Proje ve Performans çalışması

PROJE -PERFORMANS ÇALIŞMASI
MADDE 50- (1) Öğrenciler okulların özelliklerine göre yazılı sınavların dışında proje ve performans çalışması ile topluma hizmet etkinliklerine yönelik seminer, konferans ve benzeri çalışmalar yaparlar. Öğrenciler, her dönemde tüm derslerden en az bir performans çalışması, her ders yılında en az bir dersten proje hazırlama görevini yerine getirirler.  






MADDE 50 (7) Proje ve performans çalışması puanla değerlendirilir. Topluma hizmet etkinlikleri ve diğer çalışmalar puanla değerlendirilmez; ancak öğrencilerin mezuniyetlerinde belgelendirilir.
(8) Öğrencilerin derse hazırlıkları, derse aktif katılımları ve dersle ilgili araştırma çalışmaları da performans çalışması kapsamında ayrıca notla değerlendirilir.



Deyimlerimiz ve Gerçek Anlamları

Sözcüklerdeki ‘anlam kaymasını’ ne denli göz önünde tutarsanız tutun, sözcükleri okudukça bazılarının bizimle adeta dalga geçtikleri anlaşıldığı bazı deyimlerin de tarafımızdan çok yanlış kullanıldığı gözlenmektedir. İşte çok sık kullanılan deyimlerimizin esas anlamlarından bir kaçını sizinle paylaşalım.
Sözcüklerden Bazılarının Anlamları:
"‘lan’ Arapça, ‘uğlan’ kökenli olup, zamanla ‘ülan, ulan, ülen’ şekline dönüşen biçimiyle ‘Kerimoğlu’ türkümüzde  “... Haydülende haydülen….” dizeleriyle bağdaş kurup oturmuş. Sözcüğün temelindebizim ‘erkekliğimiz’ vurgulandığına göre, bizi çileden çıkarması niye?“Zibidi’; Farsça, ’zibidan’  kökenli, ‘süslü, bakımlı, yakışıklı’, (‘herif” sözcüğü de benzer anlamlı, Anadolu kadının erkeğine ‘beyim,kocam’ demektense Sıpa;  Abazacada ‘spau’  şeklinde geçiyor, ‘çocuk, yavru, sevimli’ , ayrıca Arapça,  ‘sabi, yani günahsız’ anlamında kullanılırken, ‘siyasetçi’  ile ‘seyis’ sözcüğünün aynı kökenli oluşu şaşırtıcı olmalı. ‘benim herif’ demesi boşuna değilmiş) ““Parlemento; Fr. ‘parlere’ kökenli  ‘konuşma yeri’, İtalyancada ‘yalan söylenilen yer’ anlamında kullanılıyor olması , “oruspu; Farsça  ‘ruspi’  kökeninden gelmesi ve ‘Toplum içinde alnı açık gezen insan’  anlamında,"kaltak", ‘atın eyeri, kıç kısmımızı teslim ettiğimiz yer’ anlamında, W.C kısaltmasının açılımı ‘water closed’ olduğu sanılsa da, Efes kazıları bunu yalanlamaktadır. ‘Vespesius Claudius’  (ilk harflerinin kısaltılmasıyla V.C) döneminde kapalı bölmeler, yani umumi helâ  yapıldığı ve ‘VC’ olarak anıldığı ortaya çıktı. Latin kökenli dillerin tapulu malı sanılan ‘water’ sözcüğünün kökeni bal gibi Anadolu olduğu, Hititler döneminde ‘ su, dere yatağı, kaynak’ anlamında kullanıldığı  Latin dil uzmanları bile tartışmıyor.
Kız çocuklarımıza verdiğimiz isimleri arasında  ‘Jülide’nin ‘perişan görünümlü, dağınık’ ,  ‘Nalan’ nın  ‘ için için ağlayan, gözyaşı döken’ , ‘Nahide’ Farsça’da ‘Turunç memeli kız’ ’Suna’ nın  erkek ördek ‘ anlamına gelmektedir.
Deyimlerin Gerçek Anlamları
Sözcükleri iyi okumaması metin anlaşmazlığına, en çok da deyimlerin yorumlanmasında dert olduğunu biliyoruz.Doğru  bildiğimiz yanlış deyimlerden bazılarını paylaşmak isterim:
Kısa kes Aydın (abası) havası olsun:
‘Hava’ denilen şey, kesilip kısalan, eklenip uzamayacağına, bir yanlışlık olduğu belli. ‘Aba’ her türlü giysinin adıydı, kumaş türleri ve teknoloji bu sözcüğü dilden düşürdüğü kesin. Ege’de, özellikle Aydın yöresinin çobanları uzun kepeneği (aba)  tercih etmez. O günlerde her türlü aba (ilkel kumaş) Fas’ın ‘Fez’ şehrinde yapılmaktaydı.( ‘fes’ sözcüğü ‘fez’ gelir)  ‘Aba’  siparişi veren tüccarın: “Bunlar Aydın çobanı, abaları aman kısa kesin, kısa!” diye, uyaracaktır. Dilden düşen ’aba’ sözcüğü yerine halkın uydurma gücü devreye girdiği anlaşılıyor;  ‘aba’ yerine ‘hava, halva, helva… gibi,  uydurma sözcükleri kullanan çok Aydınlı görmüşümdür.
Alaturka iş yapmak:
İtalyanca  ‘alla Turkca’ (Türk usulü, Türkler  gibi)  sözcüğünün  dilimize yansıyan biçimidir
Bel bağlamak:
Tarikatların devlet yönetiminde etkin olduğu dönemde, tarikata yeni girenlerin beline ‘kuşak ‘ bağlama töreni yapılırdı. Kuşak sizin ne denli güvenilir insan olduğunuzun bir simgesiydi. (Mevlevilikte gençlerin beline bağlanan bu kuşağa ''elif nemedBektaşilikte ise “tiğ-bend “ denilirdi.) 
Burnundan fitil fitil getirmek:
‘Beddua’  niyetine kullandığımız deyimin kilit sözcüğü olan ‘fitil’; lamba fitili, ovalamakla deriden çıkarılan yuvarlak kir, yaraya konulan pamuk, örgü gibi anlamına gelir ama  ‘örgülü, düğümlü iplik’ (fitil)  aynı zamanda bir işkence aleti olarak kullanılırdı. Bu Kaynak: Evliya Çelebi anıları)
iplik (fitil)  şüphelinin ağzından ve burnundan zorla  sokularak, ileri geri  çekilerek zanlı konuşmaya zorlanırdı. (
Cuk (diye) oturmak
‘Cuk’ sözcüğünün  kökeni bilinmiyor, ama  ‘cukkala, cumbul , cumburlop, cuk oturmak’ sözcüklerinin aynı kökenden geldiğini biliyoruz.. Ayrıca,  ‘cuk oturmak’  aşık kemiği oyununda kemiğin düz yere düşmesi olarak bilinir. Bu deyim “tam yerinibulmak, köşe taşı gibi oturmak, denk düşmek” anlamında kullanılır. Arkeolojide  dişi durumda olan sütun boşluğuna kurşun eriyiği döküldükten sonra, üste gelecek –erkek- sütunun konulmasıyla çıkan ‘cuk’ sesi çok önemlidir; bu ses, sütunlar arasında boşluğun kalmaması, hava boşluğunun alınıp alınmadığı, sütunların ne denli sağlam oturduğunun göstergesidir.
Çil yavrusu gibi dağılmak:
Tüylerindeki benekler, çiller deniyle Anadolu’da  “keklik”  kuşuna “çil” denildiği,kekliğin yavrularına pek özen göstermeyen bir kuş türü oluşu bilinse sorun kalmayacak. Yavrular   karınlarını doyurmak için çaresiz bir şekilde etrafa  dağılmak zorundadır.
Çilingir sofrası:
Padişahlara sunulacak yemekler ‘çeşniğir’ denilen (Farsça, ‘tadımcı’ demek olan)  kişi tarafından tadılırdı.Tadımcının tattığı yemekler doyumluk değil, tadımlık olduğu için küçük tabaklar içinde getirilirdi. Padişahlık döneminin kapanmasıyla  halk “çeşnigir’ sözcüğü gerçek anlamını yetirmiştir. Rakı sofralarında soğuk yiyeceklerin küçük tabaklar içinde getirilmesine eskiler çeşnigirin sofrasına konan tadımlık yiyeceklere benzetildiğini,içkinin anahtar gibi çeneleri açtığının önemini az değildir.
Damızlık (olarak seçilmek, bırakılmak) hayvan:
Kökeni ‘tam/dam’ olan ‘damızlık’ sözcüğü (döl alınan güçlü erkek hayvan) doğru bildiğimiz yanlışlar arasındadır.Çıkış noktası ilk akla geldiği gibi ‘hayvan’ değil, insandı. Sümerlerde ‘dumuzı’ veya ‘damuzı ‘ şeklinde geçer, ‘güvenilir veya oğul’ anlamında kullanılır ve ‘temmuz’ sözcüğü tanrı Tammuz’dan gelir. Sümerce ‘dumuzi’  İnanna, Akadlar’da İştar’ın eşi, Suriye mitolojisinde Adonis, Türk Altay mitolojisinde ‘tamus, tammus, tamıs, dumıs’  şeklinde geçer. ‘Dumuzi’ bahar aylarında düzenlenen bir şenlikti. Bu şenliklerde  köyün, yörenin, obanın, en yakışıklı, güçlü delikanlısı özel giysilere bürünüp, şenlikler eşliğinde ev gezmesine çıkarılırdı. Bu delikanlıya  ‘Tammuzluk’ denirdi. Kutsal dinler sonrası bu sözcüğün nedense insanlıktan koparıp, hayvanlara bağışladığı anlaşılıyor.
Darısı başına:
Eski Türkçede “tarık, tarı” ‘ekin’ anlamına gelen bir sözcüktü. Zamanla  ‘ darı, tarım, tarla ‘ sözcüklerini aynı kökenlidir. Tarlaya ‘darı’ tohumu atma beklenen, özlenen bir dönemdi. “Bu mutlu anı gelecek sene tekrar yaşayalım, sen de gör” anlamında kullanılır.(Çağataycada ‘tarık’, Kırgızcada  ‘taru’, Moğolcada  ‘ tara’ şeklinde kullanılır)
Dolap çevirmek:
Eskiden kadın ve erkeklerin aynı  sofrada yemek yemezlerdi. Yemek, kadınlar bölümünde pişer, belli eksen etrafında dönen dolaplar sayesinde erkeklere ulaştırılırdı. Zamanla dolap amacı dışında kullanılmaya başlanır, erkekler  dolap gözlerine mendil, lokum, mektup…gibi şeyleri koyarak sevdiklerine   ileti vermeye başlayınca  deyim dile düşer.
Eften  püften (deli kıza-sarı öküze- kaftan)
Arapça kökenli ‘kaftân’ kökeninden türeyen giysi, uzun kollu ve önü açık cübbe" anlamına gelir. Eskiden ninelerin sıkça yaptığı bir uygulamaya dayalı bir deyimdir, işe yaramaz küçük  kumaş parçalarının birbirine eklenerek - özellikle küçük çocuklara –dikilen  giysi türleri için kullanılırdı.Yani, deyimin aslı   ’eften’ değil, “Ekten püften, sarı kıza kaftan” olmalıydı.
Elinin körü:
Doğrusu “ Ehlinin gûru (mezarı)” olmalıydı. Eskiden, “senin ya da ailenin mezarını….” şeklinde başlayan küfür karşılığı olarak kullanılırdı.  ’Ehil ve gûru’ sözcükleri dilden düşünce, halkın uydurma gücü nün devreye girdiği anlaşılıyor.
Eski kulağı kesiklerden  ( kulağı delik olmak, kulağı  küpeli,  kulağı yırtık…) :
Yeniçeri askerleri arasında kabul gören tarikat-Hacı(doğrusu ‘hace’ olmalıdır)  Bektaş-ı Veli felsefesine göre, üye olacak delikanlının öncelikle kulağının delinir,bir törenle kulağa küpe takılması geleneği de vardı.Kulağa küpe takılan askerin asla evlenmemesi gerekmekteydi ama zamanla gizli evlilikler artar. Bu tür gizli evlilik yapan askerin küpesi aniden sökülüp alınması sırasında kulak yırtılırdı. Küpe nasıl saygınlık göstergesiyse,kulağın yırtık oluşu da güvensizliğin bir simgesiydi.
Fiyaskoyla sonuçlanmak:
Şişe imalatı Venedik’te başlar ve bu sözcük ‘hatalı üretim’ anlamında kullanılırdı. Daha sonra “hatalı, hatalı üretim, basitçe, emek harcanmadan, düzgün olmayan”  her türlü imalat ve iş için kullanılmaya başlar.
Fos çıkmak:
Kökeni bilinmeyen “  fos ;  evlendiğinde bakire çıkmayan, bozuk  çıkma, boş,  yerden sıçrayan çamur-zifos-” anlamlarına gelir.
Gibi yapmak:
Türklerin ata düşkünlüğünü bilirsiniz. (Not: Arabaya  ara gaz vererek  uzaklaşmaya hâlâ ‘topuklamak’ dediğimizi anımsayınız) Sahibini pek çok zafer ve ganimet bağışlayan, ölümden kurtaran atöldüğünde, o sıradan bir leş olamazdı. Derisi yüzülür,içi samanla doldurularak evde saygın bir yerekonulurdu.  Bu  heykele   ‘kipi’ denirdi.  Bu sözcük Türkçemizde “gibi”ye dönüşmüştür.
Güme gitmek:
Yeniçeri askerlerinin görevleri arasında asayişi korumak da vardı, suçluları ceza verme yetkisine de sahiplerdi. Suçluyu  zindan kapısına getirildiğinde, elleri ve kollarından tutulup, boşlukta bir iki kez sallayarak  "Hoooopp, gümm!" naraları arasında zindana atma adettendi.
Hanya’yı Konya’yı görürsün:
“Hanya”   Girit’e uzun süre başkentlik yapan güzel bir şehirdir.  Hanya yakınlarında ‘ Gonya’ şehri vardır ve iki şehir arasında dirisi eve dönmeyen kanlı savaşlar olur. . “Hanya’yı , Gonya’yı görürsün”  demekle, “ İki nokta arasında  yaşanan  kanlı çarpışmalar içine  düşersen, görürsün gününü” denmek istenmektedir.‘Konya’ ilimizle en küçük bir ilintisi yoktur.
İki dirhem bir çekirdek:
Keçiboynuzu  çekirdeklerinin suda kalmaması nedeniyle ağırlık ölçüsü olarak kullanılmaya başlanır. Çekirdeklerin her biri 0.2 grama, yani  5 tanesi bir grama denk geliyor. Eski altın paraların ağırlığı da 2 dirhem bir çekirdeğe denk düşüyordu. Sarraflar zengin müşterilerini memnun etmek için müşterinin istediği altının gramına fazladan bir çekirdek daha atarlardı. Zamanla bu alışkanlıktan vazgeçip, altın yerine kumaş veya bir takım elbise vermeye başladıklarından  bu deyim dile yerleşir.
İlk göz ağrısı:
Savaşların sık ve uzun sürdüğü dönemlerinde, askerin yakınların kaygısı bilinir. Özellikle yavuklu kızlar, o dönemde kendi aralarında konuşurlarken  ‘benim erkek arkadaşım, sevgilim, yavuklum, kocam’ diyemediklerinden, “ benim ilk göz ağrımdan hiç haber yok, seninkinden haber var mı?” deme kadın dili olarak dile yerleşmişti.
İpe sapa gelmez :
İşin özüne inersek: ‘ep’ Türkçede ‘sebep’ demektir. ‘Sap’ sözcüğü ise “belli bir düzen gözetlemek, derli toplu olmak, sıraya düzene sokmak”  anlamlarında kullanılırdı. Deyimin asıl şeklinin “ epsiz sapsız” olduğu anlaşılıyor.
Kambersiz  düğün olmaz!
‘Kamber’ sözcüğü Farsça kökenli  ‘kam’dan türemiş olup, “zevk, sevgi veren” anlamında kullanılır. Orta Asya’dan gelen (Tire-Aydın Dağları arasına yerleşen)   son göç kafilelerinden birinin  adı ‘kambarlar’ olarak bilinir. Bu grubun en belirgin özelliği; dua ederken bile dans etmeleri ve saza, söze, eğlenceye, şaraba düşkün olmaları düğünlerin vazgeçilmez konuklarıdırlar. (NOT: Aydın-Tire arasında kalan köylerde  ‘kam, kambar, kamber, Kamber Dağı, Kamber Baba, Kamber Dede…” gibi sözcükler bu dönemin izleridir.
Kanka olmak:
‘Kan kardeş’ sözcük harflerinin birleşmesinde oluşan bir sözcük sanılsa da, gerçek hiç de öyle değildir.  “Kanka, Çingencide  ‘ yakın arkadaş, (kanki)”  anlamında asırlardır kullanılmaktadır.
Kapı önüne atılmak(bırakılmak) :
Deyimin tarihçesi  Amazonlar (İzmir’i , Efes’i kuran savaşçı kadınlar topluluğu)  dönemine kadar uzanır. Bilindiği gibi, Amazonlu kadınlar, daha rahat ok atabilmek için göğüslerinin birini keserlerdi. Çok erkekle evlilik yaparlar;kadın; erkeğin eşyalarını kapı önüne bırakmasının iletisi açıktı.
Karantinaya girmek(alınmak):
Çıkış noktası eski bir Venedik  geleneğine dayanır. Venedik’e ilk kez gelen kişi, kırk gün karaya ayak basmadan, gemide yaşamak zorundaydı. Yeni konuğu, gözlem altında kaldığı günlerde hiçbir hastalık belirtisi göstermezse karaya ayak basma, toplum içine karışmaya hak kazanırdı.
Karga tulumba:
Çıkış noktası Eski  Venedik’e dayanan bir deyim daha;  "Cargar"  sözcüğü: “bohçalamak, toplamak etmek, sarıp toplamak anlamında”,  "La Tromba" ise ‘ yelken’  anlamında kullanıldığı düşünülürse, deyimin aslının “Carga La Tromba” olduğu anlaşılır. Bir deniz söylemi olmasına karşın, dilimize “ kol ve bacaklarından tutularak zorla alınıp götürme” anlamında büyük bir anlam kaymasına uğradığını anlaşılıyor.
Koca karı ilacı:
‘Koca karı ilacı’ “yaşlı kadınların ilkel olarak  elde ettikleri ilaçlarla  yaptıkları tedavi”  yöntemi olarak bilinse de,  gerçek hiç de öyle değildir. Deyimin çıkış noktası ‘Karia’  (Karya, Karakişe, Karka) dönemine varıp dayanır. Karyalılar salgın hastalıklardan, özellikle  akrep, yılan  sokmasına karşı bitkisel ilaçlar elde etmek için kafa yoran ilk toplumdu.  ‘Karia ilacı’  sözcüğüne  bir türlü yorum getiremeyen halkın uydurma gücü devreye girdiği anlaşılıyor.
Lamı cimi yok:
Türkler Müslümanlığı kılıç zoruyla kabul ederler ama bir türlü Arapçayı öğrenmek eğilimde değildirler. Bu ithal sözcüklere kafa erdiremeyince  “caiz değil” anlamında kullanılan . ‘layecuz’ sözcüğünü  ‘lam cim’ şeklinde telaffuz ettikleri anlaşılıyor.
Nato  kafa , Nato  mermer:
Yunancadaki bir deyimin yanlış tercümesi sonucu  "Na to kefari, na to mermari" olması gereken deyim, bize böyle yansımıştır.Yunancada  ‘na’ :  istemek, ‘ to’  bir ön ektir. (İngilizcedeki  ‘the ,a, an’ gibi düşünün.)  ‘Kefari’ : ‘kafa’,  ‘mermari’ : ‘mermer’ anlamında kullanıldığına  göre, Türkçeye, "işte kafa, iste mermer’ şeklinde tercüme edilmesi gerekirdi.
Nisan bir(şakası)
Bu deyimin gerçek anlamı ‘nisan ahmakları’ demek olduğunu inandırmak hayli zor olmalı. İngilizcede ‘April’ sözcüğünün ‘ Nisan’, ‘  fool ‘ ise  “ salak, ahmak’ demektir. Olayın çıkış noktası:  1564 yılında Fransa  Kralı  4. Charles, aldığı bir radikal kararla, Mart ayının son günü kutlanılan yılbaşı akşamını ‘1 Ocak’  olarak değiştirir , ama kralın yakın çevresinden başkabilen yoktur.  Bu kararın uzak bölgelere ulaşması çok zaman alır. Bilmeyen, duymayanlar yıllarca yeni yılı  eski tarihe göre kutlarlar ki bu bilenler için dalga geçmek için tam bir fırsattır. Gelecek  Mart ayında kutlanacak yılbaşında hiç olmayacak hediyeler vaat ederler. Uzun süre bu dalga geçme, bilmeyenleri aptal yerine koyma işi uzun yıllar devam eder
Pandora’nın Kutusu
Söylence tarihinde (Mitolojide) ilk kadının ‘Pandora’, Sümer tabletlerinde ‘Ninti’, kutsal dinlerde  ‘Havva’ olduğu yazılıdır. Zeus’un oyununa gelen Pandora, İçinde kötülükler bulunduran bir kutuyu meraktan açar ve tüm kötülükler, dünyaya bu kutudan yayılır. (Not: Yunancadan İngilizceye çevirisiniyaparak dünyaya tanıtan “Erasmus” -Rönesans dönemi bilgini- bilerek ya da bilmeyerek iki sözcüğü yanlış tercüme etmiş, yanlış söylem doğrusunu unutturmuş olmalı. Neydi o iki kelime?  “Pithos ve  Phxis”….Bu iki sözcüğü  İngilizce sözcüklerinden tanıyalım:  ‘Pithos’: “A  large storage container, used for shipping and bulk  strrage. “ Tam Türkçe karşılığı ‘Testi”
‘Pyxis’: “ It is a shape vessel from the classical world, usually a round box” Türkçe karşılığı, “Kutu.”  Özcesi,    ‘Pandora’nın kutusu’ değil, “Pandora’nın testisi” olmalıydı.)
Pot kırmak:
(İngilizcedeki ‘çanak, çömlek, saksı’ anlamında kullanılan ’pot’ sözcüğüyle ilişkilendirmeyiniz) ‘Pot ‘ sözcüğü köken olarak Ermenice olup “Kumaşın kırışık, vücutta dengesiz durması” anlamına gelir.Terzilerin çok olduğu dönemde bizde de “ kalfa, çırağının kumaşı yanlış keserek dikmesiyle ortaya çıkan dengesizlik” yani ‘potunu kaçırmak’ anlamında kullanılırdı. .Formun Üstü
Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur:
 Orijinal şekli  Latincede : “Mens sana in corpore” şeklinde geçerken, bir başka Latin kökenli şairin bir dizesinde de:  “Orandism est ut sit mens sana in corpore” olarak geçer. Türkçeye “Tanrıdan sağlam vücut, sağlam akıl bulunmasını dilemek gerekir” şeklinde çevrilmeliydi.
Sapır sapır dökülmek:
Deyimin ‘sap’ kökeninden türetildiğinin ayrımındasınız. Eski Batı Türkçesinde “sap; uzaklaşmak, hedeften sapmak, savmak” anlamlarında kullanıldığını anlıyor olmalısınız. ( Sapmak, sapıtmak, sapa, sapuk –sapık-  aynı kökenli sözcüklerdir. ‘Sap’  kökeninden türeyen sözcükler arasında ‘sallamak’ sözcüğü de vardır. )  Bir meyvelerini düşürmek için  ağaç  gövdesinin sallandığını, silkelendiğini  düşünürseniz deyimin nereden çıktığını anlamak kolaylaşır
Sarı çizmeli Memet Ağa:
(Ön bilgi: Osmanlıda insanlar etnik kökenlerine göre farklı renkte giyinirlerdi. Örneğin Ermenilerin kırmızı şapkalı, Rumlar siyah, Yahudilerinki mavi, Türklerinki sarıydı. ‘Mor rengi’ ancak saray içinde yaşayanlar kullanırdı. Sarı çizme giymek için Türk kökeninden gelme, varlıklı , saygın bir adam olmalıydınız. )
Irklara göre giysi tercihi zamanla bozulur. Sarı çizme giyimi özellikle Aydınlı varsıl erkekler arsında yaygınlaşır. İzmirli bir çizme imalatçısı, uşağını çağırır ve: “Aydın'dan ‘Mehmet Ağa’  isminde birisi gelecek. Geçen harman döneminde kendisine sarı çizme alması için on dört akçe vermiştim. Borcunun vadesi geldi. Faytona bin, doğru tren istasyonuna git. Uzun boylu, orta yaşlı, efe bıyıklı biridir. Al getir onu buraya” der. Uşak, koşarak istasyona gider, gider gitmesine ama bir sürü sarı çizmeli, burma bıyıklı adam gördüğünden, kime sesleneceğini bilemez. Uşak, kendince bir çare bulur, başlar bağırmaya: “Aydın’dan gelen Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, seni  ağam çağırıyor!”  
Sıfırı (zahiri) Tüketmek :
Deyimde geçen ‘sıfır’ sözcüğü yerine, ‘soluk alıp verme’ anlamındaki ‘zahir’ sözcüğü olmalıydı. Deyim ‘zahiri tükenmek’ şeklinde kullanılmalıydı.
Şapa oturmak:
Şap, nışadıra benzeyen bir madde ve mercan adalıkları çok olan Kızıldeniz’in eski adıdır. Bu adalar denizcilerin ve hac dönüşünde hacıların korkusu rüyasıdır.
Şarlatanlık yapmak:
İtalyanca kökenli  ‘şarlatan’(ciarlatano) , Ortaçağda papa, insanların günahlarını bir belge karşılı (parayla) af edebilirdi. Bazı açıkgözler, af vesikalarını taklit ederek, çoğaltıp ucuza satmaya başlamasına dayalı bir deyimdir.
Tabanları yağlamak:
Deriden yapılmış çarık giyildiği günlerde, çarık ( toz, kirden, özellikle sıcaktan) büzüldüğü oranda ayağı sıkacak ve acı verecektir. Çarığın esnemesi için  tek çare çarığın (özellikle tabanlarına) yağlamaktır.
Tahtalı köy:
Eski Türklerde ağaç kutsa ve tanrının temsilcisiydi. Kötü bir haber duyduğumuzda orta parmağımızın tersiyle tahta zemine (beton zemine değil)  vurarak “benim bu dileğimi tanrıya ilet, söyleyiver” demek istenmektedir. Ölülerin tahtalarla  kapatılıp gömülmesi, “taşlı köy/topraklı köy”  değil de, “tahtalı köy” denmesine neden olmuştur.Tahta   özellikle ‘kayın’ ağacından olmalıydı,çünkü‘kayın’ ve ‘kadın’ aynı kökenli bir sözcüklerdir.
Tası tarağı toplayıp gitmek:
İstanbul sokaklarında (argo)  ‘piyade’ olarak adlandırılan özel giysili  sekiz yüz civarında seyyar içki satıcısı vardı.  Piyadeler,  ‘tas-ı arak’ denilen kadehle servis yaparlardı. Deyimde geçen ‘tarak’  uyduruktur, doğrusu ‘arak’ olmalıydı.  İçki üretimi  Tekele, (tek-el) bağlanınca  ‘arak’ sözcüğü unutulup gittiğinden halkın uydurma gücü hemen devreye girdiği anlaşılıyor.
Ti’ye almak:
Denizciler, gemiler limanda dinlenmeye alındıklarında  ‘T ‘ harfine benzer  konumda sıralarlar.’T’ şeklinde bekleyen gemileri avlamak, abluka etmek, batırmak kolay olacaktır. Denizcilik dilinde bu tür  ‘gafil avlanmaya’ T’ye almak denilir.  
Toprağı bol olmak:
Eski toplumların ölülerini kıymetli eşyalarıyla gömdüklerini biliyoruz. Han, hükümdar, kralların mezarları bir hazine durumdadır.Mezarın yağmalanmasını engellemek için çareyi daha sol  toprak atmakta bulmuşlar. Günümüzde çok yerde rastlanan bu mini tepecikler(höyükler) varsıl insanların mezarlarından başka bir şey değildir.
 Yok yok:
Yok’ sözcüğü Orhun Yazıtlarında ‘yök’ ,eski Türkçede ‘yab’ şeklinde geçer ve ‘yok etmek, bitirmek’ anlamında kullanılırdı. Asyalı Türkler , ‘yok’ sözcüğünü kullanmaktan çekinirlerdi, çünkü ‘yok’ sözcüğü  şeytanın bir unvandır. Eski Türkler ‘yok yok’ derken, ‘aramızda şeytan yok’ demek istedikleri anlaşılmalıdır.
Zıvanadan çıkmak
‘Zıvana’ Farsça,  ‘zübane’  kökeninden dilimize yerleşen bir sözcüktür, değişik anlamlara gelir; a-Değirmen taşını döndüren mil, tekerleğin dönmesini sağlayan ana mil,  b-Elemanlarından birinin iki tarafı, öbürünün ortası boşaltılarak yapılan çatkı türü, çatıyı ayakta tutan ana direk.
Bu sözcük, hangi anlamda kullanılırsa kullanılsın, “yuvasından çıkmak, çökmek, düzeneğin, aygıtın işe yaramaz hale gelmesi” anlamlarında kullanılır.(Not:  Çorum yöresine  ait bir türkü sözünde  geçen  ‘orta direğin önemi’ çok güzel vurgulanmaktadır.  (Muzaffer Sarısözen bestesi: “El Veriyor el Veriyor/Orta direk bel veriyor.../Döndüm baktım sağ yanıma/Mehemmed’im can veriyor …"

Kaynak:Köken ve Söylenceleriyle Deyimlerimiz” http://blog.milliyet.com.tr/sozcukleri-okuma/Blog/?BlogNo=434406 mehmet Genç

Asrın Projesi Marmaray

Marmaray, İstanbul'un Avrupa ve Asya yakalarındaki demiryolu hatlarını İstanbul Boğazı altından geçen bir tüp tünelle birleştiren, Halkalı ile Gebze arasında 76 km lik bir demiryolu iyileştirme ve geliştirme projesidir.[6] Projenin boğaz geçişini de içine alan, Ayrılıkçeşme ve Kazlıçeşme arasındaki 14 km'lik bölümü 29 Ekim 2013 tarihinde hizmete açılmıştır. Açılan hatta 3'ü yeraltında olmak üzere toplam 5 istasyon vardır. Proje, batırma tüp tünel (1.4 km), delme tüneller (toplam 9.4 km), aç-kapa tüneller (toplam 2.4 km), üç yeni yeraltı istasyonu, 37 yerüstü istasyonu (yenileme ve iyileştirme), yeni işletim kontrol merkezi, sahalar, atölyeler, bakım tesisleri, yerüstüne inşa edilecek olan yeni bir üçüncü hat ve temin edilecek olan 440 vagonluk modern demiryolu araçlarını kapsamaktadır. Üç etaba ayrılan projenin BC1 Raylı Tüp Tünel geçişi ve istasyonlar etabı 29 Ekim 2013 tarihinde hizmete açılmıştır. CR3 Banliyo Hatları İyileştirmesi etabının 2009'da tamamlanması planlanmıştır. 

Bu etap, Haydarpaşa-Gebze ve Sirkeci-Halkalı banliyo hatlarının (Elektriksel, mekanik ve yapısal) olarak iyileştirilmesidir.Bu kapsamda Anadolu yakasında, ortalama iki istasyon arası 4,5 km. olan 10, Avrupa yakasında ise 2 ekstra istasyon açılacaktır. Bu etabın bitiş tarihi ilk planlanan tarihten 9 yıl gecikmeli bir şekilde 2018 olarak güncellenmiştir.CR2 Demiryolu Araç İmalı etabında 2013 yılına kadar, 38 adedi 10lu vagon, 12 tanesi 5'li vagonlardan oluşan toplam 440 vagonluk 60 adet banliyö tren seti Güney Kore'den ithal edilmiştir. Toplam Maliyeti 586 milyon dolar olan setlerin sadece 5'li vagon olan 12 seti Ayrılıkçeşme-Kazlıçeşme arası banliyö kısmının 2013 yılında devreye alınmasıyla hizmete girmiş, diğer 10'lu vagondan oluşan 38 adet tren seti açılan kısımda 10'lu trenlerin manevra kabiliyeti için gerekli uzunlukta ray-makas sistemi olmadığı için hizmete alınamamıştır. 2013 yılında teslim alınan setler halen Haydarpaşa Garı'nda atıl olarak bekletilmektedir.
Dünyanın en büyük ve önemli projelerinden Türkiye'nin 153 yıllık rüyası Marmaray, Cumhuriyetin ilanın 90. yılında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Japonya Başbakanı Shinzo Abe ve Romanya Başbakanı Victor Ponta'nın yanı sıra 8 ülkeden 9 bakanın katılımıyla hizmete açıldı. Açılış esnasında Diyanet işleri Başkanı Mehmet Görmez dua yaptı. Görmez'in duasına devlet protokolünün yanı sıra Japonya Başbakanı Abe de ellerini açarak eşlik etti.
Kaynak: http://www.yenisafak.com/gundem/asrin-projesi-marmaray-acildi-577261

Akıllı Tahta İçin Akıllı Kontrol Programı

"ATAK (Akıllı Tahta İçin Akıllı Kontrol) 1.05 - SINIRLI KULLANICIDA DA ÇALIŞABİLEN - DeepFreeze vb. koruma programlarıyla daha uyumlu çalışabilen versiyon.(Koruma programı yüklü bilgisayara flash bellek taktığınız her seferde sanki ilk defa takılıyor gibi işlem yapar ve windows flash belleği her seferinde tekrar tanır. Bu tanıma sırasında flash belleğin bilgilerini vermez. Flash belleği tanıdıktan sonra çıkarıp tekrar takmak gerekir. Bu versiyonda bu işlemi en aza indirecek düzenlemeler yapılmıştır."
Akıllı tahtalar dokunmatik olduğu için öğretmenler bu büyük ekranda şifre girerken öğrenciler şifreyi görüyorlar ya da internetten şifreleri rahatlıkla öğreniyorlar. Şifre koymadığınız zamanda herşeyi yüklüyor ve program ayarlarını değiştiriyorlar. Biz Usb bellekler yardımıyla bilgisayarın açılmasını sağlayacak bir sistem geliştirdik. Piyasada bu işi yapan programlar mevcut; fakat ücretsiz versiyonları sınırlı. Ücretli versiyonları ise pahalı. Ayrıca okulda kullanmak için dizayn edilmemişler. Bu yazılım okul ortamında kullanılmaya yönelik geliştirilmiştir ve tamamen ücretsizdir. Hata tespit ederseniz lütfen bize bildiriniz. Bu programın geliştirilmesini sağlayan Furkan Aknar ve Özgür Güldoğan'a ayrıca bu projeye ve derneğimize sahip çıkan herkese teşekkür ederiz...
Dikkat!! Bu bir güvenlik yazılımı olduğu ve yetkisiz kullanımları engellemek amacıyla yapıldığı için kurma işlemine geçmeden önce rar dosyası içindeki 2 adet word dosyasını okuyup daha sonra kuruluma geçiniz. Eğer zamanım yok diyorsanız en azından kurulum.doc dosyasını okuyunuz. Öncelikle sistemi açacak ve programı kaldıracak flash bellekleri oluşturunuz, daha sonra akıllı tahta kurulumuna geçiniz. Yönetici yetkisine sahip kullanıcıda kurulum yaptıktan sonra sınırlı kullanıcıda da programı rahatlıkla kullanabilirsiniz. Sınırlı kullanıcıda istatistik toplanmaz-okunamaz (Kim? Ne zaman? Ne kadar kullandı?) Sınırlı kullanıcıda program kaldırılamaz... Yönetici kullanıcılarında istatistik toplanır. Varsayılan bekleme süresini BTR öğretmeni belirler. Çoklu monitörde de ekranı kapatır... Programı indirmek için tıklayınız....Versiyon: 1.09
Windows 7 ve Xp için. (32-64 bit)
Oluşturduğunuz flash bellek okuldaki tüm akıllı tahtaları açıyor. Anahtar Flash bellek depolama ortamı olarak kullanılmaya devam edilebilir. Hatta bir öğretmen birden fazla okula gidiyorsa; o okuldaki bilişim rehber öğretmeni bu flash belleği o okuldaki akıllı tahtaları da açacak şekilde de ayarlayabilir... Bir flash bellek birden fazla okulda da kullanılabilir... (Tabiki aynı program kullanılıyorsa)
Ayrıca her akıllı tahtada: akıllı tahtayı kimin hangi tarihte? ne kadar süreyle kullandığının kaydı da tutulmaktadır...(Sınırlı kullanıcılarda istatistik tutma işlemi şimdilik yapılamamaktadır.)
EĞER BU PROGRAMI SINIRLI KULLANICI İLE KULLANACAKSANIZ ŞU İŞLEMİ MUTLAKA YAPINIZ:Böylece Ctrl+Alt+Del sınırlı kullanıcıda da kaldırılmış olacak. Yoksa kalkmıyor...Yöneticide bu işlemleri yaptıktan sonra programı kurun...Yöneticide kullanacaksanız seçimliktir. Ancak bu işlem programın sonlandırılmasını zorlaştırmaktadır!!
Çalıştır-> GpEdit.Msc Kullanıcı yapılandırması-> Yönetim Şablonları ->Sistem->Ctrl+Alt+Del Seçenekleri-> Görev Yöneticisini Devre Kaldır seçeneğini etkin yapınız. 
*** DİKKAT:'İl-İlçe-Okul adı kısmında türkçe karakterlerden 'Ğ' harfini kullanmayınız. Diğerlerini kullanabilirsiniz'***
Şu anki program özellikleri:
"Bir flash bellek birden fazla okulda da anahtar olarak ayarlanıp kullanılabilir.(Bu ayarlama işlemini her okulun kendi btr öğretmeni yapar)
Anahtar bellek depolama ortamı olarak kullanılmaya devam edilebilir.
Anahtar flash bellek çıkarıldığı an program otomatikman devreye giriyor. Böylece bilgisayarın kapatılmasının unutulması engelleniyor...
Akıllı tahtanın varsayılan bekleme süresini btr öğretmeni belirliyor. Süre sonunda anahtar takılmazsa bilgisayar kapatılır.
Anahtar bellek takılıyken başka aygıtlar da takılabilir (Örneğin ikinci bir flash bellek).
Bir bilgisayara bağlı birden fazla monitör varsa onları da kapatabiliyor.
İlk versiyonu sınırlı kullanıcıda çalışmıyordu. Şu an yükleme (Administrator hesabı ile) yapıldıktan sonra sınırlı kullanıcıda da çalışabiliyor.
Öğretmen akıllı tahtayı kapatmadan ders arası verebiliyor. Belirtilen süre kadar bilgisayar öğrencilerin müdahale edemeyecekleri şekilde o öğretmeni bekliyor. Kimi beklediğini ekranda yazıyor. Böylece nöbetçi öğretmen kimin o bilgisayarı açtığını görebiliyor.
Kullanım istatistiklerini tutabiliyor(Kim? Hangi tarihte? Ne kadar kullandı?- Sınırlı kullanıcıda istatistik tutulmaz)
Kullanıcı istatistiklerini yalnızca btr öğretmeni görebiliyor.
İstatistikler eğitim öğretim yılı ve dönemine göre de dosyalanmaktadır.
Kaldırma işlemi basit ve çok farklı.(Kaldırma flash belleği hazırlanıyor. Administrator hesabındayken bu flash bellek takıldığı anda program kaldırılmış oluyor.)
DeepFreeze gibi koruma programlarıyla daha uyumlu (Özellikle windows xp de bu farkı görebilirsiniz...)
USB HDD ler ve Cep telefonları (veri dopolama aygıtı olarak ayarlandıklarında) da anahtar olarak ayarlanabilir. "

Arabayı Geri Park Etme

Önce park edeceğin yeri ölçüp biçmelisin. Aracınızın sığabileceği bir genişlik olup olmadığını belirlemelisin. Aracınızın arka tamponu, park ederken arkanızda kalan aracın ön tamponuyla aynı hizada olacak şekilde, park edeceğin yerin tam yanında durduğunuzda öndeki araçla aranızda 120 santim mesafe kalıyorsa, arabanız o boşluğa sığabilir.
Şimdi, arabanla öndeki aracın yanına git. Kapılar arasında 45-50 cm mesafe bırak. Arka tamponun, diğer aracın arka tamponunun hizasına tam paralel olacak şekilde gel. Yolun sağ tarafına park ediyorsan, sağ omzunuzun üstünden arkaya bak. Arka tamponun, diğer aracın arka tamponunu geçinceye kadar dümdüz geri git. Sonra direksiyonu kaldırıma doğru çevir. Sol tarafa park ediyorsan, sol omzundan bakman gerek. Ön tampon öndeki aracın yakınına geldiğinde, aracını düz konuma getir. Yan aylardan arkadaki aracın plakasını görebilecek mesafeyi iyi ayarla.Kaldırımla aranda bir el mesafesi yaklaşık (8-10 cm) mesafe olsun. Şimdi zaferle arabadan inebilirsin.







Pompei Sapıklığı

Pompei İtalya' nin Campania bölgesinde, Napoli kenti yakınlarında bulunan bir şehirdir. Pompeii antik şehri kalıntıları ile ünlü olan şehrin 2010 yılı nüfusu 25.000 civarındadır.Pompei bu özellikleri yanında tarihteki büyük felaketiyle hatırlanan bir şehirdir.Târihî kayıtlar, şehrin yok olmadan evvelki hâlini, tam bir sapıklık, edepsizlik, son noktaya gelmiş bir ahlâksızlık olarak bildiriyor. Îsâ -aleyhisselâm-’dan yetmiş dokuz (MS 79) sene sonra Vezüv Yanardağı’nın ânî bir infilâki ile lavlar, bir anda kenti haritadan silmiş, ilâhî azaptan hiç kimse kaçıp kurtulamamıştır. Orada bulunan sapıklık içindeki insanlar bu ilahi azaba maruz kalarak, alenî bir sapıklık hâlinde iken taşlaşıp kalmışlardır.
Pompei'de zamanında Roma imparatorluğu hüküm sürmekteydi. İmparatorluğun başında ise Tarihin gördüğü en gaddar ve sapık hükümdarlarından biri Caligula vardır.  İmparator Caligula kız kardeşine aşık olarak yaşadığı toplumdan bağımsız olmamakla birlikte en büyük günahı işliyordu. Halkın da hükümdarlarından pek farkı yoktu. Pompei'nin dört bir yanı genelevlerle, fuhuş bataklıklarıyla çevriliydi. Ayrıca eşcinsellik de çok normal karşılanıyordu. Halk bu sayede çok zenginleşmişti. Asiller müthiş zenginlik içindeydi. Lüks ve şatafat haddinden fazla bir vaziyetteydi.
Rivayette göre önce yemek yer daha sonra yediklerini daha fazla yemek yiyebilmek, yemek zevkinden daha fazla faydalanmak gibi saçma bir amaçla tüyleri kullanarak kusarlardı. Asil ve köle olarak halk tabakalara ayrılmış bu tabakalar kendi içlerinde cinsel arzularını sınırsız biçimde yaşıyorlardı.  Sonunda bu kadar sapıklık ve lüks düşkünlüğü Pompeii'nin de sonunu getirdi. Kimilerine göre doğal bir afet gibi gözükse de yanardağ patlamasıyla Allah'ın şiddetli gazabı halkın üzerine tecelli etmişti. Pompei'de Lut kavmi gibi, Sodom ve Gomore gibi Allah tarafından cezalandırılan şehirlerden birisidir. Roma İmparatorluğu’nun ihtişamını yansıtan Pompei şehrinin trajik sonunu bugün yeryüzünde bilmeyen hemen hemen yok gibidir. Vezüv Yanardağı’nın eteklerinde kurulu olan Pompei ve Herculaneum, Roma’nın ‘‘zevk şehirleri’’ydi. Zengin ve asil Romalılar, genelevleriyle ünlü bu iki kentte kendilerince hayatın tadını(!) çıkarırdı.
Pompei ve Herculaneum kentleri, milattan sonra 79 yılının 24-28 Ağustos tarihlerinde birdenbire faaliyete geçen Vezüv Yanardağı’nın külleri altında kalarak şiddetli bir azapla bir anda yok oldular. Pompei’nin böyle bir felaketle yeryüzünden silinmesinde elbette çıkarılabilecek dersler vardı. Tarihi kayıtlar, şehrin yok olmadan önce tam bir sefahat ve sapkınlık merkezi olduğunu gösterir. Şehrin en belirgin özelliği, fuhuşun çok yaygın olmasıydı. Büyük bir gösteriş kentini, Vezüv’ün lavları bir anda tamamiyle haritadan sildi. Olayın en ilginç yanı ise, kentin günlük yaşantısı içinde, Vezüv’ün korkunç patlamasına rağmen, kimsenin kaçamamış ve adeta olduğu yerde donakalıp felaketin farkına bile varamamış olmasıydı. Yemek yiyen bir aile, o andaki gibi aynen taşlaşmıştı.
Sapıklıkları esnasında taşlaşmış pek çok çift bulunmuştu. Daha da önemlisi, bu çiftler arasında, aynı cinsten olanlar, küçük erkek ve kız çocuklar da vardı. Pompei kalıntılarından çıkarılan taşlaşmış insan cesetlerinin, bazılarının yüzleri hiç bozulmadan kalmıştı. Genel yüz ifadesi şaşkınlıktı. Herculaneum’da insanlar sert lav kalıntılarının altında kaldıkları için bozulmadan çıkarılabilmiş ama Pompeii’de tam aksine yumuşak küller arasında kaldıklarından çıkarma esnasında toz gibi dağıldıkları için dayanabildikleri son seviyeye kadar temizlenmiş, sonrasında ise iç kısımlarına sıvı alçı dökülerek sertleşmesi beklenmiş ve ancak bu şekilde çıkarılabilmiştir. Bugün, kalıntılarından anladığımız kadarıyla felaket günü şehirde normal hayat devam ediyordu. Akşam yaşanacak rezillikler için hazırlıklar sürdüren insanlar o gün havanın oldukça boğucu olduğunun farkındaydılar. Üstelik çok hafif olan bir yer sarsıntısını da hissetmişlerdi ama önemsememişlerdi. Saat 13.00 sularında hafif bir kül yağmuru başlar. İnsanlar, el darbeleriyle silkelenebilecek olan bu külü önemsemezler. Muhtemelen yaşlı Vezüv daha önceleri de böyle ufak tefek faaliyette bulunmuş olmalı ki halk; “birazdan geçer” düşüncesiyle aldırış etmemiştir. Ancak kül yağmurunu önce lapilli (küçük taşlar), sonra bir kaç kiloluk sünger taşlarının gelmesi takip edince tehlikenin büyüklüğü ortaya çıkar. Halk, birden paniğe kapılır, yükte hafif pahada ağır eşyalarını sırtlayarak limana doğru delicesine kaçışmaya başlarlar. Ne var ki iş işten geçmiştir artık. Evlerine sığınanlar, yoğun kükürt dumanından boğulmamak için kendilerini dışarı atmakta, bu defa da üzerlerine yağan taşlarla helak olmaktaydılar. Korkunç felaketten kimse kurtulamamıştır. 48 saat içerisinde 18 km. lik bir alan içerisindeki Pompei ve diğer şehirler lavlar altında kalmıştı. Bunlardan yalnız Pompei’de 16 bin kişi, nüfusun tahminen %80’i yok olmuştu. Vezüv öylesine kuvvetli püskürmüştü ki, kül bulutları, felaketi haber verircesine Anadolu, Suriye hatta Mısır’a kadar uçuşmuştu.
1748 yılında ciddi bir şekilde kazılar başlatıldı. Dünyanın pek çok yerinden bilim adamları akın ederek şehir bugünkü görüntüsüne kavuşturuldu. Lavlar Pompei ve komşu şehirleri öylesine konserve etmişti ki; bugün o insanların günlük yaşayışlarını, yeni kurulmuş bir film seti gibi görebilmekteyiz. Ocaktan indirilmemiş bir domuz yavrusu, fırından çıkarılamamış ekmekler, sırtlarındaki mücevher çuvallarıyla sokak kapısını açmaya çalışırken yığılıveren kadınlar ve erkekler, şehir kapısı önünde üstüste yığılmış cesetler, bir zengin evinde cenaze şölenine katılan ve yerlerinden kalkmaya bile fırsat bulamayanlar, evler, İsis tapınağı, tiyatro… Hepsi de yaşadıkları son anları dondurulmuş bir şekilde duruyor. Yazıcı dükkanında balmumu tabletler, kitaplıktaki papirüs tomarları, hamamlarda kaşağılar, meyhane tezgahlarında kadehler ve son müşterilerin bıraktıkları paralar, ev ve dükkan kapılarında sahiplerinin isimleri, umumi tuvaletlerdeki pislik bulaşıkları bile aynen duruyor." (olaganustuolaylar.wordpress.com/2012/03/10/474)
Vezüv’ün batı yamacında Napoli, doğu yamacında ise Pompei kenti yer alır. Yaklaşık 2000 yıl önce yaşanan bir lav ve kül felaketi, bu kentin insanlarını ani bir biçimde yakalamıştı. Tarihler MS. 79’u gösterdiğinde  artık Pompei için geri dönülmez bir yolun başlangıcı oldu.  24 Ağustos 79'da Vezüv Yanardağı’ndan bir anda yükselen dumanların ardından, şehirde şiddetli sarsıntılar başladı. Gökten iri kum taneleri büyüklüğünde kızgın taşlar yağmaya başlayınca, halk korkunç bir lav akınının geleceğini hissedip limana koşarak gemilerle uzaklaşmak istedi; bazıları da evlerine kapandı. Ancak dev dalgalarla kabaran deniz gemideki insanları büyük bir tufanla lavların bir nehir gibi aktığı şehrin kucağına geri attı. Şehir bir anda devasa bir lav tufanının altında kaldı ve lavlar birkaç saat içinde her tarafı bir yorgan gibi örttü.Felaket öylesine ani olmuştu ki, her şey 2000 yıl öncesinde olduğu gibi kaldı. Sanki zaman dondurulmuştu. Pompei kalıntılarından çıkarılan taşlaşmış insan cesetlerinin, bazılarının yüzleri hiç bozulmadan kalmıştı. Genel yüz ifadesi şaşkınlıktı. İşte facianın en akıl almaz yönü buradadır. Nasıl olmuş da binlerce insan hiçbir şey görmeden ve duymadan, adeta ölümün gelip kendilerini yakalamasını beklemişlerdir? Olayın bu yönü bile, Pompei’nin yokoluşunun Kuran’da anlatılan helak olaylarına benzediğini gösteriyor. Çünkü Kuran’da, helak olayları anlatılırken “birden yok olma” üzerinde durulur. Örneğin Yasin Suresi’nde anlatılan “şehir halkı”, tek bir anda topluca ölmüşlerdir. Yasin Suresinin 29. ayetinde bu durum şöyle anlatılır:
(Onlara) Yalnızca bir tek çığlık (yetti); anında sönüverdiler. (Yasin Suresi, 29)
Kamer Suresi’nin 31. ayetinde Semud kavminin helakı anlatılırken de yine “anında yok olma” olayına dikkat çekilir: Semud Kavmi de aynı Ad Kavmi gibi Allah'ın uyarılarını gözardı etmiş ve bunun sonucunda helak olmuştur. Günümüzde arkeolojik ve tarihsel çalışmalar sonunda Semud Kavmi'nin yaşadığı yer, yaptığı evler, yaşama biçimi gibi birçok bilinmeyen, gün ışığına çıkartılmıştır.
Çünkü Biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar, ağıldaki çalı-çırpı olan kuru ot gibi oluverdiler. (Kamer Suresi, 31)
Pompei halkının ölümü de ayetlerde anlatıldığı şekilde, “birden aniden yok olma” tarzında gerçekleşmiştir. Bu büyük afetle zevk ve sefa şehri olarak anılan Pompei  20.000’i aşkın insana mezar oldu. Lavlar kısa sürede 6-7 metrelik bir tabaka oluşturarak bütün şehri haritadan siliverdi. Pompeililer bu büyük afet sırasında bile sahte tanrılarına seslenerek can hıraş yardım istemişlerdi.  Fakat ne yazık ki sapkınlığın ve azgınlığın doruklarda yaşadıkları belde onlar için artık korkunç bir mezar şehir hâlini almıştı. Pompei asırlar boyunca lanetlenmiş bir şehir olarak anıldı. 1700’lü yılların başlarında arkeologlar tarafından günyüzüne çıkarılan lavların altındaki kalıntılar ise, bugün özellikle yaz aylarında günde 2000 ziyaretçi ağırlayarak tarihe ibretamiz bir şekilde ışık tutmaya devam ediyor.
Tüm bunlara rağmen, Pompei’nin eski yerinde bugün olaylar pek fazla değişmiş değildir. Aynı sapıklık faaliyetleri bugün dahi aynı bölgede gerçekleşmeye devam etmektedir. Napoli’nin zenginlik göstergesi sefahat mahalleleri, Pompei’den hiç aşağı kalmamaktadır.  Önemli turizm bölgelerinden birisi olan Kapri Adası, eşcinsellerin ve çıplakların yoğun olarak kamp yaptıkları bir bölge  durumundadır. Kapri Adası turizm reklam afişlerinde bu tür sapıklıkların merkezi “Paradise (cennet)(!)” olarak tanımlanarak bu şekilde müşteri çekilmeyi amaçlamıştır. Sonuçta, yine bölge halkının aynı tür bir yaşamı seçtikleri görülüyor. Yalnızca Kapri’de ve İtalya’da değil, dünyanın hemen hemen her tarafında bu tür bir ahlaki dejenerasyon yaşanmakta ve insanlar geçmiş kavimlerin başlarına gelen felaketlerden olaylardan ders almamakta ısrar etmekte aynı rezil fiileri işlemeye devam etmektedirler.
Haksöz gazetesinden Nehir Aydın Gökduman'ın Pompei gezisinden izlenimlerinden bir bölümü şu şekildedir.  "Şehrin kalıntıları içinde ve taşlaşmış insan cesetleri arasında dolaşırken etkilenmemek mümkün değil.  Cam panolar içinde sergilenen taş cesetlerin hemen hepsinin yüzünde helak olurken çektikleri acıyı yansıtan ifadeler göze çarpıyor. Acizliğin ve günahkârlığın bütün izlerini yansıtan bu çehreler, dünya hayatında fütursuzca günaha dalan insanların âkibetlerinin nasıl olabileceğine de âdeta ışık tutuyor. Şehirdeki kalıntılar arasında dolaşırken dönemin ileri gelenlerine ait lüks villaları, heykelleri, tapınakları, duvar resimlerini rahatça gözlemleyebiliyorsunuz. Hatta sapkın davranışlarını sürdürürken ansızın yakalanan insanların taşlaşmış bedenleri size o günün Roma’sını bilfiil resmetmekte çok manidar görünüyor." Nehir Aydın Gökduman'ın Pompei İzlenimleri 24.06.2013  
(http://www.haksozhaber.net/nehir-aydin-gokdumanin-pompei-izlenimleri-38478h.htm)

Ahşap Oyma Kamyon (Karadeniz Eseri)

Bu kadar zahmet çekilerek yapılmış bu güzel görüntüyü sizinle paylaşmasaydık olmazdı. Karadenizli ustaların el emeği göz nuru ile yapılmış bu şahaseri beğeninize sunuyoruz.

Matematik Okuma Kitaplığı

Matematik Merakı oluşturman ve öğrencilerin matematiğe olan ilgi seviyelerinin artmasına vesile olmak amacıyla yazılan çeşitli matematik kitaplarından oluşan kütüphanemiz öğretmenlerimize yardımcı olacaktır. Listede bulunmayan kitapları paylaşırsanız ekleme şansımız olabilir.
Bu listede yer alan kitaplar öncelikle öğretmenler tarafından okunmalı öğrencinin ilgi ve merak düzeyine göre uygun olan kitaplar tavsiye olarak belirtilmelidir. Aksi halde öğrencide matematik öğrenme isteğine karşı bir isteksizlik ve bıkkınlık oluşturabilirsiniz.
MEB müfredatına uymayan ileri seviyedeki kitapların, sadece az sayıdaki ileri matematiğe ilgisi olan öğrencilere, kendilerini matematiksel manada geliştirmeleri için bir yol gösterici olabileceği de unutulmamalıdır. Okul kütüphanelerinde Bakanlık tarafından izin verilen (yasak edilmemiş) ve tavsiye edilen yayınevlerinin ilgili matematik kitaplarının okutulması öğrencilerde matematik dersine karşı bir merak düzeyinin oluşmasına yardımcı olacaktır.
Ayrıca sitemizin ana sayfa bağlantılarında bulunan "kitaplık" bölümünden de bazı matematik kitapları hakkında bilgi edinebilirsiniz.
Kitap Adı Yazar/Çeviren
1 Kuramdan Uygulamaya Matematik Eğitimi Adnan BAKİ
2  Matematik Savaşları Carmen M. Latterelli
3  Hiç Matematik Eğlenceli Olabilir mi? İsmail Naci CANGÜL
4  Bilgisayar Destekli Matematik Öğretimi Hatice AKKOÇ
5  Matematiksel Kavram Yanılgıları ve Çözüm Önerileri Hatice AKKOÇ
6  Bilgisayar Destekli Matematik Jale BİNTAŞ, Buket AKILLI
7  Etkileşime Dayalı Matematik Öğretimi Ahmet YIKMIŞ
8  Uygulamalı Davranış Analizi Nobel Yayıncılık
9  Matematik Problemlerinin Çözebilme Yöntemleri Mehmet YILDIZLAR
10  Kim Korkar Matematikten Nazif TEPEDENLİOĞLU
11  Matematik ve Oyun Ali NESİN
12  Canım Oğlum Canım Babacığım Ali/Aziz Nesin
13  Matematik Canavarı Ali NESİN
14  Matematik ve Develer Eşekler Ali NESİN
15  Matematik ve Korku Ali NESİN
16  Matematik ve Doğa Ali NESİN
17  Matematik ve Sonsuz Ali NESİN
18  Matematik ve Gerçek Ali NESİN
19  Matematik Canavarı Ali NESİN
20  Matematik Belası Üzerine Bekir S. GÜR
21  Matematik ve Sanat Ali NESİN
22  Matematikçi Portreleri Ali NESİN
23  Bilgisayar Etkileşimli Geometri Öğretimi (Cabri) Menekşe Sedan TAPAN
24  Matematik Eğitiminde Teknoloji Kullanımı Nobel Yayıncılık
25  Neden, Hangi, Nasıl Matematik? Ahmet DOĞAN
26  Matematik Yaramazdır Ahmet DOĞAN
27  Matematik Projeleri ve Sınıf Etkinlikleri Sevim GÜNDÜZ
28  Şifrelerin Matematiği: Kriptografi S.AKLEYLEK, C.ÇİMEN
29  Gerçekten Bilmeniz Gereken 50 Matematik Fikri Tony Crilly (Cem DURAN)
30  Hayvan Çiftliği George Orwell (Celal ÜSTER)
31  Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler Sinan CANAN
32  Bir Matematikçinin Savunması G.H. Hardy
33  Bir Sayı Tut Malcolm F. Lines
34  Hanh, Buldum Martin Gardner
35  Uygulamalı Matematik Janice Van Cleave
36  Sıfırdan Sonsuza Matematiğin Öyküsü Chris Waring
37  Matematik Oyunları Ahmet ARDUÇ
38  Einstein Bulmacası Jeremy Strangroom
39  Paradokslar Kitabı Michael Clark
40  Kaşifler Struan Reid, Felicity Everett
41  Matematik Sanatı Jerry P. King
42  Matematik Olimpiyatlarına Hazırlık 1-2-3-4-5 Mustafa ÖZDEMİR
43  Matematiğin Aydınlık Dünyası Sinan SERTÖZ
44  Dr. Ecco'nun Şaşırtıcı Serüvenleri Dennis Shasha
45  Bunu Ancak Dr. Ecco Çözer Dennis Shasha
46  Rakamların Evrensel Tariği 1 - Bir Gölgenin Peşinde Georges Ifrah
47  Rakamların Evrensel Tariği 2 - Çakıl Taşlarından Babil Kulesine Georges Ifrah
48  Rakamların Evrensel Tariği 3 - Akdeniz Kıyılarında Hesap Georges Ifrah
49  Rakamların Evrensel Tariği 4 - Uzak Doğudan Maya Ülkesine 1,2,3 Georges Ifrah
50  Rakamların Evrensel Tariği 5 - Sıfırın Gücü Georges Ifrah
51  Rakamların Evrensel Tariği 6 - Hint Uygarlığının Sayısal Simgeler Sözlüğü Georges Ifrah
52  Rakamların Evrensel Tariği 7 - İslam Dünyasında Hint Rakamları Georges Ifrah
53  Rakamların Evrensel Tariği 8 - Hesabın Destanı Georges Ifrah
54  Rakamların Evrensel Tariği 9 - Bilgisayar Ne Sayar Georges Ifrah
55  Sayıların Gizemi Annemarie Schimmel
56  Akıl Oyunu/Komplo Teorileri 2 Erol Mütercimler
57  Büyük Matematikçiler Euler'den Von Neumann'a Loan James
58  Meşhur Matematikçiler Frances Benson Stonaker
59  Matematiksel Düşünme Cemal Yıldırım
60  Matematikçinin Galaksi Rehberi Martin Gardner
61  Bilim mi? Sihir mi? Martin Gardner
62  Dr. Matrix ve Gizemli Sayılar Martin Gardner
63  Hepsi Gerçek James Harkin John Lloyd
64  Papağan Teoremi Denis Guedj
65  Metrenin İcadı Denis Guedj
66  Sayılar İmparatorluğu Denis Guedj
67  Berenis'in Saçları Denis Guedj
68  Meraklısına Matematik Denis Guedj
69  Matematik Dünyası Dergisi Matematik Derneği
70  Dünyayı Değiştiren Beş Denklem Michael Guilen
71  Matematiğin Öyküsü ve Serüveni (10 Cilt) Ali DÖNMEZ
72  Matematik - Bilimlerin Çimentosu Ali DÖNMEZ
73  Öldürücü Matematik Kjartan Poskitt
74  Herkes İçin Matematik Çok Kolay Kjartan Poskitt
75  Matematiğin Aydınlık Rüyası Sinan SERTÖZ
76  Zeka Oyunları 1-2 Emrehan Halıcı
77  Enigma Süleyman SEVİNÇ
78  Matematik Büyücüsü Alfred S. Posamentier
79  Pi'nin Biyografisi Alfred S. Posamentier
80  Altın Oran ve Fibonacci Sayıları Richard A. Dunlap
81  Matematik Felsefesi Bekir S. GÜR
82  Sayma Ali NESİN
83  Sezgisel Kümeler Kuramı Ali NESİN
84  Sayılar Kitabı Peter J. Bentley
85  MY Geometri-1 Mustafa YAĞCI
86  MY-Matematik-1 Mustafa YAĞCI
87  Çocuğuma Matematiği Nasıl Anlatırım? Gordon W. Green
88  Gökteki Pi Saymak Düşünmek ve Olma John D. Brown
89  Alex Sayılar Diyarında Alex Bellos
90  Matematiğin Tarihi Richard Mankiewicz
91  Tanımlar ve Tarihsel Gelişimleriyle Matematiksel Kavramlar Komisyon
92  Uyuyan Devi Uyandırmak Gayle Moller, Marilyn Katzenmeyer
93  Sevdim Seni Matematik Ahmet YILDIZ
94  Rastlantı ve Kaos David Ruelle
95  Evrenin Şiiri Robert Osserman
96  Feynman'ın Kayıp Dersi David L.  ve Judith R. Goodstein
97  Sonsuzluğun Kıyıları / Bilim dünyasından şaşırtıcı ama gerçek  öyküler Adrian Berry
98  Galileo'nun Buyruğu / Bilim Yazılarından Bir Derleme Edmund Blair Bolles
99  Matematik Masalları Armand Herscovici
100  Matematiğin Gizli Dünyası David Wells
101  Geometrinin Gizli Dünyası David Wells
102  Düşünme Kutusu 1-2 Selçuk Alsan
103  Matematik Tarihi ve Türk İslam Matematikçilerinin Yeri Lütfi Göker
104  Herkes İçin Matematik John Allen Paulos
105  Matematikçi Gazete Okuyor John Allen Paulos
106  Matematik ve Mizah John Allen Paulos
107  Bil Bakalım Yuri B. Cheryok - Robert M. Rose
108  Doğada Sanatta Mimaride Altın Oran ve Fibonacci Sayıları Fikri AKDENİZ
109  Çocuklar ve Matematik Terenzinh Nures, Peter Brgant
110  Matematiğin Kültürel Tarihi Zeki TEZ
111  Daha Eğlenceli Matematik Theoni Pappas
112  Matematik Tarihi Marcel Boll
113  Matematik Felsefesi Stephan F. Barker
114  Matematiğin Babası El-Harizmi Süleyman Feyyaz
115  Matematiğin Babası El-Tüsi Süleyman Feyyaz
116  Pisagor ve Teoremi Paul Strathern
117  Matematikle Başarıyı Yakalamak George Shaffner
118  Kısa Matematik Tarihi Dirk J Strvik
119  Beş Altın Kural : 20. Yüzyıl Matematiğinin Önemli Teorileri John L. Casti 
120  Matematiğin Seyir Defteri Philip J. Davis, Reuben Hersh
121  Fermat'nın Son Teoremi Simon Singh
122  Matematik Üzerine Diyaloglar Alfred Renyi
123  Matematik Masalları : Salyangozun Sarmalı Armand Herscovici
124  Yaşayan Matematik Theoni Pappas
125  Mantık ve Olasılık Hikayeleri Colins Bruce
126  Matematik Yalan Söylemez Philibert Schogt
127  İki İki Daha Dört Eder mi? Didier Nordon
128  Matematik Kaşifi Jefferson Hane Weaver
129  Sayıların Büyüsü Clifford A. Pickover
130  Matematik Rehberi - Manga Hiroyuki Kojima
131  Bulmacalar Diyarına Yolculuk Lewis Carroll
132  Doğanın Sayıları Ian Stewart
133  Eğlenceli Matematik Serhan Büyükkeçeci
134  Çatlak Matematik Oyunları Serhan Büyükkeçeci
135  Yazı Tura ve Olasılık Hesapları Kjartan Poskitt
136  Daha Öldürücü Matematik Kjartan Poskitt
137  Hayalet X Kjartan Poskitt
138  Acıtan Açılar Kjartan Poskitt
139  Taktik Matematik-Formüllerin Gizemi Kjartan Poskitt
140  Acımasız Geometri Kjartan Poskitt
141  Dört Dörtlük İşlemler Toplama-Çıkarma-Çarpma-Bölme Kjartan Poskitt
142  Acı Çeken Bilim Adamları Nick Arnold
143  Pi Coşkusu David Blatner
144  Sayı Şeytanı Hans Magnus Enzensberger
145  Zengin Baba Yoksul Baba Robert T. Kiyosaki
146   Calculus 1-2 T. Finney
147   Açıklamalı Düzülke Edwin A. Abbout
148   Nasıl Çözmeli George Polya
149   50 Soruda Matematik Şahin Koçak
150  Akıl Bilgi ve Zeka Üzerine Konuşmalar Nihal Sandıkçı
151  Tanrı Matematikçi mi? Mario Livio
152  Sihirli Matematik Hikayeleri Malba Tahan
153  Herkese Kafa Lazım 1 B. A. Kordemski
154  Herkese Kafa Lazım 2 B. A. Kordemski
155  Akıl Oyunları Martin Cohen
156  Problem Çözümüne Giriş Ken Watanabe
157  Sıfır "Tehlikeli Bir Düşüncenin Yaşam Öyküsü" Charles Seife
158  Mantık - Çizgibilim Serisi Dan Cryan, Sharron Shatil
159  Bir Analizcinin Defterinden Seçtikleri Tosun Terzioğlu
160  Matematikçi Gibi Düşünmek Kevin Houston
161  Bilimsel Araştırma Yöntemleri Şener Büyüköztürk
162  Bilimsel Araştırma ve Çalışma Yöntemleri Uğur Özgöker, Vedat AKMAN
163  Eğitimde Bilimsel Araştırma Yöntemleri Mustafa METİN
164  Liselerde Matematik Öğretimi Murat Altun
165  Öğretmenler İçin Matematik Öğretimi Murat Altun
166  Kalkülüs Eksiksiz Bir Ders Mehmet Terziler, T.Öner, G.Öner
167  İlkokul ve Ortaokul Matematiği Van De Walle Karp Bay-Williams

Popüler Yayınlar

Sosyal Paylaşım

Icon Icon Icon Icon

Lütfen yazılarımızla ilgili yorum yapmaktan çekinmeyin. Kırık linkleri ve hatalı içerikleri mutlaka bize ilgili sayfa altında yorum yaparak bildiriniz. Blog sayfalarımızda ilginizi çekebilecek diğer yazılar için blog arşivimizi kullanabilirsiniz.

Son Yorumlar

Yararlı Linkler