zaman ne yaptın?” dedi. “Paçalarımı sıvayıp gayret sarfettim” cevabını aldıktan sonra: “İşte takvâ odur” dedi.
Takvâ, sadece Muhammed ümmetine değil; bütün ümmetlere ve toplumlara emredilmiş bir vasiyettir: “Andolsun, biz sizden önce kitap verilenlere ve sizlere: ‘Allah’tan ittika edin (korkup sakının)’ diye vasiyet ettik (emrettik).” (4/Nisâ, 131) "Andolsun Biz, Musa ve Harun’a, takvâ sahipleri için bir aydınlık ve bir zikir (öğüt) olarak, hak ile bâtılı birbirinden ayıran Furkan’ı verdik. (O takvâ sahipleri ki) onlar, Rablerine karşı O’nu görmedikleri halde bir haşyet içinde O’na saygı gösterirler. Onlar, kıyametten içleri titreyip korkan kimselerdir.” (21/Enbiyâ, 48-49)
Toplumdaki müslümanların tümü takvâ sahibi olurlarsa ancak o zaman İslâm bütünüyle ayakta durabilir. Şâyet müslüman bireylerde takvâ zedelenirse, İslâm'a da zarar gelir. Her ferdin takvâsı, sorumluluğu nisbetindedir. Sapık bir inanç ve bayağı yaşayıştan, yani zifiri karanlık bir cahiliyyeden çıkan insanların, dünyanın bir benzerine şahit olmadığı mutluluk çağını oluşturmaları, toplumun takvâ temeline oturmasından kaynaklanmaktadır. Takvâ sayesinde asr-ı saadet toplumu canlandı, dirildi; önceleri kendi çocuğunu diri diri toprağa gömen insan, karıncayı ezmemeye özen gösterecek merhamete büründü. Takva sayesinde insanlar birbirlerinin açığını araştırmaktansa, kendi nefislerindeki kusurları görmeye başlayarak, İslam’ın bütün inceliklerini hem kendi bünyelerinde hem de toplum halinde yaşama şerefine kavuştular.

Kur’an-ı Kerim’de takva kavramı üç mertebede zikredilmiştir. 1) Ebedî olarak cehennem azabından korunmak için Allah’a ortak koşmaktan, küfür ve nifaktan korunarak kâmil bir imana sahip olmaktır. Bu hususla ilgili olarak Fetih suresi 26. ayetinde:
“İnkarcılar; kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirdikleri sırada Allah da Rasulü’nün ve mü’minlerin gönüllerine huzur ve güven duygusu verdi. Onların takva sözünü tutmalarını sağladı. Zaten onlar bu söze layık ve ehildirler. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” buyurulmuştur.
2) Kişinin iman sahibi olduktan sonra büyük günahları işlemekten, küçük günahlarda ısrar etmekten kendisini alıkoyarak emredilen farzları ve diğer dînî vecibelerini yerine getirmesi, günahlardan/haramlardan ve diğer yasaklardan kaçınmasıdır. Bu hususla ilgili olarak A’raf suresinde: “Kendilerine peygamberler gönderdiğimiz memleketlerin halkı iman etseler ve takva sahibi olsalardı elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık. Fakat onlar peygamberlerimizi ve ayetlerimizi yalanladılar. Biz de onları kazandıkları günahlar sebebiyle cezalandırdık.”(Araf-96) buyuruluyor.
Yine konu ile alakalı olarak Al-I İmran suresinde;  Allah, müminleri (şu) bulunduğunuz durumda bırakacak değildir; sonunda murdarı temizden ayıracaktır. Bununla beraber Allah, size gaybı da bildirecek değildir. Fakat Allah, elçilerinden dilediğini ayırdeder. O halde Allah'a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder, takvâ sahibi olursanız sizin için de çok büyük bir ecir vardır. (Al-i İmran 179)
Bu hususu peygamber efendimiz hadis-i şeriflerinde daha ayrıntılı biçimde şöyle açıklamaktadır. "Helâl belli, haram da bellidir. Fakat bu ikisinin arasında şüpheli şeyler vardır. Bu nedenle şüphelerden korunan, dinini ve ırzını temiz tutmuş olur. Şüphelere düşen, harama da düşer. Nasıl koruluğun kenarında koyun otlatan çobanın koyunlarının her an koruluğa girme ihtimali varsa, şüpheli şeylerden korunmayanın harama düşme ihtimali de öylece vardır. Haberiniz olsun ki, her hükümdarın koruluğu vardır. Allah'ın korusu da haramlardır." (Buhârı, İmân, 39; Müslim, Müsâkat, 107; Ebu Davud, Büyû', 3; Tirmizî Büyû', 1; Neseî, Büyû', 2; İbn Mâce, Fiten, 14; Ahmed b. Hanbel, IV, 267)

Takvanın belki de en zor mertebesi ise; 3) Bütün her şeyi ile Allah’a yönelmek, kişiyi Allah’tan alıkoyacak her şeyden uzak durmaktır.: Bu hususla ilgili olarak Âl-i İmran suresinde: “Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır bir şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.”(Al-i İmran-102) buyurulmaktadır.  
Takvanın burada sayılan bütün mertebeleri, Maide Suresi içerisinde 93. ayette tam olarak birlikte zikredilerek kamil müminin vasfının nasıl olması gerektiği ifade edilmiştir."İman eden ve iyi isler yapanlara, hakkıyla sakınıp (takva ile hareket edip) imân ettikleri ve iyi işler yaptıkları, sonra yine hakkıyla sakınıp (takva ile hareket edip) imân ettikleri, sonra da hakkıyla sakınıp (takva ile hareket edip) yaptıklarını, ellerinden geldiğince güzel yaptıkları takdirde, (haram kılınmadan önce) taptıklarından dolayı günah yoktur. Allah iyi ve güzel yapanları sever" (el-Maide, 5/93).
Bu ayette imân ve ameli salih iki kere geçmiş ve takva üç mertebe olarak zikredilmiştir. İnsanın imân edip şirkten korunması mahiyetinde olan ilk mertebe kişinin kendi nefsi ve vicdanı arasında olan bir takvadır. İkincisi, insanın kendisi ile diğer insanlar arasındaki hususlarla ilgili olan takvadır ve üçüncüsü de, insanın kendisi ile Allah arasındaki takvası ve imânıdır. Bu ayette takvanın bu üçüncü derecesi, ihsan olarak zikredilmiştir (Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, İstanbul 1971, III, 1807). Nitekim Hz. Muhammed (s.a.s) de, İhsan nedir?" şeklindeki bir soruya, "İhsan, Allah'ı görüyormuş gibi hareket etmendir. Sen O'nu görmüyorsan, şüphesiz O seni görmektedir" diyerek cevap vermiştir (Buhâr İman, 37; Müslim, İman 57; Ebu Dâvud, Sünne, 16; Tirmizî, İmân, 4; İbn Mace, Mukaddime, 9; Ahmed b. Hanbel, 1, 27, II, 7).

Kuran-I Kerim’de Takva Sahiplerinin (Muttakilerin) Özellikleri
·         Allah’a, meleklerine, kitaplarina, peygamberlerine, ahiret gününe inanirlar (bakara 4 ve 177),
·         Gaybe iman ederler (bakara 3, fatir 18, yasin 11),
·         Hidayet üzeredirler (bakara  5).
·         Namazi kilarlar (bakara 3 ve 177, enfal 3),
·         Zekatlarini verirler (bakara  177),
·         Allah yolunda infak ederler (bakara  3, âl-i imran 134, teğabün  16),
·         Yakin akrabaya, fakirlere, yetimlere, yolda kalmişlara yardim yaparlar (bakara   177),
·         İnsanlara iyilik yaparlar (âl-i imran 134, maide  93, yusuf  90),
·         Mallarindan isteyenlere ve yoksullara verirler (zariyat  19),
·         Allah için mallariyla ve canlariyla cihad ederler (tevbe 44),
·         Öfkelerine hakim olurlar (âl-i imran 134),
·         Affedicidirler (âl-i imran  134, nisa  149, şura  37, 40 ve 43),
·         Verdikleri sözü yerine getirirler (bakara 177),
·         Yapacakları işleri aralarında istişare ederler (şura  38),
·         Sabir sahibidirler (bakara 45 ve 177, âl-i imran  17-20-186, hud   115, kehf  28),
·         Doğru söz söylerler (ahzab 70),
·         Dosdoğru olurlar (tevbe 7),
·         Rablerinin davetine icabet ederler (şura 38),
·         Hesap gününden korkarlar (ra’d  21, mearic 26-27, insan 7).
·         İrzlarini korurlar (mü’minun  5-7),
·         Boş şeylerden yüz çevirirler (furkan  72, lokman  5, mü’minun 3),
·         İyilikte yardimlaşirlar (maide  2),
·         Kötülüğü iyilikle savarlar (ra’d 22),
·         İyilik etmeleri nedeniyle allah’in sevgisini kazanirlar (al-i imran  134),
·         Zulme uğradiklarinda -haddi aşmadanyardimlaşarak haklarini alirlar (şura  39).
·         Muhsin kimselerdir (hud  90, zümer  33-34).
·         Salih amel sahibi kimselerdir (meryem   60-63),
·         Geceleri az uyuyup, seher vakitlerinde allah’tan bağişlanma dilerler (zariyat 17 ve 18),
·    Kötülük yaptiklari veya nefislerine zulmettikleri zaman allah’i hatirlayarak tevbe ederler ve günahlarinin bağişlanmasini dilerler, kötülükte israr etmezler (âl-i imran 134),

Takva sahiplerinin vasıflarını anlatan ayetleri incelediğimizde takvanın  İslam’ı bütünüyle yaşamanın bir simgesi ve alameti olduğunu görürüz. Takvanın bu kadar geniş bir alanda kullanılmasını göz önünde bulundurursak Allah Teâlå’nın sağlıklı, huzurlu ve güvenli bir İslam toplumunun bekasına yönelik ilahî emirlerinin tamamının, takva kavramının zengin ve geniş muhtevası içinde yer aldığını söyleyebiliriz.
Takva, Yüce Allah'ın inanan kulları için işâret buyurduğu bir toplanma ve yardımlaşma noktasıdır. Kur'an'da: “İyilik ve takvada yardımlaşın. Günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın." (el-Mâide, 5/2) diyerek, takvanın İslâm'daki yerini göstermiştir.
Takvanın geniş anlamı ile ilgili olarak şu sonuca ulaşabiliriz: Takva ile ilgili ilâhî emirler; büyük ölçüde beraber ve birlikte yaşamayı, güvenli, huzurlu bir sosyal yaşamı ve toplumsal düzeni öngörmektedir. İslam toplumunda,  toplumsal düzene dikkat etmeyerek fitne ve fesadın yayılmasına, sosyal dayanışma, huzur ve istikrarın bozulmasına neden olan kişiler genellikle takvadan nasibi olmayan veya çok az olan kişilerdir. Gerçek takva sahibi kimseler ise; Allah Teâlâ’nın, insanların bir arada yaşamaları için koymuş olduğu emir ve yasakları eksiksiz yerine getirmeye çalışırlar. Bu durumla ilgili ilahî esas ve prensiplere titizlikle riayet ederler.
Takva sahibi Müslüman, her yönüyle iyi bir Müslüman ve iyi bir insandır. İbnu Ömer (r.a.)’in ifadesiyle, ‘kendini, hiçbir kimseden üstün görmeyecek’ kadar alçakgönüllü, Nevevî’nin dediği gibi ‘kendisi için istediğini insanlar için de isteyecek’ ve hatta Cüneyd-i Bağdâdî’nin ifade ettiği gibi ‘başkalarını kendinden daha fazla düşünecek kadar fedakârdır.’ (Tehanevi) Mümine en çok yakışan giysi takva elbisesidir. ‘Ey Ademoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır...’ (A’raf, 26) Müminin en güzel azığı takva azığıdır. ‘…(Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri, takva sahibi olun.’ (Al-i İmran,197)
‘…Kim Allah’a karşı takva sahibi olursa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.’ (Talak, 4)
(Resulüm!) De ki: Size bunlardan daha iyisini bildireyim mi? Takva sahipleri için Rableri yanında, içinden ırmaklar akan, ebediyyen kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve (hepsinin üstünde) Allah'ın hoşnutluğu vardır. Allah kullarını çok iyi görür. (Âl-i İmrân-15) 
Takva sahibi müminler, basiret sahibidir çünkü; şeytan vesvese verdiğinde Allah’ı hatırlarlar ve kalplerinden zikredip gerçeği görürler. “Takvaya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah'ın emir ve yasaklarını hatırlayıp) hemen gerçeği görürler.” (A’râf  201) 
“(Kötülüklerden) sakınanlara/takvalılara: Rabbiniz ne indirdi? denildiğinde, "Hayır (indirdi)" derler. Bu dünyada güzel davrananlara, güzel mükafat vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu gerçekten güzeldir!” (Nahl  30) 
Onlara, Adem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden), "Andolsun seni öldüreceğim" dedi. Diğeri de "Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder" dedi. (Mâide  27) 
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi  ve sellem dualarında Yüce Rabbimizden çeşitli nimetleri talep ederken takvayı da istemiştir. Böylece takvanın önemine işaret etmiştir. Konuyla ilgili hadis-i şerifler şunlardır:  
 “Allah, sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. O, sadece sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.” (Müslim, Birr, 34; İbn-i Mace, Zühd, 9) "Allah'a karşı takva sahibi olmanızı tavsiye ederim." (Ebu Davûd, Sünen, 5; Tirmiz, İlim, 16; Ahmed b. Hanbel, II, 325)
Peygamber efendimiz veda hutbesinde; “Ey insanlar! Rabbiniz birdir, atanız da birdir. Hepiniz Adem’densiniz, Adem ise; topraktan yaratılmıştır. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten sakınanınızdır. Arab’ın Arab olmayana, hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.” Buyurmuştur.(Buhari, Hac 132)
 "Arabın Arab olmayana hiç bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir." (Ahmed b. Hanbel, V, 411) "İnsanın Cennete girmesine en çok sebep olan şey, onun Allah'a karşı duyduğu takvasıdır." (Ahmed b. Hanbel, II, 392, 442) 
Ebu Hureyre'nin naklettiğine göre Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Birbirinize hased etmeyin. Kendiniz almak istemediğiniz halde diğerini zarara sokmak için bir malı methedip fiyatını artırma yarışına kalkışmayın. Birbirinize buğz etmeyin. Birbirinize yüz çevirip arka dönmeyin. Sizden bazınız diğer bazınızın alış verişi üzerine alış verişe girişmesin. Ey Allah'ın kulları! Birbirinizle kardeşler olunuz. Müslüman Müslümanın kardeşidir. Müslüman Müslüman'a zulmetmez. Yardıma muhtaç olduğu zaman da onu yalnız ve yardımcısız bırakmaz. Onu hor ve hakir görmez. Takva işte budur. "Resulullah (s.a.v) "takva işte budur." sözünü üç defâ tekrarlamış ve her seferinde de eli ile göğsüne işaret etmiştir. (Müslim, Birr, 32; Tirmizi, Birr, 18; Ahmed b. Hanbel, II, 325) 

Sonuç olarak; takva, Kur'an-ı Kerim’in üzerinde önemle durduğu kavramların başında gelmektedir. Takva, mü’minlerin temel vasıflarından biri olup Allah Teâlâ birçok ayet-i kerimesinde takva sahibi kullarını övmekte, kurtuluş ve huzurun ancak takva ile olduğunu bildirmektedir.
Allah’ın rızası ve dünya-ahiret mutluluğu, ancak takva ile mümkündür. Takva ve Allah sevgisi olmayan yerde gerçek huzur ve mutluluğu bulmak mümkün değildir. Gerçek huzur ve mutluluk için kalplere takva ve Allah sevgisini yerleştiren insanlar kurtuluşa erecek ve ebedi mutluluğu kazanacak olan bahtiyar kullardan olacaklardır.. Sözümüzü Allah’ın kelamı azimi ile bitirelim.
“…Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.”Talak Suresi-3)
Kadir PANCAR
19.09.2014

KAYNAKÇA: 
Akay, Hasan(1995), İslamî Terimler Sözlüğü, İşaret Yay. İstanbul  
Behiy, Muhammed(1988), İnançta ve Amelde Kur'anî Kavramlar (Çeviren: Ali Turgut), Yöneliş Yay. İstanbul  
Çelik, Ahmet(2002), Kur'an Semantiği Üzerine, EKEV Yay. Erzurum  
Çiçek, Halil(1998), Farklı Kültürlerin Birlikte Yaşama Formülü, Nesil Yay. İst.
Demirci, Muhsin(2000), Kur'an’ın Temel Konuları, İFAV Yay. İst.
Ece, Hüseyin(2000), Takva Bilinci, Denge Yay. 5. Basım, İst.
Karagöz, İsmail(1995), Kur'an’da Takva Kavramı ve Muttaki İnsanın Özellikleri, Diyanet dergisi, C.XXXI, s. 4, Ankara
Soysaldı, Mehmet(1998), Kur'an’da Kavram Araştırmaları, Yılmaz Ofset Matbaa, Elazığ

YAZININ WORD DOKUMANI İÇİN TIKLAYINIZ.

Dua

Biz,kısık sesleriz...minareleri,
Sen,ezansız bırakma Allahım!

Ya çağır şurda bal yapanlarını,
Ya kovansız bırakma Allahım!

Mahyasızdır minareler...göğü de,
Kehkeşansız bırakma Allahım!
Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,
Müslümansız bırakma Allahım!

Bize güç ver...cihad meydanını,
Pehlivansız bırakma Allahım!
Kahraman bekleyen yığınlarını,
Kahramansız bırakma Allah'ım!

Bilelim hasma karşı koymasını,
Bizi cansız bırakma Allah'ım!
Yarının yollarında yılları da,
Ramazansız bırakma Allah'ım!

Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü,
Ya çobansız bırakma Allah'ım!
Bizi sen sevgisiz,susuz,havasız;
Ve vatansız bırakma Allah'ım!

Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,
Müslümansız bırakma Allah'ım!
 

Matematik hangi dilde en iyi öğreniliyor?

"Sizce matematik hangi dilde en iyi öğreniliyor? İpucu veriyorum: İngilizce değil.Yapılan son araştırmalar Türkçe, Çince, Korece ve Japonca'da matematik öğretilirken kullanılan kelime ve ifadelerin İngilizce'dekilere kıyasla daha anlaşılır olduğu ve bu dilleri konuşan küçük çocukların sayı saymayı ve aritmetiği daha çabuk öğrendiğini belirtiyor.
Küçük çocukların matematiğin "yazılı" hali olan sayıları öğrenmesi konusunda etkili olan diller arası farklılıklar, psikolog ve eğitimciler tarafından giderek daha fazla ilgi görüyor. Son zamanlarda yapılan birkaç araştırmada İngilizce'deki kelimelerin çocukların sayı sayma ve aritmetik becerilerini olumsuz yönde etkilediği ortaya çıktı. Ancak araştırmacılar, İngilizce konuşan çocuklardaki bu sorunu çözmek adına daha küçük yaşta matematik öğretmeye başlamak ve oyunlarla yeteneklerini geliştirmek gibi yolları işaret ediyor.
Konuyla ilgili örnek vermek adına ilk olarak Çince ve İngilizce arasındaki farklılıklar değerlendirilebilir. Northwestern Üniversitesi'nin eğitimle ilgilenen bölümünün onursal profesörü Karen Fuson ve Teksas A&M Üniversitesi'nde matematik eğitimi uzmanı ve profesörü Yeping Li, yıllardır Çince ve İngilizce arasındaki farkları ABD ve Çin'deki okullarda takip ediyor. Bu iki dil arasındaki farklardan biri ise Çince'deki sayıların yalnızca dokuz ismi, İngilizce'deki sayıların yaklaşık yirmi farklı ismi olması.
Aslında sorun "11" sayısıyla başlıyor. İngilizce'de bu sayının özel bir adı varken Türkçe ve bahsedilen diğer dillerde 11 sayısının okunuşu "on" ve "bir" (ilk olarak "on" kelimesi okunuyor) kelimelerinden oluşuyor. Bu sayede çocuklar on rakamdan oluşan sayı sistemini daha iyi anlamanın yanı sıra bir sayıyı oluşturan her rakamın sayısal değerini daha kolay öğreniyor.
İngilizce'de ondan fazla sayının kendine has bir isminin olması ve bazı sayıların okunuşlarının birbirine benzemesi çocukların temel matematik eğitimi alırken zorlanmasına neden oluyor. Ayrıca çok basamaklı sayılarla toplama veya çıkarma işlemlerinde İngilizce sayı isimlerinin yarattığı karışıklık, çocukların bu sayıların matematiksel değerini idrak edememelerine ve hata yapmalarına yol açıyor.
Matematik müfredatında okutulan kitaplardan birinin yazarı Doktor Fuson, tüm bunların ufak sorunlar olarak görüldüğünü, bu sorunları çözmek adına atılacak olan adımların daha fazla soruna yol açacağını ve aktif olan hafızanın kapasitesini azaltacağını dile getirdi. Fuson'un "Math Expressions" adlı kitabı, anadili İngilizce olan çocuklara basamak değerlerini öğrenmek konusunda yardımcı oluyor. Çoğu Doğu Asya ülkesinde birinci sınıflara verilen matematik eğitiminde İngilizce'ye kıyasla anadili Çince olan çocuklar toplama ve çıkarma işlemlerini daha iyi kavrıyor. Anadili Çince olan öğrenciler iki sayıyı toplarken sayıları parçalara ayırıyor ve bu sayıları iki gruba ayırıp ("onlar" ve "birler") topluyor. Örneğin 9 ve 5'i toplarken önce 9'a bir ekleyip sayıyı ona tamamladıktan sonra 4 ekliyorlar. Fuson, bu yöntemin çok basamaklı sayıları toplama ve çıkarma konusunda fayda sağladığını söylüyor.
ABD'deki öğretmenlerin çoğu öğrencilerine bu yöntemi öğretmeye çalışıyor. Bunun yanı sıra birinci sınıfların toplama ve çıkarma işlemlerini bu yöntemle yapmaları konusunda eğitim alanında bir adım atılmış durumda. 2011 yılında 94 ilkokul öğrencisinin katıldığı bir araştırmaya göre, birinci sınıftaki çocukların basamak değerlerini anlamaları üçüncü sınıfta iki basamaklı sayılarla işlem yapmalarını kolaylaştırıyor.Ancak bu noktada hassas bir konu olduğu için fazlasıyla üstünde durulan ABD ve Asya'daki matematiksel beceri farkının yalnızca dilden kaynaklanmadığını belirtmek gerekiyor. Hong Kong Üniversitesi Eğitim Fakültesi'ndeki araştırmacıların 2010 yılında yaptıkları eğitim araştırmasına göre, Çinli matematik öğretmenleri genellikle öğrencileri zor problemlerle uğraştırmaya ve matematik kavramlarını açıklamaya daha fazla zaman ayırdığı, evdeyken de Çinli ebeveynlerin çocuklarına aritmetik kuralları öğretmeye, oyunlara ve matematiği günlük hayatta kullanmaya çabaladığı belirtiliyor.
Çinli ebeveynlerin çocuklarına öğrettiği toplama ve sayı sayma becerileri sayesinde, anasınıfına giden çocuklar ABD'deki yaşıtlarına göre daha önde oluyor. Ayrıca 2008 yılında Carnegie Mellon Üniversitesi araştırmacılar tarafından yapılan ve anasınıfı öğrencilerini konu alan, 29 Çinli ve 24 ABD'li çocuğun katıldığı araştırmaya göre, matematik öğretmeyen ebeveynlerin çocukları da yaşıtlarına göre bir ila iki sene geride kalıyor.
Matematikte bir kavram, diğerinin gelişmesine yardımcı oluyor. ABD'deki çocuklar liseye gidecek yaşa geldiğinde, uluslararası başarı ölçme sınavlarına katılan 65 ülke içinden otuzuncu sırada yer alıyor. Koreli ve Çinli öğrenciler ise birinciliği paylaşıyor.
İngilizce'nin matematik alanındaki olumsuz etkisi, 2014 yılında yapılan ve Kanada'nın Ottowa şehrindeki anadili İngilizce olan 59 çocukla İstanbul'daki anadili Türkçe olan 88 çocuğun (tüm katılımcıların yaş aralığı 3 ila 11 olmak üzere) karşılaştırıldığı araştırmada göze çarpıyor. Araştırmada, Türkçe konuşan çocukların İngilizce konuşanlara kıyasla sayıları anlama ve sayma konusunda daha başarılı olduğu belirtiliyor. Carleton Üniversitesi Kavramsal Bilimler Enstitüsü yöneticisinin eş yazarı olduğu araştırmada, Türkçe konuşan öğrencilerin bu becerilerini matematik oyunlarıyla daha da geliştridiği not ediliyor. Doktor LeFevre, Türkçe konuşan çocukların kendi dillerinde sayı saymalarının İngilizce konuşanlara kıyasla matematiği daha iyi anlamalarını sağladığını söylüyor.
Doktor LeFevre de ebevenylere yardım etmek adına çocuklara erken yaşta matematik becerileri kazandırmanın yollarını arayan araştırmacılar arasında. 2014 yılında 183 çocuğun ve ebeveynlerinin katıldığı ve LeFevre'nin eş yazarlığını yaptığı araştırmada da ebeveynlerinin kendilerine sayıları tanıttığı ve basit toplama işlemleri yapmayı öğrettiği çocukların anasınıfında sayı sayma ve sayıları kıyaslama konusunda daha başarılı olduğu belirtiliyor.
Ailecek oynanabilen masa oyunları, İngilizce dilinden kaynaklanan olumsuz etkilerin ortadan kaldırılmasına yardımcı olabilecek bir nitelik taşıyor. Ancak bu oyunları oynarken de dikkatli olunması gereken noktalar bulunuyor. Boston Üniversitesi'nde uygulanabilir ve geliştirilebilir psikoloji alanında yardımcı profesör olan Elida Laski'nin yönettiği ve 2014 yılında yapılan araştırmaya göre, anaokuluna giden ve 1 ila 100 arasındaki sayıların bulunduğu masa oyunları oynayan çocukların sayıları tanıma ve sayıları sıraya dizme konusunda büyük bir mesafe kattettiği kaydediliyor. 1 ve 100 arasındaki sayıların onar onar dizildiği oyundaki onlu sıraların çocukların sayı sisteminin onluk olduğunu anlamasına yardımcı olduğu not ediliyor.Ancak bu araştırmaya katılan çocukların, sayıları sesli olarak saydığı ve araştırmacıların söyledikleri bir sayının ardından gelen sayıları rahatlıkla sayabildiği belirtiliyor. Bu "saymaya devam etme" becerisi, aritmetiğin anlaşılmasında fayda sağlıyor. Her seferinde 1'den başlayarak sayan çocuklar, diğerlerine kıyasla kendilerini yalnızca yarı yarıya geliştirebiliyor.
Bir kağıtın üzerine çizilebilecek olan basit bir oyunu okul öncesi çocuğunuzla birkaç kez oynamak, sayı sayma becerilerinin gelişmesinde etkili bir yol olarak değerlendiriliyor. Doktor Laski, "Oyunlarla öğrenmek hem kağıt üzerinde öğrenmekten daha iyi eğlenceli, hem de aynı derecede etkili," diyor.
2014 yılında yapılan ve LeFevre'nin eş yazarı olduğu araştırmada, ebeveynleriyle sayı oyunları oynayan çocukların matematik becerilerinin daha iyi geliştiği belirtiliyor.
4 yaşındaki Patrick adlı oğluna matematik sevgisini aşılamak isteyen matematik öğretmeni Andrew Standel, oğlunun ilgisi çekmek adına video oyunlarını kullanmış. San Fransisco merkezli şirket Motion Math tarafından üretilen "Hungry Guppy" adlı oyun sayesinde 2 yaşındayken oğlunun ilgisini kazanmayı başarmış. Stadel, oğlunun şu an yine aynı şirket tarafından çıkarılan "Hungry Fish" adlı oyunu oynadığını söylüyor ve Patrick'in sayıları toplamak konusunda meraklı olduğunu dile getiriyor.
Bu tarz video oyunlarının işlem yapma ve öğrenmek adına beyni çalıştırdığı biliniyor. Örneğin Teachley şirketi tarafından çıkarılan "Addimal Adventures" adlı oyun toplama yapmanın farklı yöntemlerini öğretiyor. Eğitim üzerine animasyonlar üreten GameUp şirketinin başkan yardımcısı Allisyn Levy, bu oyunların bir problemin birden fazla çözümü olduğunu gösterdiğini söylüyor.
10 yaşındaki Luke Sullivan, "Addition Blocks" adlı oyunun kendisine matematik konusunda yardımcı olduğunu dile getiriyor. İki yıl önce bu oyunu keşfeden Luke, "Eğitim amaçlı bir oyun olduğunu anlıyorsunuz ancak sonra hoşunuza gidiyor," diyor."
Sue Shellenbarger

Görme Engelliler için Infty Matematik Yazılımları

"Görme engelli öğrencilerin matematik alanında yaşadığı sıkıntılara yönelik Japonya'da geliştirilen "İnfty Yazılım Programı" Türkçe'ye uyarlanarak Türkiye'de de kullanılmaya başlanacak. Matematik alanındaki kaynakların dijital ortama aktarılmasıyla görme engelliler, sayısal derslerde de artık söz sahibi olabilecek.
Eğitimde Görme Engelliler Derneği (EGED) Başkanı Emre Taşgın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, derneklerinin görme engellilerin eğitimine katkıda bulunmak amacıyla kurulduğunu belirtti.Görme engellilerde bilgiye erişim sorununun çok fazla olduğunu ifade eden Taşgın, görmeyenler için eğitim teknolojilerinin Türkiye'de yaygınlaşmadığına dikkati çekti. Özellikle matematik kaynaklarına erişimde sıkıntı yaşandığını dile getiren Taşgın, Türkiye'deki görme engellilerin matematik kaynaklarına erişim sorununa Japonya'da geliştirilen bilgisayar yazılımıyla teknolojik çözüm getirileceğini söyledi. Bu kapsamda düzenlenen toplantıya, görme engellilerin bilgiye erişimi konusunda çalışmalarda bulunan kişilerin yanı sıra matematik ve bilişim gibi alanlardaki uzmanların da katıldığını dile getiren Taşgın, "Ülkedeki görme engelli bireyler matematik kaynaklarına erişmekte zorluk çekiyor. İnfty yazılım paketi uzun vadede bir devrim niteliği taşıyacak" dedi. Yazılım paketinin Türkçe'ye uyarlanması halinde, matematik kaynaklarının erişilebilir olarak dijital ortama aktarılacağını anlatan Taşgın, bu amaçla da İnfty Project ekibiyle temasa geçtiklerini, yazılım programının ülkeye kazandırılması için çalışmalara başladıklarını belirtti.
"FATİH Projesinde bu yazılım çok faydalı olabilir"
İnfty Project ekibinin ayrı üniversitelerde görev yapan üç araştırmacıdan oluştuğunu dile getiren Taşgın, "Bu projeyle temel olarak matematik formüllerinin yazılı olduğu bir kağıdın taranarak görme engelli bireyler tarafından kullanılabilmesi ve erişilebilir olarak matematik dokümanı oluşturulması hedefleniyor. Bu yazılım şu anda Japonca ve İngilizce olarak kullanılabiliyor. Türkiye'de de kullanılması için teklifte bulunduk, 1 yıl içinde çalışmalar tamamlanacak" diye konuştu. Matematikle ilgili Türkiye'de dijital ortama aktarılan kaynaklar olmadığına işaret eden Taşgın, yazılım paketinin basılı matematiksel denklemleri dijital ortama geçirmek için geliştirildiğini ve yazılımın üç bileşenden oluştuğunu ifade etti. EGED Başkanı Taşgın, gelinen aşamada bazı kaynakların Türkçe'ye çevrildiğini, deneme çalışmalarının yapıldığını söyledi. Geliştirildikten sonra tanıtımlarının yapılacağını ifade eden Taşgın, "FATİH Projesinde bu yazılım çok faydalı olabilir. Çünkü FATİH Projesini görme engellilere entegre etmek gerekiyor. Tabletler, görme engellilerin de kullanabilmesi için yeniden düzenlenmeli" dedi."
 Kaynak:http://www.gundemelazig.com/genel/gorme-engellilerin-matematik-kabusu-bitiyor-h64326.html
Infty Yazılımları ile Matematik fonksiyonları yazımı ve yazılanlara erişim okuma imkanı sağlayabilirsiniz. Yazılımlara ulaşmak için üreticininresmi sayfasından indirme imkanı bulabilirsiniz.http://www.inftyproject.org/en/software.html linkinden matematiksel ifadeleri girmek ve düzenlemek için InftyEditor- bir nevi okuyucu programı olan InftyReader-matematiksel ifadeleri düzenleme ve giriş imkanı sağlayan bir program ChattyInfty-ınfty editorun latex full fonksiyonları için de LaTeXInstaller yazılımlarına ulaşabilirsiniz.

Popüler Yayınlar

Sosyal Paylaşım

Icon Icon Icon Icon

Lütfen yazılarımızla ilgili yorum yapmaktan çekinmeyin. Kırık linkleri ve hatalı içerikleri mutlaka bize ilgili sayfa altında yorum yaparak bildiriniz. Blog sayfalarımızda ilginizi çekebilecek diğer yazılar için blog arşivimizi kullanabilirsiniz.

Son Yorumlar

Yararlı Linkler