İki Ormancının Hikayesi "Baltayı Bilemek"

Bir ormanda iki kişi ağaç kesiyormuş.Birinci adam sabahları erkenden kalkıyor, gün boyunca bir ağaç devrilirken hemen diğerine geçerek ağaç kesiyormuş. Gün boyu ne dinleniyor, ne deöğle yemeği için kendine vakit ayırıyormuş. Akşamları da arkadaşından bir kaç saat sonra ağaç kesmeyi bırakıyormuş.

İkinci adam ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya başladığında evine dönüyormuş.Bir hafta boyunca bu tempoda çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymışlar.

Sonuç : İkinci adam çok daha fazla ağaç kesmiş.

Birinci adam öfkelenmiş:"Bu nasıl olabilir? Ben senden daha fazla çalıştım. Senden önce işe başladım, senden sonra işi bitirdim. Ama sen daha fazla ağaç kestin. Bu işin sırrı ne?"İkinci adam yüzünde bir tebessümle cevap vermiş:"Ortada bir sır yok. Sen durmaksızın çalışırken, ben arada bir dinlenip baltamı biliyordum. Keskin baltayla, daha az çabaile daha çok ağaç kesilir."

Kendimizi geliştirmek, baltamızı bilemektir. Kendimize zaman ayırıp, yaşamımızı objektif birbakışla gözden geçirmektir. Zayıf bulduğumuz alanlarımızı geliştirmek için çaba harcamaktır. Bu zihnimizin, ruhumuzun, karakterimizin güçlenmesi için bir koşuldur.

Matematik Başarısında Kahvaltı

"Araştırmalar, doğru ve dengeli beslenen öğrencilerin hızlı öğrendiğini, derslere ise daha rahat odaklandığını gösterdi. Özellikle iyi kahvaltı yapan çocuklar, problemleri daha kolay çözüyor. ABD’DE yapılan bir araştırma kahvaltı yapan öğrencilerin, matematik problemlerini daha kolay çözdüğünü, öğretmenlerini daha dikkatli dinlediklerini ortaya koydu. Türkiye’de yapılan ve fast-food ile ev tipi yemek tüketen çocukları karşılaştıran araştırmalar ise ev yemeği yiyen çocukların daha başırılı olduğunu gösterdi. Uzmanlar da doğru ve dengeli beslenmenin sınavlara hazırlanan öğrencilerin başarısını doğrudan etkilediğine dikkati çekti. Doğru besinleri doğru zamanlarda tüketen çocuklarda öğrenme artarken, hızlı düşünme ve odaklanmayı da güçlendiriyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Aysen Arıcan “İyi beslenen çocuk, öğrenme güçlüğü çekmez, konsantrasyon sorunu yaşamaz” diyerek beslenmeye dikkat çekti. Balık tüketen çocukların öğrenme becerilerinin daha fazla olduğunu belirterek Arıcan “40 dakikalık konsantrasyon, çok zaman 20 dakikaya düşer. Bu süre balık tüketenlerde 40 dakika olur. Okuldan aç çıkan çocuk her yiyeceğe saldırır. Burada iş aileye düşüyor” dedi.

Beslenme çantasının olmazsa olmazları
İYİ bir beslenme çantasının çocuğun dengeli beslenmesine yönelik olması gerektiğini kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Aysen Arıcan şunları söyledi. “Beslenme çantasında mutlaka mevsim meyvelerinden bulunsun. Peynir, yumurta, tavuk, balık gibi protein kaynağı çantanın olmazsa olmazlarındandır. Çok az yağlı makarna, tam tahıl ekmeği konabilir. Çantada mutlaka süt ürünlerinden biri bulunmalı. Öğretmenlerimiz de beslenme konusunda yetersiz. Beslenme listesine ‘Şokellalı Ekmek’ diye yazanlar var. Çantaya konan bu tür besinler, çocuğun ihtiyaçlarına asla yanıt vermeyecektir.”
Haftada bir ıspanaklı börek günü yapın Öğrencilerin beslenmesinde yumurtanın önemine değinen Arıcan, sütün kesinlikle tüketilmesi gerektiğini söyledi. Arıcan, diğer tüketilmesi gereken besinleri ise kuru meyveler, yağlı tohumlar (fındık, badem, ceviz vb.), taze sebze ve meyveler, et, tavuk-hindi, kurubaklagiller olarak sıraladı. Yeni neslin sebze yemediğini, bunun için böreklerden yararlanılabileceğini vurgulayan Arıcan “Anneler, beslenme çantaları için pırasalı, bezelyeli, ıspanaklı börekler yapılabilir. Makarnalar da sebzelerle sevdirilebilir” dedi."
Kaynak: http://www.stargazete.com/egitim/kahvalti-yapan-ogrenciye-matematik-dersi-viz-gelir-haber-392889.htm

Hucurat Suresinden Günümüze

"Hucurât Sûresi, Mushaf’ta yer alma sırasına göre 49. suredir. Medine-i Münevvere’de inen  surelerden olduğunda İslam alimleri arasında ittifak vardır.Sûre, adını dördüncü âyette geçen “Hucurât” kelimesinden almıştır. Hucurât ise, odalar demektir. Bu odalardan maksat, Hz. Peygamber (s.a.v)’in aile efradıyla birlikte ikamet ettiği odalardır ki, sayılarının dokuz olduğu ve Velid b. Abdilmelik zamanında yıkılarak mescide katıldığı bildirilmektedir.Hucurât Sûresi, özetle müslümanların, Allah’a ve Hz. Peygamber (s.a.v)’e karşı yerine getirilmesi lazım olan saygı ve hürmeti; mü’minlerin kendi aralarında uymaları gereken bazı görgü, edeb ve ahlâk kurallarını ve ancak inancında samimi ve en ufacık bir şüphe taşımayan imanın geçerli olduğunu; hiç kimsenin Allah’ı minnet altında bırakmasının söz konusu olamayacağı gibi hususları içermektedir.
 Allah ve Rasulünün Önüne GeçmeyinMüminlere yönelik olarak yapılan ilk hitapta  Allah ve Rasulünün önüne geçilmemesi emri, söz söylerken, bir iş yaparken veya bir konuda hüküm verirken, acele edilerek Allah ve Rasulünün o konudaki emir ve uyarıları gözetilmeden ileri çıkmak anlamını ifade etmektedir. Nitekim, böyle bir uyarının gelmesine sebep olarak, sahabeden bir kısmının “şöyle veya böyle bir ayet inseydi daha doğru olurdu” diyerek –haşa- Allah’a ve Rasulüne akıl verircesine sözler sarfetmiş olmaları, böyle bir ayetin inmesine sebep olmuştur, denilmiştir.
Bu gün ayetin bize yansıyan tarafı, kendi kanaat ve düşüncelerimizi ortaya koymadan önce Allah ve Rasulü o konuda neler söylüyor, neler öneriyor ona bakarak hareket etmemizdir. Bu ayetten sonradır ki, Sahabe en iyi bildikleri bir konu dahi olsa, Allah Rasulünün o konuda ne diyeceğini öğrenmeden fikir beyan etmezlerdi.
Sesinizi Peygamber’in Sesinin Üstüne Yükseltmeyin!Zaman zaman Allah’ın Rasulünün de bulunduğu ortamlarda yüksek sesle konuşan, herhangi bir akranına hitap ediyormuş gibi ulu orta Peygamber (as)’ın ismini telaffuz ederek, kendilerine muhatap olmasını isteyen edeb erkan yoksunu bazı sahabenin, Allah Rasulünü inciten bu tavırları nedeniyle Cenab-ı Hak Hucurât Sûresinin 2-5 ayetlerini inzal buyurmuştur.
Bu ayetlerde Allah Rasulünün huzurunda iken, onu rahatsız edecek şekilde yüksek sesle konuşmak yasaklanmıştır. Bu yasaktan maksat, Hz. Peygamber’in huzurunda münasebetsiz bir şekilde bağırıp çağırmayı ve yüksek sesle konuşmayı önlemektir ki bu Efendimizin kabri ziyaretinde de geçerlidir. Nitekim bir gün Mescid-i Nebevi’de, Peygamberimizin kabrinin yanında yüksek sesle konuşan iki kişiyi duyan Hz. Ömer Efendimiz, onlar tarafına koşarak gelmiş ve sizler nerede olduğunuzu biliyor musunuz? diye çıkışmış ve nereden geldiklerini sormuş. Taifli olduklarını öğrenince de “Medine’li olsaydınız sizi ne şekilde döveceğimi ben bilirdim” demiştir. Bu sebeptendir ki, alimlerimiz “Hayatında Peygambere hurmeten nasıl yüksek sesle konuşmak haram idiyse, kabrinde de yüksek sesle konuşmak doğru değildir” buyurmuşlardır."
Bu ayette anlaşılan mananın yanında mecazi olarak düşündüğümüz zaman Rasulüllah'ın sesi hükmü üzerine söz söylemeyin sesinizi ondan daha çok yükselterek onu incitmeyin. Ulu-orta oturup  kafasına göre peygamberimizin sözlerini eleştirenler,onun sözlerini sıradan bir söz gibi değerlendirip rahatlıkla eleştirenler, incitici sözleri hiç çekinmeden kullananların bu hallerinin nasıl red edildiğini ayet güzelce izah eder.
Haber Fasıktan GelirseFasık, Allah’ın emirlerini tanımayan, sapkın, günah işleyen, fesatçı, kötülük eden demektir. Toplum içinde bu özellikleri ile bilinen bir insandan veya bir haber kaynağından sadır olan bir haber birimize ulaşırsa, hemen o haberi ele alıp yola koyulmamak gerekir.
İlgili ayetlerde, bize ulaşan haberlerin iyi bir tedkik ve tahkikten sonra değerlendirmeye tabi tutulması, aksi takdirde pişman olunacak neticelere ulaşılabileceği, daha da kötüsü, iman, amel ve güzel ahlak konularında onulmaz yaralar alınabileceği, doğru ve haktan uzaklaşılabileceği ve nimetlerin en büyüğü olan iman nimetinden mahrum kalınabileceği gibi hakikatler anlatılmaktadır. Bu gün gündelik hayatımızda bir çok olayları dinliyor ve kimden ne maksatla üretildiğini bilmediğimiz bir yığın bilgi kirliliği içinde boğulup gidiyoruz. Malum ayetler, belki de hayatında bir defa, o da kendince mazur sayılabilecek bir konuda yalan söylemiş bir Peygamber ashabı hakkında indirilmiştir. Rivayete göre, Hz. Peygamber, Velid b. Ukbe’yi Beni Müstalik kabilesine zekat memuru olarak göndermiş. Bu kabile ile önceden var olan bir husumetten dolayı korkuya kapılan Velid, yoldan dönmüş, Hz. Peygamber’e gelerek, onların irtidat ederek, zekat vermediklerini söylemiş. Bu haber üzerine Hz. Peygamber, bu kabileye kızmış, savaşmayı bile tasarlamış, bu arada bir kısım sahabe asalım keselim kabilinden sözler sarfetmiş. Ancak Peygamberimiz, ihtiyaten Halid b. Velid’i durumu incelemek üzere göndermiş. Halid, incelemeleri sonunda Beni Mustalik’in ezan okuyup, namaz kıldıklarını ve zekatlarını da teslim ettiklerini Hz. Peygamber’e bildirmiş, durum vuzuha kavuşmuş, ayetler de bu olay üzerine inmiştir.
Bir enformasyon çağında yaşadığımız bir dönemde, yalan haberlere dayalı olarak çıkarılan son harpleri ve insan hakkı ihlallerini görünce ayetlerin ne kadar önemli sosyal mesajlar içerdiğini anlıyoruz. Hatta yalan haberler özellikle uyduruluyor; insanlar şöyle dursun, devletler adeta tuzaklara düşürülüyor ve bir yığın mal, can, ırz, namus gibi değerler ayaklar altında heba olup gidiyor. Yalan haberler sebebiyle insanlar bazan en yakınları ile yaka paça olabiliyor, yıllarca küsülü kalmaları yetmezmiş gibi, bazan canlara bile kıyıldığı oluyor. Öyle ise, Kur’an’ımıza ve onun tebliğcisi ve uygulayıcısı olan Peygamber Efendimizin uygulamalarına müracaat edeceğiz ve aldığımız bir haber hakkında kılı kırk yararak bir kanaat oluşturmaya çalışacağız. Aksi takdirde canımız yanmaya veya birilerinin canlarını yakmaya devam ederiz.
 Bu ayette anlaşılan mana iyice tetkik edilirse; sosyal medyada durmadan birşeyler paylaşanlar, doğru ya da yanlış incelemeden irdelemeden bir fikrin savunuculuğunu yapanlar bin kere değil milyon kere düşünmesi gerekir.  Nice insan var ki sosyal alanda birbirini hiç tanımadığı halde yalan haberleri doğruymuş gibi o kadar rahatlıkla yayma görevi üstleniyorlar ki hallerine şaşılır. Bir gazetede, dergide sosyal medya araçlarında bir yazı okuyorsunuz bir resim görüyorsunuz köşede paylaş butonu var hemen arkadaşlarınızla paylaşıyorsunuz.Doğru mu yanlış mı araştırma yok. yanlışa aynen ortak olma değil de nedir bu?Biraz ayetler ışığında düşünün.

Ya Husumet Müminler Arasında Cereyan Ederse?
Aslolan barış içinde bir hayat yaşamaktır. Barışı bozan şeyler arızi sebeplerdir. Aynı inancı paylaşan insanlar arasında ise, kabili mümkün olmayan bir halettir, düşmanlık, husumet. Ama olabiliyor. Bizim bu sözümüz, bir kabulün ifadesi değil, sadece vakıayı tesbittir.
Tefsirlerimizde Hucurât Sûresi’nin 9-10 ayetlerinin inzaline sebep teşkil eden bir çok olay anlatılmıştır.Hepsinin de ortak olduğu taraf, ayakkabı, terlik ve ince hurma çubuklarıyla sahabeden bir kısmının diğer bir kısmı ile küçük çaplı kavga yapmış olmalarıdır. Durumdan haberder olan Efendimiz (as)’ın daha olay büyümeden grupların arasına girerek, yatıştırıcı ve teskin edici ifadelerle onları barıştırmış olmasıdır.
“Sulh en hayırlısıdır”7 buyuran Rabbimiz haramı helal kılan bir sulhün haricinde her alanda barıştırmayı överken, Peygamber Efendimiz (s.a.v) de “Hükümlerin efendisi sulhtür”8 buyurarak insanların arasını barış yoluyla bularak anlaştırma ve bir hükme bağlamanın önemini vurgulamıştır. Yukardaki ayetlerde görüldüğü gibi Efendimiz (as), barıştırma işleminin sadece sözünü etmemiş, aynı zamanda tatbikatını da göstermiştir.
Sulhün ve barışın, kardeşler arasının ıslahı için, bir güç ve otoritenin olması da gerekir. Yani taraflar üzerinde madden ve manen yaptırım gücüne sahip olmak da lazımdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir otoritesi söz konusu idi. Bu sayede ashabı ve tebaası arasında oluşabilecek problemlere derhal müdahele ediyor ve netice de alıyordu. Ama bu gün öyle mi? Özelde ve genelde müslümanlar kendi problemlerini kendi aralarında çözme kudretini gösteremeyince, başkalarının insafına terkediliyorlar. Bunun dünya çapındaki acı yansımalarını son otuz seneden bu tarafa üzülerek seyrediyoruz. Müslümanların başında “veliyü’l emir” olarak  bulunan otoriteler, bir müddet sonra kendi diktalarını ilan ediyorlar ve yıllarca hakkı ifade etmek ve yaşamak isteyen kendi öz kardeşlerine yapmadıkları zulüm ve işkence bırakmıyorlar. Bir müddet sonra da müslüman milletler “denize düşen yılana sarılır” vecizesinde olduğu gibi, daha koyu ve katı düşmanların kucağına düşüyorlar. 
Ayetlerde, ileri giderek hududu aşan grup hem ayıplanıyor hem de bu aymazlığında devam ederse, gadre uğrayan grubun yanında yer alınması isteniyor; ta ki saldırganlar, bu saldırganlıklarından vazgeçinceye kadar. Saldırganlık sona erdikten sonra ise, hemen kardeşlikler hatırlatılıyor ve her ne kadar arada husumet te olsa inanan insanların kardeşler oldukları çok çarpıcı ifadelerle dile getiriliyor: “Müminler ancak kardeştir.” Yani eğer bir kardeşlik mefhumundan bahsedilecekse, bu kardeşlik, nesep, sıhriyet, mal, mülk kardeşliği ve ortaklığı olamaz, en güçlü, en sağlam kardeşlik, din, inanç bağı ile oluşacak kardeşliktir."
1 Kurtubi, El-Cami’ li-Ahkami’l Kur’an, C. 19, Shf. 352  ,2 Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, C. 6, Shf. 4453, 3 Hucurât, 49:1,4 Sözlük, Ferid Devellioğlu, Fısk Maddesi.,5 El-Cami Li-Ahkami’l Kur’an, Kurtubi, C. 16. Shf. 205,6 El-Cami Li-Ahkami’l Kur’an, Kurtubi, C. 16. Shf. 207-208,7 Nisa, 4:128,8 Şerhu’n-Nîl ve Şifau’l-Alîl, C.27, Shf. 304z.
Kaynak: http://www.hayatonline.eu/m-hulusi-unye/hucurat-suresi-ve-bazi-ahlak-kurallari/ 
Yazar: Eylül 2011M. Hulusi Ünye 

Işık Hızı ve Nötrino Mücadelesi

"Işık Hızı diye bildiğimiz ama anlatmakta güçlük çektiğimiz hız, çizgi filmlerde ya da bilimkurgu filmlerinde kullanılır; hatta zaman zaman daha fazlası olduğu iddia edilirdi. Ancak bunların kurmaca olduğu ve ışık hızından daha hızlı bir şey olmadığı genel geçer bir doğrudur. Ya da "doğruydu". Zira bilim adamları ışık hızının limitlerini aştıklarını doğrulamak üzereler.
Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) çalışanı bilim adamları, yaptıkları deney sırasında Nötrino adı verilen ve ışık hızından daha yüksek bir hızda dolaşabilen parçalar keşfettiler. Açık kaynak kodlu ansiklopedi Vikipedi'ye göre Nötrino, ışık hızına yakın hıza sahip olan, elektriksel yükü sıfır olan ve maddelerin içinden neredeyse hiç etkileşmeden geçebilen temel parçacıklardır. Bu özellikleri nötrinoların algılanmasını oldukça zorlaştırmaktadır.Nötrinoların çok küçük, ancak sıfır olmayan durgun kütleleri vardır. Basit bir keşif gibi görünsede, bilim adına bir çok şeyi değiştirebilecek, bilinen ya da kabul edilen bir çok olguyu kökünden sarsabilecek bir güce sahip. Öyle ki bildiğimiz E = mc2 artık doğru olmayabilir.
Olayın matematiksel yanı ise şurada: 3 senelik çalışmalarda ölçülen ortalama nötrino hızı, ışık hızından 60 nanosaniye daha fazla. Bu ölçümlerdeki hata payı ise 10 nano saniye. Yani her halükarda bulunan değerler gösteriyor ki, nötrino, ışık hızından bile süratli hareket ediyor.

Sıradaki aşama ise bu bulgunun bağımsız bilimadamları tarafından da teyit edilmesi. Sağlamayı yapmak üzere farklı kuruluşlardan bilimadamları ile bağlantıya geçiliyor ve benzer incelemele, gözlemleme ve testlerin yapılması isteniyor. Bulunan sonuçtan emin olsalar da henüz teyit aşaması geçilmiş değil. Bir çok kişinin doğruluğuna henüz inanmadığı bu durum, doğrulandığı takdirde, bilinen gerçekleri kökten değiştirecek."
Kaynak: http://www.chip.com.tr

Öğrencileri Güdüleme Yolları

Güdü:Organizmayı eyleme iten ve eylemi yönlendiren içsel uyarım durumudur. Farklı bir tanımla; Kişinin enerjisini belli bir hedefe yönlendiren davranışları için gösterilen bilinçli veya bilinçsiz gerekçeleri ifade eden bir kavramdır. Güdü , belli durumlarda belli amaçlara ulaşmak ve gerekli davranışların yapılabilmesi için organizmayı harekete geçiren , enerji veren, duyuşsal bir yükselme (coşku,istek) neden olan ve davranışları yönlendiren bir “itici güç” tür . Güdülenme,belli amaçlara ulaşmak için bir güç kazanma halidir. Güdülenmiş ile güdülenmemiş öğrenci davranışları arasında önemli farklar vardır. Güdülenmiş davranışların yönü bellidir,büyük bir enerji ile yapılır. Hareketlerde kararlılık, devamlılık ve ısrar vardır. 1. İlgi duyma ve dikkat etmede süreklilik 2. Davranışın yapılması için çaba göstermeye ve gerekli zamanı harcamaya isteklilik 3. Konu üzerinde odaklaşma , kendini verme ve güçlüklerle karşılaşıldığında istenilen davranışı yapmaktan vazgeçme , sonuca gitmede ısrarlı olmak ve kararlılık. İnsanlar bir izlenimde bulunurken az- çok güdülenmişlerdir. Örneğin ;ders dinlemeyen çocuk dışarıyı izlerken veya arkadaşları ile konuşurken başka yöne güdülenmiş demektir. 
Güdülenmenin olmadığı bir ortamda da kesinlikle istenen başarı durumundan söz edilemez. Bu nedenle güdülenme, öğrenci başarısında etkili olduğu gibi sınıf ortamında da  iyi bir öğrenmenin olabilmesi için son derece önemlidir.Güdüleme(motivate), insanı bir gereksinmesini doyurmaya ya da onda yeni bir gereksinme oluşturmaya yönelik dıştan yapılan etkidir. Kimi kez etkileme ile güdüleme eş anlamda kullanılır.Öğretmenin öğrencide bir konuyu öğrenmeye istek meydana getirmesi güdülemedir.Eğer öğretmen öğrencide ,onu öğrenme eylemine geçirecek düzeyde istek oluşturabilmiş onu derse hazırlayabilmiş ise öğrenci dıştan güdülenmiştir.(Başaran,1996) İnsanın amacı, yaşamını ve soyunu sürdürmektir. İnsanın yaşamını ve soyunu sürdürmesi de güdülerini doyurmaktır. 
İnsanın bazı güdüleri kalıtsaldır.Açlık susuzluk,cinsellik,merak,oyun, devinme gibi güdüler doğuştan gelir.Bunlara dürtü,birincil güdü,temel güdü ya da öğrenilmemiş güdüler de denilmektedir.Bu tür güdülerin tam olarak karşılanması durumunda insanı davranışa itme gücü yüksektir. Açlık,susuzluk gibi dürtülerin doyurulamaması, insanın yaşamını sona erdirir. Bu tür güdüler birincil ve temel güdülerdir. (Maslow,1971) İnsanın bazı güdüleri ise çevre etkenleri ile oluşur. Bunlar öğrenilmiş güdülerdir. Çevre etkenleri içinde özellikle toplum,insanın yeni güdüler öğrenmesini sağlar. Buna kültürel ya da sosyal etkenler denir. Çevre etkenleri ile edinilenler ,bir topluma ilişkin olma , toplumun onayını kazanma , başkasının gözüne girme ,sorumluluk alma, başarılı olma ,toplumda bir konum edinme gibi güdülerdir. Bunlara ikincil güdülerde de denir. Maslow’un bu ihtiyaç sıralamasının okul eğitiminde önemli yeri ve sonuçları vardır. 1. Okula aç , hasta, yorgun ve huzursuz gelen öğrencileri öğrenmeye yöneltmek kolay değildir. 2. Sınıfın korku ve kaygı veren bir havası varsa;öğrenci kendini okulda rahat ve güven içinde hissedemez. Bu nedenle öğretimden beklenen sonucu almak güçleşir. 3. Çocukların özellikle ortaokul çağında akran grupları oluşturması ve o gruplara katılma isteği diğer ihtiyaçlarını karşılamaktan daha çok önem taşır. 4. Öğretmenin , anne ,babaların istek ve beklentilerindeki tutarsızlıklar çocuklarda güvensizlik duygularının doğmasına ve yerleşmesine neden olur. 5. Öğrenciler , başkaları önünde yeterli ve başarılı olma ,başkaları tarafından tanınma , prestij sahibi olma gibi ihtiyaçları karşılamak için büyük gayret gösterirler. 6. Maslow’un ihtiyaç sıralaması , öğretmenin çocukları daha iyi tanıyarak onların hangi güdüler altında olduklarını bilirse onlara daha gerçekçi yardım getirebilir,güdülenmesini sağlayabilir ve gereken rehberliği yapabilir.  

Aşağıda öğrencileri güdülemek için bazı önerilere yer verilmiştir. Burada yer alan durumlar sınıftan sınıfa değişebileceği gibi her öğrenci seviyesine de tam olarak uyum göstermeyebilir. Burada yazılanlar eşliğinde bir tecrübe elde edip, her öğrenciye göre nasıl davranılacağının öğretmen tarafından bilinmesi ve bunların ustalıkla öğretmenin sınıfında uygulaması en iyi güdüleme yöntemi olacaktır.
Öğretmenlik ustalık isteyen önemli bir meslektir. Öğrencilerin bireysel farklılıklarına göre güdüleme yolları da farklılık göstereceği unutulmadan aşağıda yer alan genel tavsiyelere göz atmanızı dileriz.
  1. En başta sınıfta samimi olun.
  2. Öğrencilerinize değer verin ve bunu onlara hissettirin.
  3. Derse başlarken ilginç, şaşırtıcı, merak uyandırıcı sorular sorun.
  4. Çalışmaları mümkün olduğu kadar aktif, araştırıcı, heyecanlı, ve yararlı hale getirin.
  5. Bütün öğrencilerin, neyi nasıl yapacaklarını ve ulaşacakları hedefe nasıl gideceklerini bilip bilmediklerinden emin olun.
  6. Öğrenciler arasında zeka, sosyo-ekonomik-kültürel geçmiş, okula ve bazı derslere karşı tutum açılarından bireysel ayrılıklar olduğunu her zaman dikkate alın.
  7. Öğrencilerin temel ihtiyaçlarını doyurmalarına yardımcı olun.
  8. Sınıfın ve okulun fiziksel şartlarını hesaba katın.
  9. Öğrencilerle ilgilendiğinizi ve onların sizin sınıfınızın öğrencileri olduğunu hissettirin.
  10. Bütün öğrencilerin azda olsa saygınlık kazanabilecekleri öğrenme yaşantıları düzenleyin. 
  11. Her öğrencinin takdir edilme ihtiyacını karşılayacağı ders içi ders dışı etkinlikler düzenleyin.
  12. Öğrencilere her konuda seçenekler sunun.
  13. Öğrencilerin olumlu benlik kavramı geliştirmelerine yardımcı olun.
  14. Öğrencilerin olumlu yanları vurgulayarak onlara yaptığınız değerlendirme ve ölçmeler ile ilgili sonuçlar hakkında geri bildirim verin.
  15. Öğrencileri, kendi öğrenmelerini kendilerinin yönlendirmeleri için cesaretlendirin.
  16. İhtiyaç duyan öğrencileri, öz güvenlerini ve başarı ihtiyaçlarını geliştirmeleri için cesaretlendirmeye çalışın.
  17. Öğrencilere sorumluluk vererek, kendileriyle rekabet ettirerek onların başarı güdüsünü geliştirici teknikler kullanın.
  18. Okul başarısızlığı bir kısır döngüdür. Bu döngü, ancak öğretmenin beklentisini yüksek tutarak öğrenciyi güdülemesiyle kırılabilir.(Selçuk,2000) 
  19. Öğrencilere daima dersleri başarabileceklerini hatırlatın. Azimli olmalarını öğütleyin.
  20. Öğrencilerin uykusuzluk, yorgunluk, hastalık, beslenme gibi fizyolojik ihtiyaçlarının karşılandığının farkında olun. Fizyolojik ihtiyaçların giderilmediği durumlarda ne yaparsanız yapın başarı beklenmez.
  21. Çeşitli başarı örneklerinden yararlanın. Bu hikayeleri sınıf ortamında paylaşın.
  22. Dersinizin ilgi çekici olması için sürekli siz konuşmayın. Öğrencilerin derse katılımını teşvik edin. Onların da düşüncelerini ifade etmesini sağlayın.
  23. Hep aynı öğrencilerle iletişime geçmeyin. Unutmayın ki bu durum sizin ayrımcılık yaptığınız algısına yol açacaktır.
  24. Öğrencilerin dersin haricinde başka noktalara odaklanmasının sebeplerini görüp bunlara önlem alın. Sesinizi iyi kullanarak öğrencilerin dikkatlerini derse çekmeye çalışın.
  25. Öğrencilere mutlaka isimleriyle hitap edin. Hatta iki ismi olan öğrencilerde hangi isimlerini kullandıklarına bile dikkat edin.
  26. Size soru sorduklarında mutlaka cevap verin. Onları dinlediğinizi belli edin.
  27. Derse hazırlıklı gelmeleri için araştırma ve inceleme yapmaya teşvik edici sorular sorun. Bu sorular hakkındaki topladıklarını sınıf ortamında paylaşmalarını sağlayın.
  28. Derse başlamadan önce mutlaka önceki dersi kısa ve öz cümlelerle tekrar edin. Öğrencilerin de tekrar etmesi ve pekiştirmesi için küçük sorular sorun. Anladıklarını test edin.
  29. Açık anlaşılır ve net cümlelerle konuşun. Meramınızı tam olarak ifade edin.
  30. Asla yalan söylemeyin. Yalan söylenmesine de fırsat vermeyin.
  31. Öğrencilerinize patron gibi davranmayın. 
  32. Aşırı şakalardan uzak durun.
  33. Öğrencilerinizden "başarı yönünden" ümitli olduğunuzu belli edin ve bu durumu onlara sürekli hatırlatın.
  34. Asla başarısızlık durumlarını aşağılamayın. Hakaret cümlelerinden uzak durun.
  35. Öğrencinin derslerden merak ettiği ve işine yarayan durumları öğrendiğini asla unutmayın. 
  36. Her öğrencinin yeteneği ve ilgi seviyesi farklıdır. Her öğrencinin beklenti düzeyi farklıdır. Bu farklılıkları dikkate alarak yeterli zamanı gösterdiğinizden emin olun.
  37. Ders işlenişinde güncel örneklerden yararlanın.
  38. Sınıf ortamında somutlaştırılabilecek deney ve gözlemler ilgi çekici olacağından ders işlenişinde mümkün olduğunca bu öğelerden yararlanın.
  39. Teknolojiden mümkün olduğunca istifade edin. Kendinizi güncel tutun. Öğrencilerin teknoloji seviyesi ile sizin aranızda uçurumlar olmamasına dikkat edin.
  40. Ders konularına ve mesleki bilgi seviyesinde mutlaka yeterli olun. Bilmediğiniz zorlandığınız konulardaki eksiklikleri mutlak telafi edin. Öğrenci sizin bilgi birikiminize göre kendini daha fazla güdüleyecek ve size karşı bir hayranlık oluşturacaktır.
  41. Derse mutlak anlamda hakim olun. Kontrolü elden bırakmadan zamanı iyi kullanın.
  42. Her öğrencinin algılama seviyesine inebilecek şekilde dersi koordine etmeye çalışın. Basitten karmaşığa doğru bir örneklem içerisinde dersi işlemeye gayret edin.
  43. Öğrencilere fırsat vererek konu ile ilgili paylaşımları sınıf ortamında sunmalarını sağlayın. 
  44. Çeşitli proje ve yarışmalara karşı öğrencilerinizi teşvik edin.
  45. Öğrencilerin sınıf dışı ortamlarından haberdar olun. Ekonomik seviyeleri ve aile sıkıntılarını bilmediğiniz öğrencilerin başarılarını olumlu yönde geliştirmeniz asla beklenemez.
  46. Sağlık sorunları olan öğrencilere karşı özenli davranın. Sınıf içi oturma düzenlerini buna göre ayarlayın. En uygun anlama düzeyine göre sınıf içi iletişimin en yüksek seviyede olduğu oturma düzenini oluşturun.
  47. Başarılı olmak için öğrencilerin kendilerini güdülemesi gerektiğinin elzem olduğunu bilin ve buna göre dersinizi işleyin.
  48. Dışarıdan ödül ve ceza ile güdüleme yerine öğrencilerin kendi kendilerini güdülemesinin daha önemli olduğunu bilin.
  49. Öğrencilerin kendilerine ulaşılabilir hedefler belirlemesini sağlayın ve kendilerini gelecekte başarılı işlerde gördüklerini hayal ettirin.
  50. İnanma, azmetme, hedefe ulaşamada en önemli noktadır. Başarıyı yakalayabilen insanların en önemli özelliğinin asla vazgeçmemeleri olduğunu öğrencilere hissetirmeye çalışın.
İnsanın güdüsel örüntüsü hem yerleşiktir hem de değişme içindedir.Güdüsel örüntü ,kişilik özellikleriyle bağlantılı olduğu için , kişilik özellikleri gibi yerleşiktir, kolay kolay değişmez . Öte yandan bir durum karşısında egemenliğini yitirebilir ve yerini başka güdülere bırakabilir.İnsanın yaptığı bir davranışı , bir önceki davranışına benzese bile , bu davranışının nedeni olan güdüler değişik bir örüntüde olabilir .Çünkü insanın güdüsel örüntüsü ,her düzeydeki bütün gereksinmelerinin ve kişilik özelliklerinin karmaşık bir etkileşimi ile oluşmaktadır.(Coleman,1980) Güdüsel örüntüsünün değişme içinde olması yüzünden, insanın hangi nedenle davrandığını tanımak güç olur . İnsanın güdüsel örüntüleri birbirinden değişiktir. İki insan aynı davranışı yapsa bile davranışının nedenleri ayrı olmaktadır . Sözgelimi , sınıfta birkaç kez kavga çıkaran bir öğrenci her kavgada doyurmak istediği güdüleri değişiktir. Kavgaya karışan on öğrenci varsa ,bu on öğrencinin kavga yoluyla doyurmak istediği güdüleri de birbirlerinden değişiktir. İnsan güdülerini doyurması çoğu kez, çevresinden gelen engellerle karşılaşır. İnsanın güdülerini doyurup dengeye ulaşması için, bu engelleri yenip sorunu çözmesi gerekir.Sorun çözme, insanın kendi yetenekleri ile çevre koşullarının akla uygun biçimde birleştirerek , yekinen güdüsünün doyurulmasını zorlaştıran engeli kaldırmaktır. Algı ve dikkat süreçleri, güdülenmeyle doğrudan ilişkilidir. Çocuklar neyi öğrenmek isterlerse, onu öğrenirler. Bu nedenle, güdülendikleri konuda seçici algı ve dikkat gösterirler. Öğretmenlerin öğrenci dikkatini sağlamak için ilk planda ele almaları gereken konu, herşeyden önce onların güdülenmesini sağlamaktır. Okul ve sınıfta ortaya çıkan öğrenme güçlükleriyle disiplin olaylarını önemli bir kaynağı güdülenme ile ilgilidir. Öğrenmek için her öğrenci öğretme-öğrenme sürecine istekli katılmak, öğrenmenin gerektirdiği ilkelere uymak öğrenmesinden sorumluluk taşımak ve çalışmak zorundadır. Bu nedenle, öğrenme için gerekli güdülenmeyi sağlamak okulun ve öğretmenin görevlerinden biridir. 

Kaynakça: 
Küçükahmet, Leyla, Sınıf Yönetimininde Yeni Yaklaşımlar.,Nobel Yay,Ankara,2000
Budak Selçuk, Psikoloji Sözlüğü, Bilim ve sanat yayınları, Ankara, 2000 
Atkinson Rita, Richard-Hilgrad Ernest, Psikolojiye Giriş, Sosyal Yayınları, İstanbul, 1995 
Cüceloğlu Doğan, İnsan ve Davranışı, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2000 
http://helibol.home.anadolu.edu.tr/egitim%20psikolojisi/Motivasyon.htm

Güdülenmenin Başarıya Etkisi

"Ortaöğretim sınıflarındaki öğrencilerin pek çoğu, öğrenme konusunda yenilgiye uğramış gibi görünüyor. Bir ödevi bakıyorlar ve bu çok uzun çok zor, biz bunu haftaya kadar yapamayız diyerek protesto ediyorlar kendilerinin her zaman haklı olduklarını ispatlamaya çalışıyorlar. Ne hararetli konuşmalar ne de tamamlanmamış ödevler için verilen cezalar öğrencilerinin tavırlarında küçük bir değişiklik dahi meydana getirmiyor ve “ben yapamam”lar, bulaşıcı gibi görünüyor sizce neden öğrenme konusunda bu kadar kötümser olabiliyorlar.

İnsanın yaşamını sürdürebilmesi için belli zamanda belli miktarlarda karşılanması gereken biyo-psikolojik gereksinimler vardır. Bunlar yiyecek, su, oksijen alma gibi fizyolojik gereksinimler ve sevmek, sevilmek, ait olmak, başarılı olmak gibi psikolojik gereksinimlerdir. Eğer bu gereksinimler karşılanmaz ise organizmada bir rahatsızlık meydana gelir. Birey yaşamını sürdürebilmek ve bulunduğu çevreye en üst düzeyde uyum sağlayabilmesi için bu rahatsızlığı giderme çabası içinde bulunur. Gereksinim karşılandığı rahatsızlık geçici olarak(organizmada yeniden gereksinim meydana gelinceye kadar) ortadan kalkar ve birey doyuma ulaşır(Ülgen;55). Örneğin yeni doğan bebeğin yiyecek ihtiyacı vardır. Bebek acıktığında bunu ağlayarak çevresine iletir. Ağlama bebeğin organizmasının rahatsızlığını işaret eder. Karnı doyurulan bebek ağlamayı keser, sakinleşir.Bu durum bebeğin yiyecek gereksinimin karşılanması ile doyuma ulaştığını gösterir yada bir grup arkadaşı tarafından gruba kabul edilme gereksiniminde olan öğrenci ret edilirse ve bu gereksinme uzun süre karşılanmazsa uyumsuz davranışlar gösterebilir. 

Güdü:Organizmanın hareketini başlatan, yönlendiren ve sürdüren güçtür.(Demirel,47;Bacanlı,157)Bu güç organizmayı etkileyerek bir amaç için harekete geçmeye yöneltir ve sonuç olarak bir şeyler öğrenmeye zorlamaktadır.(Seifert 1991;Erden ve Akman,232;Selçuk 1997;156)

Bireyin susuzluk ihtiyacını gidermek için bir şeyler içmesi, sıkıntıdan kurtulmak için çeşitli işlerle uğraşması güdüsel davranışlar olarak belirtilmektedir. Güdülerin yön, şiddet ve süre olmak üzere üç boyutu vardır. Örneğin arkadaşları spor yapmaya giden bir öğrencinin evde kalıp ders çalışması, başarı güdüsünün yönü ile ilgilidir.Diğer yönden arkadaşlarından daha çok çalışan bir çoçuğun çabası başarı güdüsünün şiddeti ile ilgilidir. Sınavda başarısız olmasına rağmen dersi bırakmayıp devam etmesi de güdünün sürekliliğini ifade eder"

Kısa Bir Süre için Bile Olsa Okuyabilmek

Güzel Bir alıntıyı paylaşarak kitap okumanın önemine değinmek istiyorum. Elimizdekileri kaybetmeden önce herşeyin kıymetini bilip buna göre yaşamanın ne kadar ehemmiyetli olduğunu bizlere hikaye eden yazarın gönlüne sağlık.
"Evden acele ile çikmistim. Kosar adimlarla metroya dogru ilerlerken bir yandan ögrencilere verecegim dersin plânini yapiyor, bir yandan da çiseleyen yagmurda islanmamaya çalisiyordum. Yürüyen merdivenlerle metro istasyonuna indim. Trenin gelmesine iki üç dakika vardi. Bu treni kaçirirsam, on dakika daha beklemem gerekecekti ve dersime geç kalacaktim. Adimlarimi siklastirmaya, neredeyse kosmaya basladim. Elimde çanta olmasa, belki de kosacaktim.
Metroda benimle ayni yönde ilerleyen birisinin elindeki uzunca degnekten çikan, “tak, tak, tak” sesleri, telasimi ve kafamdaki düsünceleri birden unutturdu. Belli ki, onun da acelesi vardi. Sirtindaki büyükçe çantasi ve elindeki degnegi ile, neredeyse benim kadar hizli adimlarla ilerliyordu. Biraz dikkatlice bakinca bu kisinin bir bayan ve ayni zamanda “görme özürlü” oldugunu anladim. Kendi kendime, “Acaba onun telasi neden?” diye sordum. Belki de dünyayi hiç görmemisti. Özürlü haliyle tek basina ilerlese de: tavirlari ve yürüyüs sekli ona, kendisine çok güvenen bir insan görünümü veriyordu. Acaba acele bir isi mi vardi?
Bir anlik her seyi unuttum. Sanki her sey agir çekimdeymis gibi hareket etmeye basladi. Onun, degnegiyle sagini solunu kontrol ederek önüne çikabilecek engelleri anlamasi, kendine yol açmasi, belki de yasama azminin bir göstergesi idi. Merdivenlere yaklastigimizi hissettim. “Acaba merdivenlerden inerken kendisine yardim etsem mi?” diye düsünürken, o merdivenlerden inmeye basladi. Sanki dünya dümdüz olmus, karsisinda hiçbir engel kalmamis gibi merdivenlerin sonuna geldi. Acaba, degneginin uçunda onu yönlendiren bir sey mi vardi, ya da bu bayan bir saka mi yapiyordu? Kafamdaki düsünceleri toparlamaya çalisirken, metronun duraga geldigini fark ettim.
Merakim beni bu bayanin yanina çekti ve onunla ayni kompartimana bindim.Oturdugu koltuga iyice yerlestikten sonra, degnegini katlayip hizli bir sekilde çantasinin ön bölmesine koydu. Çantasinin baska bir bölmesini açarak, büyükçe bir seyi çikarmaya çalisti. Acaba bir walkman veya yiyecek-içecek gibi bir sey mi çikaracak diye düsünürken, kalbimden de acima duygularinin yükseldigini hissettim. Belki de dünyayi görmeyi ne kadar çok istiyordu; agaçlar, evler, araçlar, insanlar ve gözler... görecek o kadar çok sey vardi ki...

O an için kendimi çok ayricalikli hissettim. Göz, dünyaya açilan bir pencereydi ve ben onlarin kiymetini fazla bilmiyordum. Ama ne kadar çok sey ifade ettiklerini o bana anlatiyordu.
Bayanin, çantasindan çikardigi kalinca, kitap türü bir seyin gözüme ilismesiyle bu düsüncelerimden siyrildim. Acaba o çikardigi bir katalog muydu diyecektim ki, onun görme özürlü oldugu aklima geldi. Derken sayfalari karistirip, parmaklarinin uçlariyla yoklayarak bir yerde durdu. Herhalde aradigi sayfayi bulmustu. Hemen sag elinin isaret ve orta parmaklarini kabarik isaretler üzerinde gezdirmeye basladi.

Kitap okuyordu... Fakat o görmüyordu ki... Birkaç saniye daldim... Kitap okumak yalnizca görenlere has bir sey degil miydi? Anladim... Artik o gözleriyle degil; kalbiyle, duygulariyla ruhuyla okuyordu... Ve kendimden utandim. Aylardir çantamda tasidigim ve üç bes sayfanin disinda pek okumadigim kitap geldi aklima; ve yillarca hiç kitap okumayanlar. Keske onlar da, insani düsündüren, hatta utandiran su görüntüye sahit olsalardi. Dünyada milyonlarca insan var... Ama okumak... Neden ben... Aniden kesik kesik düsüncelerimden siyrildim. Bir sayfayi okuyup bitirmis ve diger bir sayfaya geçmisti. Parmaklarini kabarik isaretler üzerinde ustaca gezdirmesinden, bu ise yatkin birisi oldugu anlasiliyordu. Demek ki iyi bir okuyucu idi. Ama ne okuyabilirdi ki? Binlerce kitap, dergi ve gazetenin, görme özürlü olanlar için günlük, haftalik olarak hazirlanmasi belki de mümkün degildi.

Anonsun uyarisiyla, inecegim duraga geldigimi anladim. Daha dört dakika geçmisti; ve bu kadarcik kisa bir sürede dahi kitap okumak çok önemliydi. Bana bu dersi veren görme özürlü o kadin da kitabini çantasina koymaya ve durakta inmeye hazirlaniyordu. Az sonra tren durdu. Önce onun inmesini bekledim. Degnegi ile onca insanin arasindan “tak... tak... tak...” sesleri ile ilerliyordu. Arkasindan birkaç saniye baktim ve sanki degnekten çikan o tak tak’lar beynimde, oku... oku... oku... ve sükret diye yankilaniyordu."

Bir Motivasyon Öyküsü

Charles Schwab'in istedigi kadar verim alamadigi bir fabrikasi vardi. Bir gün ustabasi ile konusuyordu:
 -Senin gibi becerikli birisi nasil oluyor da fabrikadan istedigi kadar verim alamaz?
-Bilmiyorum. Bütün isçileri çok çalistirdim. Bir çogunu isten atmakla tehdit ettim. Ama basarili olamadim. Schwab yakininda duran bir isçiye sordu:
-Bugün kaç kazan çelik erittiniz?
-Alti.
Schwab bir tebesir parçasi alarak yere büyük bir 6 yazdi. Çikip gitti. Gece isçileri geldigi zaman bu alti rakaminin ne oldugunu sordular.
Gündüz isçileri de:
-Patron bugün burada, Bize kaç kazan çelik erittigimizi sordu alti cevabini verdik, buraya alti yazdi ve gitti.
Ertesi gün Schwap fabrikayi yine dolasti. Alti rakami silinmis ve yerine yedi yazilmisti. Gündüz isçileri gelince yediyi gördüler. Demek gece çalisanlar kendilerinden daha iyi is yaptiklarini zannediyorlardi? Kendilerini gece isçilerinden üstün göstermek için büyük bir gayretle çalistilar ve yere 10 yazdilar.
Çok geçmeden fabrikanin verimi o civardaki bütün fabrikalari geçti.
Nasil mi?
Schawb bunu söyle açikliyor: "Is yaptirmak için rekabet hissini uyandirmak gerekir. Amaç herkesi mücadele etmeye sevketmek degildir. Onlari birbirine üstün gelmeye tesvik etmektir.
Üstün gelme hissi insanlarin ruhunu costurur. Hayatta basarili olan her insanin en sevdigi sey; basaracagi istir. Çünkü bu basarida kendisini ifade eder ve bu sayede degerini, üstünlügünü gösterir. Iste bu yüzden, bir oturusta bir kilo dondurma yemek, elli bardak su içme gibi manasiz yarismalar buradan gelir. Üstün gelmek, degerini göstermek, insanlarin en önemli istegidir. O halde insanlari kendi özelliklerini ortaya çikarmalari için cesaretlendiriniz.

KAYNAK: NETWORK LIDERLIK KITAPLARI

2011 –2012 Eğitim-Öğretim Yılı Matematik Dersi 1.Dönem Başı Okul Zümresi

2011 –2012 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI  Zümre Toplantı tutanağını indirmek için tıklayınız....

2011 –2012 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI YOZGAT AKDAĞMADENİ ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ
MATEMATİK-GEOMETRİ DERSLERİ ZÜMRE ÖĞRETMENLERİ TOPLANTI TUTANAĞI
ZÜMRE GÜNDEM KONULARI
1. Açılış ve Yoklama ve Zümre başkanının seçimi.
2. Eğitim ve öğretim ile ilgili mevzuat, Türk Milli Eğitiminin genel amaçları, okulun kuruluş amacı, matematik dersi programında belirtilen amaç ve açıklamaların okunması, planlamanın bu doğrultuda yapılması.
a) Eğitim ve öğretim ile ilgili mevzuat, Türk Millî Eğitiminin genel amaçları, Milli Eğitim Temel Kanunun okunması.
b) Zümre Öğretmenler Kurulu toplantısı ile ilgili “Ortaöğretim kurumları yönetmeliği 36,37. Maddelerin okunması.
c) “Orta öğretim kurumları sınıf geçme ve sınav yönetmeliğinin zümre ile ilgili maddelerinin okunması (madde 14-15)
d) Talim ve Terbiye Kurulunun 24.08.2011 tarih ve 121 sayılı Kararı “Ortaöğretim Matematik (9-10-11-12. Sınıflar ) Dersi Öğretim Programı” ve Ortaöğretim Matematik 10, 11 ve 12. Sınıflarda Haftada 2 Ders Saati Süreli Matematik Dersi Öğretim Programlarının okunması
3. Öğretim programlarında yer alması gereken Atatürkçülükle ilgili konular üzerinde durularak çalışmaların buna göre planlanması,
4. 2010–2011 Eğitim Öğretim yılı zümre kararlarının uygulama sonuçlarının değerlendirilmesi ve uygulamaya yönelik yeni kararların alınması.
5. Öğretim programında belirtilen kazanım ve davranışlar dikkate alınarak derslerin işlenişinde uygulanacak öğretim yöntem ve teknikleri ile bunların uygulama şeklinin belirlenmesi,
6. Ünite veya konu ağırlıklarına göre zamanlama yapılması, ünitelendirilmiş yıllık planlar ve ders planlarının hazırlanması, uygulanması ve değerlendirilmesine ilişkin hususların görüşülmesi,
7. Derslerin daha verimli işlenebilmesi için ihtiyaç duyulan kitap, araç-gereç ve benzeri öğretim materyalinin belirlenmesi,
8. Bilim ve teknolojideki gelişmelerin, derslere yansıtılmasını sağlayıcı kararlar alınması,
9. Başarıyı arttırıcı tedbirlerin görüşülmesi; öğrenci başarısının ölçülmesi ve değerlendirilmesinde ortak bir anlayışın, birlik ve beraberliğe yönelik belirleyici kararların alınması.
10. Öğrencilere verilecek proje ve ödev konularının seçiminde; öğretim programları ile okul veya kurum ve çevre şartlarının göz önünde bulundurulması,
11. Diğer zümre veya bölüm öğretmenleriyle yapılacak işbirliği esaslarının belirlenmesi.
12. Öğretim programında belirtilen kazanım ve davranışlar dikkate alınarak derslerin işlenişinde uygulanacak öğretim yöntem ve teknikler ile bunların uygulama şeklinin belirlenmesi
13. Okul çevre imkânlarının değerlendirilerek, yapılacak deney, proje, gezi ve gözlemlerin planlanması.
14. Ölçme değerlendirmede birlik ve beraberliğin sağlanması için yapılacak sınavlarla ilgili kararların alınması:
a) Sınavların çoktan seçmeli, kısa cevaplı, açık uçlu, anlama ve hatırlama şeklinde dağılımının yapılması hususlarının kararlaştırılması (sınavın biçimi. Sayısı, soru adedi) .
b) Her dönemde azami bir kez yapılabilecek olan test sınavlarının tekniğine uygun olarak soru hazırlanması ve 1923 sayılı T.D. ne göre değerlendirilmesi hususunun karara bağlanması
c) Neden yazılı yoklama veya neden test usulü sınav yapılması gerektiği konusunda görüşlerin sıralanması
15. Öğrenciye sözlü notu verirken göz önünde bulundurulacak esasların belirlenmesi
16. Dilek ve temenniler-Kapanış

Bir Matematikçi Portresi: Paris Pismis

Asıl adı Mari Sukiasyan olan Paris Pismis, 300 yıl önce Ege'den İstanbul'a göçen bir ailenin üç çocuğundan biri. Pismis 1911 yılında İstanbul - Ortaköy'de doğdu. 4 yaşına kadar aynı mahallede kaldı. "Olgun" anlamına gelen "Pişmiş" soyadı Maliye Bakanı olan dedesine zamanın Padişahı olan III. Selim tarafından verilmiştir. Sonra ailesi Üsküdar'a geçti. Henüz beş yaşında bir anaokulu öğrencisi iken okumayı söktü, ablasının matematik problemlerini de çözebiliyordu. İlkokula Üsküdar Yeni mahalle'de başladı. O yıllarda altı sene süren ilkokul eğitimi süresince ecnebi diller de okutulurdu; birinci sınıfta Fransızca, üçüncü sınıfta da İngilizce öğretilmeye başlatılırdı. Hem Fransızcaya hem de İngilizceye gayet iyi bir başlangıç yaparak ilkokuldan mezun olduktan sonra Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'ne gitti.
Liseye başladığında Ermenice, İngilizce, Türkçe ve Fransızca biliyordu. Bu okulda Almanca da öğrendi. Üsküdar Amerikan Kız Koleji yatılı bir okuldu, ama evleri okula çok yakın olduğundan gündüzlü okudu. Kolej'de çok sıkı bir disiplin vardı; eğitim, American Mission Board'un denetimindeydi. Matematiği daha o zamandan başlayarak çok sevmiştir. Matematik hocalarının büyük etkisi olmuştur, bu dersi bu kadar sevmesinde. Bilim ve Teknik Dergisi'nin dört yil önce kendisiyle uzun uzun söyleştiği Prof. Dr. Paris Pişmiş söyle anlatıyor bu sevdasını: "Madame Curie teorik çalısmalar yapabildiyse, ben neden yapamayayım düşüncesi, hırsımı kamçılayan düşünce oldu. Geometriye başlamak bende uykudan birden silkinerek uyanma etkisi yaptı. Geometride herşey net ve temizdi; izlenecek yol belli ve bu yoldan neticeye ulaşmak çok zevkliydi. O zamanlar evlerin tavanlarında süslemeler olurdu. Bizim evin tavanındaki üçgen süslemelere bakar, onları birbiriyle mukayese eder, kendime göre sonuçlar çıkarırdım." Euclid Geometrisi'ndeki teoremleri, önermeleri çok sevdi. Kolej'deki ilk yılında kendisine o kadar da üzmediği halde, sınıftaki en yüksek ortalamayı tutturmayı başardı. Bunun üzerine "biraz daha çalışsam bütün okuldaki en yüksek ortalamayı tutturabilirim" diye düşündü. Gerçekten ertesi sene öyle oldu, %98 idi ortalaması. Bitireceği yıl Üsküdar Amerikan Kız Lisesi lise okuduğu için, üniversiteye doğrudan gidebilme şansına kavuştu. Bu yaşına dek hırsları ailesi ile olan ilişkilerinde bir sorun yaratmamıştı ama o yıllarda bir kızın üniversiteye gitmek istemesi, karma bir okulda eğitim görmesi, üstelik matematik okuması, döneme göre gayet demokrat ve özgürlükçü olan Pişmişler için bile kolay kabul edilebilir bir şey değildi. Resim ve müzik dersleriyle bir süre avutmak istedikleri kızları, birkaç ay sistematik olarak ağlayınca pes ettiler ve 1930-31 ders yılında Darülfünun (İstanbul Üniversitesi) Fen Fakültesi'nin Matematik Bölümü'ne kaydını yaptırdılar. O inatçı kız 1933'te Matematik ve Klasik Astronomi Bölümü'nü bitiren ilk kız öğrenci olacaktı.
Kendi Sözünden Paris Pişmişin Okuma Azmi:
"bizim gibi bir ailenin kızı nasıl olur da karma eğitim yapılan bir okula gider diye üniversiteye gitmeme karşı çıktılar. benim hırsımı bileyen bir şey vardı ki o da kadınlar matematikçi olamaz deniyordu. matematiği sevmem meslek seçimimde elbette ki önemli bir etkendi; ama en zor olanı başarabileceğimi gösterme isteğinin de ciddi payı vardı tercihimde. kadınların bunu da en iyi biçimde yapabileceğini kanıtlamak istiyordum."

1965 yılında kendi adıyla anılan yeni yıldız kümeleri keşfeder. Şu anda pişmiş'in adıyla anılan 23 yıldız kümesi var gökyüzünde.. Paris Pişmiş 1 ağustos'ta meksika'da öldü. cesedi 2 ağustos'ta krematoryumda yakıldıktan sonra külleri havaya savruldu.Bugün Amerikan Astronomi Bölümünde kendi adına bir bölüm açılmış ender çalışmaları ile unutulmayan bir matematiçi olarak anılmaktadır.
American Astronomical Society kendi adına açılmış sayfadan hayat hikayesi ve çalışmalarına ulaşabilirsiniz.http://aas.org/node/4349

Japon Asıllı Türk Matematikçisi Gündüz İkeda'nın Hayatı

Masatoşi Gündüz İkeda (Ikeda Masatoshi Gyunduzu), d. 25 Şubat 1926, Tokyo. ö. 9 Şubat 2003, Ankara), cebirsel sayılara katkılarıyla tanınan Japon asıllı Türk matematik bilgini.
1948'de Osaka Üniversitesi Matematik Bölümü'nü bitirdi. 1953'te doktor, 1955'te de doçent unvanlarını aldı. 1957-59 arasında Almanya'da Hamburg Üniversitesi'nde Helmuth Hasse'nin yanında araştırmalar yaptı. Hasse'nin önerisi üzerine 1960'ta Türkiye'ye gelerek Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde İstatistik dersleri vermeye başladı. 1961'de aynı üniversitenin fen fakültesinde yabancı uzmanlığa atandı.

1964'te Türk uyruğuna geçerek, 1965'te doçent, 1966'da profesör oldu. 1968'de Ege Üniversitesi'nin izniyle bir yıl süreyle çalışmak üzere Orta Doğu Teknik Üniversitesi'ne gitti. İzninin bitiminde Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin sürekli kadrosuna girdi. Çeşitli tarihlerde Hamburg, ABD'deki California ve Ürdün'deki Yermuk üniversitelerinde konuk öğretim üyesi,1976'da Princeton'daki Yüksek Araştırma Enstitüsü'nde araştırmacı olarak çalıştı. Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu'nun (TÜBİTAK) Temel Bilimler Araştırma Kurumunda yer aldı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Pür Matematik Araştırma Ünitesi başkanlığı yaptı. Cebir ve sayılar kuramına katkılarından dolayı 1979'da TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazandı.

Japonya'da bulunduğu dönemde halkalar kuramı ve grupların matrisle gösterimi üzerine araştırmalar yapan İkeda, 1970'lerde cebirsel sayılar kuramına yönelerek, rasyonel sayılar cisminin salt Galois grubunun otomorfizimleri ve tümelliği konularında önemli çalışmalar gerçekleştirdi. Ünlü matematik dergisi Crelle's Journal'da yayımlanan bir çalışmasında Galois grubunun çok özel bir yapıda olduğunu gösterdi.

Gündüz İkeda Kronolojisi:


Date of birth: Februaray 25, 1926.
Place of birth: Tokyo-Japan.
Fields of specialization: Algebra, Algebraic Number Theory, Coding Theory and Cryptology.
Research Area: Constructive Galois theory, converse problem in Galois theory, embedding problem for Galois extensions.
Education:
B.Sc. in Math. Osaka University, Osaka-Japan (1948).
D.Sc. in Math (Rigaku-hakushi). Osaka University, Osaka-Japan (1953).

Awards, Grants and Scholarships:

Yukawa Scholarship to conduct research on cohomology theory for associative algebras at the Mathematics Department of Nagoya University (1954).
Alexander von Humboldt Scholarship to conduct research on the embedding problem for Galois extensions at the Mathematisches Seminar of Hamburg University (1957-59).
TUBITAK Science Prize (1979).
Alexander von Humboldt Grant to conduct research on Jacobian problem at the Research Institute of Mathematics, Oberwolfach (1988).
Mustafa Parlar Foundation Science Prize (1993).
Marmara Research Center Merit Prize (1994).
Memberships to Professional Societies:

Full-member of the Turkish Academy of Sciences.
American Mathematical Society.
Japanese Mathematical Society.
Turkish Mathematical Society.

Matematik Tarih Şeridi Hazırlanması

Thales (M.Ö. 624-547), Pisagor (M.Ö. 569-500), Zeno (M.Ö. 495-435), Eudexus(M.Ö. 408-355), Öklid (M.Ö. 330?-275?), Arşimed (M.Ö. 287-212), Apollonius (M.Ö. 260?-200?), Hipparchos (M.Ö. 160-125), Menaleas (doğumu, M.Ö. 80) İskenderiyeli Heron (? -M.S.80) , Batlamyos (85- 165) ve Diophantos (325-400) Eski Yunan (Antik çağ, Grek) matematikçileri; M.Ö. 8. yüzyıl ile M.S. 2. yüzyıl arasında, ikinci grup olarak belirttiğimiz Batı Dünyası matematikçi-leri ise, 16. ile 20. yüzyıl arasında yaşamışlardır: Burada akla şöyle bir soru gelmektedir. 16. yüzyıldan önceki zaman içerisinde matematik konularında hiç bir araştırma ve çalışma olmamış mıdır? Özellikle, islamiyetin ilk yılları olan 7. yüzyıl ile 16. yüzyıl arasında yaşamış olan Türk-İslam Dünyası matematik bilginlerinin varlığı ve çalışmaları görmezlikten gelinmiştir.  Bu zaman diliminde Türk ve İslam Dünyasında ciddi matematik çalışmaları yapılmış ve bugün kullandığımız pek çok teoremin bilimsel alt yapısı bu dönemde ortaya çıkarılmıştır. Özellikle Ömer Hayyam, Ebul  Vefa, Ali Kuşçu, Uluğ Bey, Nasreddin Tusi, Harezmi, El Battani, Kadızade Rumi, Beni Musa Kardeşler, İbn Saffar, İbn Havvam, İsmail Gelenbevi, Molla Lütfi, Biruni, Yahya En Nakkaş...gibi pek çok alim 7.yy ile 17.yy arasında yaşamış çok değerli ilim adamlarımızdan ismini bildiklerimizden bazılarıdır. Pek çok ilim adamımızın çalışmları ve yazılı vesikaları Batı dünyasına kaçırıldığından elimizde bu döneme ait kapsamlı çalışmalar çok azınlıkta kaldığından sanki Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde bilim çalışmalarının yok olduğu gibi bir izlenim oluşturulmaktadır. Oluşturulan bu algı; gençlerimizin kendilerini ve kültürlerini  'gerici', 'bilimden uzak' 'kendine güvensiz' ve 'değersiz' hissetmesi için meydana getirilmiş kasıtlı ve bilinçli bir hareketin sonucudur. 
İkinci grup matematikciler Johann Müler (1436-1476), Cardano (1501-1596), Descartes (1596. 1650), Fermat (1601-1665), Pascal (1623-1662), Newton (1642-1727), Leibniz (1646-1716), Leibniz (1646-1716), Mac Loren (1698-1748), Bernoulliler (Bu aileden sekiz ünlü matematikçi vardır. Bunlar; Jean Ber-noulli l667-1748, Jacques Bernoulli 1654-1705, Daniel Bernoulli 1700-1782...), Euler (1707-1783), Gespard Monge (1746-1818), Lagrance (1776-1813), Joseph Fou-rier (1768-1830), Poncolet (1788-1867), Gauss (1777-1855), Cauchy (1789-1857), Lobaçevski(1793-1856), Abel (1802-1829), BooIe (1815-1864), Riemann (1826-1866), Dedekind (1831-1916), H. Poincare (1854-1912) Cantor (1845-1918) 8. ile 16. yüzyıl Türk - İslam Dünyası matematikçilerinin ha-zırlamış oldukları temel eserlerden büyük istifadeler sağlayarak, matematiği, bugünkü ileri seviyesine ulaştırabilmişlerdir.
Türk - İslam Dünyası matematikçileri, Batı dünyasının ilmi düşünce ve araştırma duygularını ateşleyerek harekete geçirip beslediler ve yeni bir canlılık kazandırdılar. Cebir, geometri, aritmetik ve trigonometri konularında Batıyı kendi görüş ve keşiflerine dayanarak ilerleyebileceği seviyeye getirdiler. 16. yüzyıl sonları için İtalyan matematikçi Cordanonun (1501-1576) adını belirtebiliriz. 17. yüzyılda; İngiliz (İskoçyalı) Jean Napier (1550-1617), İsviçre matematikçilerinden Gulden (1577-1643); İtalyan matematikçilerinden Cavalieri (1598-1647); Fransız matematikçilerinden René Descartes (1596-1650), Desargues (1593-1662), Blaise Pascal (1623-1662), Pierre Fer-mat (1601-1663); Hollandalı matematikçi Huygensin (1629-1695) adlarını belirtebiliriz. Bu kişilerden J. Napier logaritmaya ait sistemleri ortaya koymuştur. R.Descartes de analitik geometriye ait yeni bazı temel esasları ortaya koymuş, mevcut analitik geometri bilgilerini sistemleştirmiştir.
Diğer matematikçiler de, matematiğin çeşitli dallarına ait, bazı yeni temel bilgiler kazandırmışlardır. 18. yüzyılda; İsviçre matematikçilerinden; Bernouilli (Jacques I 1654-1705), Cramer (1704-1752), Leonard Euler (1707-1783), Alman matematikçilerinden Gottfried Wilhelm Leibniz (1146-1716), İngiliz matematikçilerinden lsaac Newton (1642-1727), Mac-Loren (1698-1746), İtalyan matematikçilerinden Ceva (1648-1734), Riccati (1676-1754), Fransız matematikçilerinden Clairautin (1713-1765) adlarını belirtebiliriz. 19. yüzyıl Fransız matematikçilerinden; Joseph Louis Lagrange (1736-1813), Gespart Monge (1746-1818), Pierre-Simon Laplace (1749-1827), Joseph Fourier (1768-1830), Galois (1811-1832), Legendre (1752-1833), F. W. Bessel (1784-1846), Augustin-Louis Cauchy (1789-1857), Jean-Victor Poncolet (1788-1857), Poinsot (1771-1859), Brianchan (1785-1864), Dupin (1784-1873), Chasley (1793-1880), Charles Hermite (1822-1901); İtalyan matematikçilerden Carnot (1753-1823); Norveç matematikçilerinden Niels Henrik Abel (1802-1829), Alman matematik-çilerden, Jacobi (1804-1851), Carl Friedrich Gauss (1777-1855), Gerge Friedrich Berhard Riemann (1826-1866), Leopold Kronecker (1823-1891), Erust Kummer (1810-1893), Weier-strass (1815-1897); Sovyet matematikçilerinden Nicolas lvanawitch Lobatchewsky (1793-1856), Sonia Kowallewska (1850-1891); ingiliz matematikçilerden Gerge Boole (1815-1864), Cayley (1821-1895), James Joseph Sylvester (1814-1897) ve İrlandalı matematikçi William Rawan Hamilton (1805-1865) adlarını belirtebiliriz. Bu noktada Matematik eğitiminin kolaylaştırlıması amaçlı Geometri Klavuzu ile ATATÜRK'te 1936-1937 yıllarında yer almalıdır. Ayrıca Cahit ARF, Gündüz İKEDA ve Paris PİŞMİŞ 1900-2000 yılları arasında tarih şeridinde yer almalıdır. Günümüz Matematikçilerinden bir isim olarak da Ali Nesin, Mustafa Balcı, Hilmi Hacısalihoğlu, Ali Osman Asar, Sinan Sertöz gibi  matematikçiler de tarih şeridinde yer alabilir.
Fotoğraflı ve daha kapsamlı matematikçiler tarih şeridimizi incelemek ve matematik sınıflarında pano olarak kullanabilmek için tıklayınız.

Matematik Ne işe Yarar?

"Çoğunuz okulda matematik dersleri dört işlemin ötesine geçmeye başlayınca, hele hele teoremler ve ispatlar işin içine girmeye başlayınca bu cümleyi duydunuz, hatta bizzat söylediniz: Bu matematik dersinde gördüklerimiz, öğrendiklerimiz hayatta ne işimize yarayacak ki?

Bu dünyada yalnız değilsiniz. Aynı soruyu, matematiğin gündelik basit hayatımızdaki yerini küçümsemeye çalışan herkes soruyor dünyada. Amerika'da da soruyorlar, Çin'de de, Brezilya'da da, Kanada'da da, Mozambik'te de...Peki sanki kendi kendini kanıtlayan bir önermeymiş gibi duran bu soru cümlesi doğru mu?

Soruyu soranlar kendilerinden çok eminler, onlara tersini kanıtlamaya çalıştığınızda hemen cevapları hazır: Bu derste öğrendiklerimi gerçek hayatta nerede kullanacağım ki?Amerika'da bir üniversite bu konuyu, yani ‘Matematik derslerinde öğrendiklerimi gerçek hayatta nerede kullanacağım' sorusunu araştırmış. Çeşitli meslek dallarına bakılmış ve hangi meslek için hangi seviyede matematik bilgisine/dersine ihtiyaç olduğu bulunmaya çalışılmış.

Tarım işçisinden berbere, polis dedektifinden avukata, sporcu ve antrenörden itfaiyeciye, grafik tasarımcıdan aşçıya, veterinerden psikologa kadar pek çok meslek.
Grafikte de görüyorsunuz, bu mesleklerin isimlerini izleyen renkli çizgilerdeki renkler matematiğin bir dalını ve dalda ki derinleşme miktarını gösteriyor.
Mesela mavi çizgilerin anlamı, temel matematik ve cebirsel olmayan matematik bilgisi.
Kırmızı çizgiler cebir bilgisi.
Yeşil çizgiler geometri.
Ve son olarak koyu mavi çizgiler ileri cebir ve trigonometri bilgisi.

Grafiğe ve grafiğe temel oluşturan araştırmaya göre, matematik bilgisi gerektirmeyen herhangi bir meslek dalı yok. O yüzden, ortaokulda ve lisede matematik derslerini dikkatle dinlemenizi, katılımcı olmanızı, problem çözümlerinde istekli olmanızı tavsiye ederim.Çocukken anneannem beni, ‘Okumazsan çöpçü olursun' diye korkuturdu. Herhalde o zamanlar meslekler piramidinin en alt seviyesinde bu iş vardı.Ama işte görüyorsunuz, eğer okumazsanız ve okulda matematiğe sırtınızı dönerseniz, aslında o piramidin en altındaki meslekleri bile yapamayabilirsiniz.Her zaman söylerim, bir kez daha tekrar edeceğim: Matematik bilmeyen, başka hiçbir şeyi bihakkın bilemez. Matematiğe sırtını dönen diğer her şeye de sırtını döner aslında."
ismet BERKAN
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=16663970&tarih=2011-01-02

Popüler Yayınlar

Sosyal Paylaşım

Icon Icon Icon Icon

Lütfen yazılarımızla ilgili yorum yapmaktan çekinmeyin. Kırık linkleri ve hatalı içerikleri mutlaka bize ilgili sayfa altında yorum yaparak bildiriniz. Blog sayfalarımızda ilginizi çekebilecek diğer yazılar için blog arşivimizi kullanabilirsiniz.

Son Yorumlar

Yararlı Linkler