Japonya'da Tsunami Felaketi

Japonya'nın Tōhoku bölgesinde 9,0 Mw büyüklüğünde gerçekleşen depremdir.[1] Merkez üssü Tōhoku bölgesinin doğu kıyısında, yerin 24,4 km derinliğinde olan deprem; yerel saate göre 14:46'da gerçekleşti. ABD Jeolojik Araştırma Kurumu tarafından ilk etapta 7.9 olarak belirlenen depremin şiddeti sonradan yapılan açıklamayla 8.8, daha sonrasında ise 8.9 olarak belirtildi,son olarak ise Japonya büyüklüğü 9.0'a yükseltti. 9.0 büyüklüğünde olan deprem Japonya'da yaşanan en büyük deprem olduğu; dünyada ise en büyük ilk beş depremin arasında olduğu açıklandı. Japon hükümeti, felaketi resmi olarak "Büyük Doğu Japonya depremi" (Higaşi Nihon Daishinsai) olarak adlandırdı. 

Deprem sonrasında bölgede yüksekliği 37.9 metreye varan tsunami dalgaları meydana geldi. Tsunami ülkede çok büyük zarara yol açtı. Depremde 15,828 kişi hayatını kaybetti ve 3760 kişi hâlen kayıp olarak belirtiliyor. Kara ve demiryolları ağır hasar gördü, çeşitli yerlerde yangınlar çıktı ve bir baraj yıkılarak bölgeyi su basmasına neden oldu. Kuzeydoğu Japonya'da 4.4 milyon ev elektriksiz, 1.5 milyon ev ise susuz kaldı, deprem sonucu gıda sıkıntısı da meydana geldi. Deprem sonucu Fukuşima Nükleer Elektrik Santralinde tsunami sonucu kazalar meydana geldi.Deprem sonrasında doğan tsunamilerde, dalgalar saatte 500 km hızla Hawaii'ye ulaştı.
Deprem, Japonya'nın tüm Pasifik kıyısı boyunca çok büyük bir zarara yol açmış olan büyük bir tsunamiyi tetikledi. Dalgaların yüksekliği Tarō'da ise 37.9 m, Ōfunato'da ise 23 metre olarak kaydedildi.Tsunami tüm Pasifik'e yayıldı, Güney ve Kuzey Amerika'da, Alaska'dan Şili'ye kadar olan bölgede tsunami uyarıları verildi, bu bölgelerde tsunami görülmesine karşın etkileri küçüktü. Şili'nin Pasifik kıyısı 17,000 kilometrelik uzaklıkla en uzak yerlerden biriydi, buna rağmen ülkede yüksekliği iki metreye varan dalgalar görüldü.Çoğunluğu tsunamiden dolayı meydana gelen zarar çok büyük boyutlardaydı.
En kötü biçimde etkilenen kasabaların görüntülerinde neredeyse sadece enkaz yığınları görülebilmekteydi. İlk günlerdeki tahminler sadece depremden kaynaklanan zararın 14.5 ila 34.6 milyar Amerikan doları olduğunu ortaya koydu.İlerleyen günlerde zararın 300 milyar doları bulabileceği ve bunun felaketi dünya tarihindeki en fazla mali zarara yol açan felaket yapacağı tahmin edildi.

Deccal Fitnesi ve Kehf Suresi

Deccal, دجَلَ “de-ce-le” kökünden türeme bir isimdir. Yalan söylemek, bir şeyi bir şeye karıştırmak, gizlemek ve örtmek manalarına gelir. Kıyamet saatinin büyük alametlerinden biri de Rasulullah (s.a.v)’in Deccal ismini verdiği bir şahsın ortaya çıkışıdır. Deccal’e bu isim, hakkı örttüğü ve çok yalan söylediği için verilmiştir. Deccal, mübalağalı ism-i fail olup anlamı, görülmemiş ve duyulmamış yalanlar söyleyerek hakkı batıla karıştıran, gerçeği ters çeviren demektir.Bazı insanlar deccalin bu yalan ve fitnesine kanıp yolunu saptırırken, Allah, iman eden insanları imanları üzere sabit kılacaktır. Bu sebeple de mü’minler Deccal'in yalan ve fitnesine aldanmayacaklardır.
Ebû’d-Derdâ (r.a) bildirmiştir: Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdu ki: “Her kim Kehf Sûresinin başından üç âyet okursa Deccal fitnesinden korunur.” (Tirmizî, Kur’ân’ın Fazîletleri, 5)
Sizden kim Deccal’e yetişirse, ona Kehf suresinin ilk ayetlerini okusun. Deccal, Şam ile Irak arasında bir mevkide çıkar. Sağa gider ifsat eder, sola gider ifsat eder. Ey Allah’ın kulları! Sebat edin!” (Müslim 2937/110, Tirmizi 2341)
Ebû’d-Derdâ radiyallahü anhın bir diğer rivayetini de Müslim kaydetmiştir: Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdu ki: “Her kim Kehf Sûresinin başından on âyeti ezber ederse Deccâl’in fitnesinden korunmuş olur.”(Müslim, Salâti’l-Misâfirîn, 44)
Bu hadis-i şerifler, sıhhatli ve güvenilir ölçülere sahip Kütüb-ü Sitte hadislerindendir. Hem Müslim’de, hem Tirmizî’de yer alır. Tirmizî hadisi zikrettikten sonra: “Bu hadis, hasen-sahihtir” notunu düşmüştür.
“Ey insanlar! Allah, Âdem zürriyetini yarattığından beri yeryüzünde Deccal’in fitnesinden daha büyük bir fitne olmamıştır! Allah’ın gönderdiği her Nebi, ümmetini Deccal’den sakındırmıştır! Ben Nebilerin sonuncusuyum, siz de son ümmetsiniz. Şüphe yok ki o (Deccal) sizin içinizde çıkacaktır.” (İbni Mace 4077)
“Kim, Deccal’i duyarsa ondan uzak dursun! Allah’a yemin olsun ki, bir adam ona kendisinin mü’min olduğunu sanarak gider, onun attığı şüphelerden ona tabi olur!” (Ebu Davud 4319)
 “...Muhakkak ki onun iki gözünün arasında Kâfir yazılıdır. Onun amelini kerih görüp sevmeyen herkes, o yazıyı okur. Yahut her mü’min o yazıyı okur. Bundan sonra şunu kesin olarak bilin ki, sizden hiç kimse ölünceye kadar aziz ve celil olan Rabb’ini göremeyecektir!” (Buhari 2850, Müslim 2931/169)
“Ahlas fitnesi, insanların birbirinden kaçması, malının ve ehlinin yağma edilmesidir. Sonra bolluk fitnesi olacak. Bu fitnenin dumanı benim Ehl-i Beyt’imden, benden olduğunu iddia eden bir adamın ayaklarının altına kadar varacak, hâlbuki o benden değildir! Gerçekte benim dostlarım muttakilerdir. Sonra insanlar, eğreti düzgün olmayan, nizamsız bir adamın başına toplanacaklar. Sonra düheyma fitnesi olacak ki bu ümmetten dokunmadığı kimse kalmayacak! Fitne bitti denildiğinde devam edip yaygınlaşacak. O fitne içerisinde, kişi mü’min olarak sabahlayacak, akşama kâfir olarak çıkacaktır. Hatta insanlar iki ayrı gruba ayrılacaklardır. Biri nifaksız iman grubu diğeri imansız nifak grubudur. Böyle olduğu zaman, o gün yahut ertesi gün Deccal’i bekleyin.” (Ebu Davud 4242)
O günlerde araları bozuk olan müminler, Deccal'in hedefi olmaktan kurtulamazlar. (Hakim, Müstedrek, 4:529-530)
Deccal, doğuda Horasan denilen bir bölgeden çıkar. Yüzleri deri üzerine deri kaplanmış kalkanlar gibi olan bir kavim ona tabi olurlar.” (İbni Mace 4072)

"Azameti gökle yer arasını dolduran ve yetmiş bin meleğin tazim ve teşyi ettiği bir sureyi size haber vereyim mi? O "El Kehf" suresidir. Her kim Cuma günü onu okursa, Allah Teala bu sebeble o kimsenin diğer cumaya kadar ki ondan sonra da üç gün ilavesi içindeki günahlarını mağfiret eder,Ayrıca kendisine semaya kadar erişen bir nur verilir. Ve deccal fitnesinden korunmuş olur. Her kim yatacağı zaman bu surenin sonundan beş ayet okursa, korunur ve gecenin istediği vaktinde de uyandırılır." (Hadis-i Şerif Ravi: Hz. İsmail İbni Rafi (r.a.))
"Sizden kim Deccal'e yetişirse Kehf Suresi'nin evvelini onun üzerine okusun. Bu surenin sonu Deccal'ın fitnesinden kurtuluşunuzdur. (Sünen-i Ebu Davud, 5/121)
Her kim Deccal'in ateşi ile ibtila ve imtihan edilirse Allah'tan yardım istesin ve Kehf Suresi'nin baş tarafındaki ayetleri okusun. Bu suretle Deccal'in ateşi ona karşı soğuk ve selamet olur. (Ölüm-Kıyamet-ahiret ve ahir Zaman Alametleri, İmam Şa'rani, Bedir Yayınevi, s.494)
Buna göre bu hadis-i şeriflerde bahsi geçen deccal fitnesi ile Kehf suresi arasındaki ilişkiye değinmeye çalışalım. Kehf suresinden bir bölümü okumanın Deccaliyet fitnesinde büyük bir koruyucu olduğu hadis-i şeriflerde başından üç/beş/on ayet, sonundan okuma, gibi tabirlerle bildirilmiştir. Burada zikrolunan Deccal ve fitne kavramları sadece ahir zamanın değil, dünya tarihinin en büyük fitnesidir. Peygamberimiz (sav) ise bu fitneyle karşılaşan Müslümanlara bir çıkış yolu göstermekte: Kehf kıssasını okuyun, diyerek bu fitneden bizlerin ancak bu şekilde korunabileceğini bildirmektedir. Hadis-i şerifler incelendiğinde Kehf suresini okuyan ve ezberleyenin; bu fitneden emin olabileceği, Allah tarafından korunacağı açıktır. Kehf suresi ile mahfuz olunan kimseler; Deccâl’in fitnesinden Allah’ın himâyesine, Deccâl’in her türlü pis işlerinden, sapıklıklarından, fitne, fesat ve dalâletinden Allah’ın hidâyetine, Deccâl’in aldatıcı tuzaklarından ve oyunlarından Allah’ın doğru yolu olarak adlandırılan sırat-ı müstekıme Allah’ın izniyle sığınabilecektir.
Kehf Suresinin adı, içinde söz konusu edilen ve "mağara arkadaşları" anlamına gelen "Ashâb-ı Kehf" den almıştır. Ashab-ı Kehf, bir mağarada yıllarca uyuduktan sonra tekrar uyanan bir topluluktur. Putperest imparatorun baskısından bir mağaraya sığınan bu topluluk, orada yıllarca uyku hâlinde kalmıştır. Ashab-ı Kehf'in hikâyesi, öldükten sonra tekrar dirilişe örnek olarak anlatılmıştır. Kehf sûresi 110 ayettir. Mekke'de nâzil olmuştur. 28, 83, 101. ayetlerinin Medine'de nâzil olduğuna ilişkin rivayet vardır. Mushafta resmi sırası itibarıyla 18, iniş sırasına göre ise 69. suredir. Bu sure "elhamdülillah" ibaresiyle başlayan beş sureden biridir. Bu şekilde başlayan sureler: Fatiha, En'am, Kehf, Sebe ve Fâtır sureleridir. Bu başlangıç, insanın Yüce Allah'a kulluğunu, onun Allah'ın nimet ve lütuflarını kabul edişini, Yüce Allah'ın şan ve şerefinin övülmesini, onun azamet, celal ve kemalinin itiraf edilmesini hissettirmektedir. (Vehbe Zuheyli, et-Tesfîru'l-Münîr, Risale Yayınları, 8/175.)
Bera b. Azib'in bildirdiğine göre sahabeden Üseyd b. Hudayr, Kehf suresini okurken, evinde bulunan at ürkmüş ve deprenmeğe başlamıştı. Bunun üzerine Üseyd: "Ya Rab! Sen afetten koru" diye dua etti. Bunun üzerine onu duman veya bulut gibi bir şey kapladı. Sonra Üseyd, bu olayı Hz. Peygamber (s.a.)'e anlattı. Resulullah: "Oku ey Üseyd. Çünkü o bulut gibi görünen şey Sekine'dir; Kur'an dinlemek için yahut onu tebcil (yüceltme) için inmiştir" buyurdu. (Buhari, Menâkıb, 25; Fedâilü'l-Kur'an, 11; Tirmizi, Fedâilü'l-Kur'an, 6.) 
Kehf Suresinin ana konusu , Allah ile insan arasındaki ilişkinin çift kutuplu tabiatıdır . Bir yandan yaratan - yaratılan arasındaki mahiyet farkına vurgu yapılırken , öte yandan insanın Rabbine olan fıtri ihtiyacı dile getirilir. Kehf Suresi içinde 5 kıssa barındırır . * Kehf Mağara Arakadaşları kıssası *İki bağ sahibi meseli * Adem- iblis meseli * Musa - Alim Kul meseli * Zülkarneyn meseli
Surede geçen Mağara arkadaşları kıssasında; Kehf Suresi'nin 10. ayetinde gençlerin bir yere "sığındıkları" toplumun kötü şartlarından korunmak istedikleri bildirilmektedir. Kıssanın sonraki ayetlerinden anlaşıldığına göre, Kehf Ehli'nin mağaraya sığınmalarının nedeni dönemin baskıcı inançsız sisteminin oluşturduğu zor ortamdır. Bu ortam içerisinde kendi fikirlerini rahatça söyleyemeyen, inançlarını doğru bir şekilde baskılara maruz kalmadan yaşayamayan, iman hakikatlerini ve doğru inançlarını topluma anlatamayan, Allah'ın dinini gerektiği gibi tebliğ etmeleri engellenen Kehf Ehli, çözümü bu toplumdan uzaklaşarak bir mağaraya sığınmakta bulmuştur. Ancak bu durum, uzaklaşıp bekleme manasında olmayıp, Allah'ın kendileri hakkında göstereceği yola uymak anlamında anlaşılmalıdır. Kehf Ehlinin teslimiyeti aynı zamanda kadere boyun eğmenin ve Allah'ın kendileri hakkında vereceği hükme de razı gelmenin bir işareti sayılabilir. Kehf Ehli mağaraya sığınmış, yaptıkları işleri Allah'ın kolaylaştırması, kendilerine rahmetinden yayması için sürekli dua etmişlerdir.  İşte bu mesel; böyle fitne toplumunun ortaya çıktığı dönemlerde Allah'a sığınmanın dua ve iltica ederek sadece O'ndan yardım istemenin ve toplumun fesat yönlerinden kendimizi uzaklaştırmanın en doğru yol olduğunu bizlere göstermektedir. Bu surede geçen diğer iki önemli kıssa (Zülkarneyn, Musa-Hızır) hakkında (Tefhimü'l-Kur'an, Mevdudi) eserinde geçen açıklamayı konunun daha derinlemesine anlaşılması için burada zikretmeden geçemeyeceğim.

"...Hızır ile Hz. Musa'nın kıssası; kafirlerin sorularını cevaplamak ve müminleri de teskin etmek için bu şekilde ele alınmıştır. Bu kıssadan alınacak ders şudur: "Allah'ın mülkünde Allah'ın dileğine uygun olarak meydana gelen şeylerin hikmetine tamamen iman etmelisiniz. Gerçeklik sizden gizli olduğu için siz meydana gelen şeylerin hikmetini anlayamazsınız. Bazen de bu olaylarda size göre bir terslik varmış gibi görünür ve "bu neden oldu, nasıl oldu?" diye sorular sorarsınız. Gerçek şu ki, görünmeyenin (gayb) perdesi kaldırılsa, o zaman meydana gelenin, yaşananın en iyi olduğunu siz de anlayacaksınız.
Bazen bir şeyin sizin için kötü olduğu izlenimine kapılsanız bile, sonunda onun sizin için bazı iyi sonuçlara yol açtığını görürsünüz." Bu kıssa gerçekten de ibretlik bir kıssadır. Orada geçen olaylar ve sonuçları itibariyle nice anlamlar yüklü bir anlatımı içinde barındıran kıssada, Allah bizlere her olaya karşı farklı bakış açılarıyla bakmamızın gerekliliğini açıkça ifade etmiştir. Aynı anlatımlar Zü'l-Karneyn kıssası için de geçerlidir. Çünkü bu kıssa da soruları yöneltenleri uyarmaktadır.
"Ey gururlu ve kendini beğenmiş Mekke uluları! Zu'l-Karneyn'den ders almalısınız. Zü'l-Karneyn, büyük bir kral, büyük bir fatih ve büyük kaynaklara ve yeteneklere sahip bir insan olmasına rağmen, yine de yaratıcısına teslim oldu. Oysa siz onunla karşılaştırıldığında küçük ve önemsiz birer lider olmanıza rağmen Allah'a isyan ediyorsunuz. Bunun yanısıra Zü'l-Karneyn korunma için en güçlü duvarlardan birini inşa etmiş olmasına rağmen yine de gerçek güvencesi Allah'tı inşa ettiği "duvar" değildi. O duvarın ancak Allah dilediği sürece kendisini düşmanlarından koruyabileceğine ve Allah dilerse onda çatlakların, deliklerin oluşacağına inanıyordu. Oysa siz onunla karşılaştırıldığında önemsiz ve küçük bazı bina ve evlere sahip olduğunuz halde, tüm felaketlere karşı kendinizi emin ve korunmuş sanıyorsunuz."
Kur'an bu sûrede Peygamber'i (s.a.v) safdışı bırakmaya çalışanların oyunlarını yine kendine çevirmektedir. Fakat surenin sonunda başlangıçta belirtilen ilkeler yine tekrarlanmaktadır: "Tevhid ve Ahiret haktır, gerçektir ve sizin iyiliğiniz içindir. Bunları kabul etmeli, buna göre gidişatınızı düzeltmeli ve bu dünyada, ahirette Allah'a hesap vereceğinizin farkında olarak yaşamalısınız. Aksi takdirde hayatınızı mahvedersiniz, yaptığınız şeylerin değeri de bir hiç olur." (Tefhimü'l-Kur'an, Mevdudi)
Bu anlatılanlardan sonra Kehf Suresi'nin en azından başında geçen ayetlerin mealini vererek konuya farklı bir bakış açısı getirelim. Burada zikrolunan ilk on ayette özellikle 4,5 ve 6 numaralı ayetlerde Hz. İsa hakkında iftiralarda bulunan toplum için, bizlere sunulan hitab-ı ilahi oldukça dikkat çekici mahiyettedir.
1- Hamd, o Allah'a mahsustur ki kulu (Muhammed'e) kitabı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı. 2- Onu dosdoğru (bir kitap) olarak (indirdi) ki katından gelecek şiddetli azaba karşı (insanları) uyarsın ve yararlı işler yapan müminlere kendileri için güzel bir mükafat bulunduğunu müjdelesin. 3- Onlar orada sürekli kalacaklardır. 4- Ve "Allah çocuk edindi" diyenleri de uyarsın. 5- Bu hususta ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne büyük bir iftiradır. Onlar, yalandan başka bir şey söylemiyorlar. 6- (Ey Muhammed!) Demek onlar, bu söze (kitaba) inanmazlarsa, onların peşinde üzüle üzüle kendini helak edeceksin! 7- Biz yeryüzündeki şeyleri kendisine süs olsun diye yarattık ki, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim. 8- Şüphesiz biz, yeryüzünde olanları kupkuru bir toprak yapacağız. 9- Yoksa sen Ashab-ı Kehf'i ve Rakim'i (isimlerinin yazılı bulunduğu taş kitabeyi) şaşılacak âyetlerimizden mi sandın? 10- O gençler mağaraya sığınınca şöyle dediler: "Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bizim için şu işimizden bir kurtuluş yolu hazırla."
Bu kısım ayetlerde ilk on ayette): Allah-u Teala; Kuran-ı Kerimin mahiyeti, Müminlerin vasıfları, yaratılış gayesi, kıyamet gününde yeryüzünün durumu, ahiret gününün varlığı, ölümden sonra yeniden dirilmenin olacağı, Hz. İsa hakkında yalan ve iftirada bulunan ve "Allah çocuk edindi" diyen kafirlerin durumu ve son olarak da zulüm ve baskılar sonucunda mağaraya sığınmış imanlı arkadaşların hikmetlerine değinmiştir. Ayetlerde en çok dikkat çekilen husus 4,5,6. ayetlerde geçen Hristiyanların Hz. İsa hakkında yalan iftiraları bahsidir. Konu bütünlüğü bakımından da son derece önemli olan bu husus Hz. İsa hakkında 'Oğul' isnadını söyleyen Hristiyanların bu ayetlerde ne denli büyük bir suç ve günah sahibi oldukları açıkça ifade edilmiştir. Yukarıda izah edilen hadislerle birlikte bu ilk on ayet ele alındığında Deccal fitnesi ile Hristiyanlık arasında güçlü bir ilişki mevcut olduğu dile getirilebilir. Allah en doğrusunu bilir; Deccal fitnesi adı altında bahse konu olan fesatlık Hristiyanların bozuk akidelerinden yola çıkarak bütün dünyayı kasıp kavuracak bir fitne ateşidir. Belki bu fitne ateşi Müslümanların iman hakikatlerini de bozacak kadar ileri gidecek bir nifak akidesidir. İslam dinine mensup kişilerin hiçbir ihtilafa konu olmayan iman hakikatleri bile bu fitne hareketi ile eleştirilmeye, üzerinde yapılan yalan tevil ve yorumlarla sarsılarak ve Hristiyan inançlarına benzetilmeye çalışılacaktır. İslam akaidi hakkında şüphe ortaya çıkarılarak temel inanç esasları heva ve hevesler doğrultusunda sinsice değiştirilerek Deccaliyete hizmet edilmiş olacaktır. Kehf suresi mağara arkadaşlarının o günkü pagan putperest kültüründen kaçarak Hz.İsa'ya inen hak dinin iman esaslarına uyması, yukarıda zikredilen Deccal hadisleri ile birlikte ele alındığında ahir zaman fitnesinin bozuk Hristiyan akideleri ile ortaya çıkarak tüm dünyaya yayılan ve özellikle İslamın inanç esaslarını hedef alan bir düşünce sisteminin ortaya çıkabileceği bu meramda düşünülebilir. Meydana gelen bu nifaklarla dolu fesat sistemi uğrunda her türlü işin de meşru hale dönüşebileceği hadislerde zikrolunan "Fitne bitti denildiğinde devam edip yaygınlaşacak. O fitne içerisinde, kişi mü’min olarak sabahlayacak, akşama kâfir olarak çıkacaktır." sözü ile herkesin bu fesat sistemine dahil olacağı büyük bir sıkıntılı dönemlerden Ancak Allah'a hakkıyla iman etmiş kişilerin Kuran-ın hikmetlerine sığınarak kurtulabileceğini ifade edebiliriz. (En doğrusunu Allah bilir) Kehf Suresi bu bağlamda dikkatlice tekrar okunarak ahir zaman fitnelerine karşı uyanık olmak ve her daim dua ile Allaha sığınmak bir müslüman olarak herkesin asli sorumluluğudur. Son olarak Peygamber Efendimizin (s.a.v) bizlere sürekli okumayı tavsiye ettiği dua ile sözümüzü noktalayalım.
Kadir PANCAR 10/03/2011

Allâhümme innî eûzü bike min azâbi cehennem, ve eû­zü bike min azâbi’l-kabri. Ve eûzü bike min fitneti’l-mesîhi d- deccâli. Ve eûzü bike min fitneti’l-mahyâ ve’l-memât.” (Nevevi/El Ezkar-28)
Allahını, Cehennem azabından, kabir azabından, Mesîh Deccâlin fitnesinden, ölülerin ve dirilerin fitnesinden Sana sığınırım.”

Deccal'den Korunmak

Deccal'in fitnesinden ve şerrinden korunmak için insanların almaları gereken tedbirleri sıralamaya çalışalım.

1.Kuvvetli imana sahip olmak için, bütün mesaimizin iman üzerine odaklanması gerekir. Çünkü, Deccal'in faaliyetlerini fark etmek, ona tabi olmamak ve gerekirse zindana girmek ile ölümü göze alacak kadar gözü pek olmak, ancak kuvvetli imana sahip olmakla mümkündür. Öyleyse iman hakikatlerini çokça okumak, müzakere etmek, sohbetlerimize taşımak ve dinlemek lazımdır. Böylece güçlü bir îmana dayanan İslâmî bir hayat, münafıkça hareket eden Deccal'ı ve onunla mücadele eden Hz. Mehdîyi belirlemede zorlanmayacaktır. Bir rivayette “Deccalın hayatını ve işlerini beğenmeyenlerin onu tanıyabileceği” ne (Tirmizî, Fiten, 56) dikkat çekilmiştir. Bu da ancak sağlam bir irade ve imanla mümkündür.
2.Deccal'i tanıyabilmek ve onunla mücadele edebilmek için cehaletten kurtulup ilme sarılmalıyız. Çünkü ona karşı koymanın birinci basamağı, onu tanımak ve iddia ettiği şeyleri çürütebilecek ilme sahip olmaktır. Zaten Deccal, dinin güçsüzleştiği ilmin de yetersiz hale geldiği bir zamanda ortaya çıkacaktır. (Müsned, 3, 367) Evet, Allah Resûlü, Deccalın özelliklerini bir bir anlatmış ve buna rağmen, "Karıştırırsınız diye endişe ediyorum” (Ebû Davud, Melahim, 14) diyerek daha çok açıklama yaparak ümmetini aydınlatmıştır. Çünkü îman nuru ve ferasetiyle bakılmazsa, her zaman hadiselerin ve kişilerin karıştırılması söz konusudur.

3.Bütün İslam cemaatleri, cemiyetleri ve milletleri birlik ve beraberlik ruhuyla hareket etmesi gerekir. Çünkü sevgili Peygamberimiz (a.s.m) “Âhirzamanın Süfyan ve Deccal gibi zararlı şahısları Müslümanların ve insanların hırsından ve parçalanmalarından istifade ederek az bir kuvvetle insanlığı dağıtır ve koca İslam alemini esaret altına alır.” diyerek bizi ikaz etmiştir. Öyleyse Müslümanların Deccal gibi İslam düşmanlarına mağlup olmamaları veya galip gelebilmeleri için, birlik ve beraberliğe ciddi ihtiyaçları vardır. Cemaatle birlikte hareket etmemiz gerekir. Çünkü, cemaat unsurunun çok faydaları vardır. Bunlardan birincisi, bu zaman cemaat zamanıdır. Zamanımızda cemaat ile birlikte çalışmak esastır. Çünkü, cemaat ruhuyla ve topluca hareket eden ve mesailerini güzelce tanzim edebilenlerin faaliyetlerinin neticesi çok tesirlidir. Fertler ne kadar dahî de olsa, bu zamanda fazla bir icraat yapamayacak ve mağlup olacaklardır. Zira her iki Deccal'ın muvaffak olmalarının sebebi, cemiyet şeklinde çalışmalarıdır. Bunlara karşı yine cemaat şeklinde çalışmak lazım ki, tesirlerini kırıp imana hizmet edilebilsin. İkincisi, cemaatin fertleri arasında ciddi bir oto kontrol olduğundan, birbirlerine ciddi sahip çıkarlar. Birbirlerini günahlardan ve hatalardan muhafaza etmeye çalışırlar. Üçüncüsü, cemaat fertleri birbirlerine dua ederler. Böylece yüzlerce yerden kendilerine ulaşan günahlara karşı, binlerce yerden gelen dualarla kendilerini manen muhafaza ederler. Dördüncüsü, her bir ferdin yaptığı hizmet ve ibadetler, diğerlerinin amel defterine geçmektedir. Böylece bir kişi, binlerce kişinin yaptığı hizmet kadar sevap kazanabilir.
4.Deccal'ın giremeyeceği evlerde kendimizi muhafaza etmemiz gerekir. Hz. Peygamber (a.s.m) Deccal'in fitnesini ayrıntılı ve aydınlatıcı ifadelerle anlatırken, sahabeler heyecana gelerek sorarlar; “Ey Allah'ın Resulü! böyle bir zamana ulaşacak olursak, bize ne emredersin” buna karşılık hikmet ve şefkat peygamberi “evinizden çıkıp, fitneye bulaşmayın” (Tirmizî, Fiten, 30) diye buyurur. Yani evlerinizde oturun ve fitneye yaklaşmayın. İşte bu evler, İlahi Nur'un muhafaza ettiği ve aydınlattığı evlerdir. Allah Resulü'nün ziyaret edip teveccüh ettiği mekanlardır. 

Kaynak: http://www.tefekkurdergisi.com/Yazi-Akillarin_Tartamadigi_Ahirzaman_FitnesiDeccal-956614.html

Deccal Kimdir?

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurdu: 
“…Sizden kim Deccal’e yetişirse, ona Kehf suresinin ilk ayetlerini okusun. Deccal, Şam ile Irak arasında bir mevkide çıkar. Sağa gider ifsat eder, sola gider ifsat eder. Ey Allah’ın kulları! Sebat edin!” Biz:−Ey Allah’ın Rasulü! Deccal yeryüzünde ne kadar kalır? diye sorduk. 
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: −“Kırk gün kalır. Birinci günü bir sene gibi, ikinci günü bir ay gibi, üçüncü günü Cuma’dan diğer Cuma’ya kadar, diğer günleri sizin günleriniz gibidir.” (Yani 439 gün) Biz:−Ya Rasulallah! O bir senelik günde bir günün namazı kâfi gelir mi? diye sorduk. 
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:−“Hayır, siz o bir senelik gün için namaz vakitlerini ölçerek tayin ediniz!” Biz:−Ya Rasulallah! Deccal’in yeryüzündeki hızı ne kadardır? diye sorduk. 
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: −“Rüzgârın yönlendirdiği yağmur gibidir. Deccal bir kavme gelir, onları davet eder. Onlar da davetine icabet edip ona iman ederler. Bunun üzerine Deccal semaya emreder onlara yağmur yağdırır, yere emreder onlara nebatat bitirir. O kavmin otlağa çıkmış hayvanları akşam olunca zirveleri en yüksek, böğürleri daha geniş ve memeleri sütten dopdolu olarak dönerler. Sonra Deccal başka bir kavme gelir, onları davet eder. Onlar Deccal’i reddedip iman etmezler. Deccal onları bırakıp gider. O kavim kuraklığa ve kıtlığa uğramış olarak sabahlar, malları ellerinden gider. Deccal bir harabeye uğrar ve ‘hazinelerini çıkar’ der. Bunun üzerine o harabenin hazineleri, arıların arıbeyinin arkasından takip etmesi gibi onu takip ederler. Sonra Deccal, gençlik dolu bir adamı çağırır, ona kılıçla vurup iki parçaya ayırır. Her bir parçayı ok atımı mesafesinde uzaklaştırır. Sonra onu çağırır, o genç güler halde yüzü parlayarak gelir.
Deccal bu şekilde iken Allah azze ve celle Meryem oğlu İsa’yı gönderir. İsa aleyhisselam, Dimeşk’in doğusunda “Beyaz Minare” denilen mevkide herd ile boyanmış iki parça elbise içinde ellerini iki meleğin kanatlarına koymuş bir halde iner. Başını öne eğse su damlatır, yukarı kaldırsa inci tanesi gibi su bulunur. İsa’nın nefesinin rüzgârını hisseden hiçbir kâfir yaşayamaz! Onun nefesinin rüzgârı göz alabildiğincedir. İsa aleyhisselam, Deccal’i arar, nihayet ona Lüdd kapısında yetişir ve onu öldürür. 
Sonra Meryem oğlu İsa aleyhisselam’a Allah’ın Deccal’den koruduğu bir kavim gelir. İsa aleyhisselam, onların yüzünü sıvazlar ve cennetteki derecelerini onlara söyler. Onlar bu durumda iken Allah azze ve celle, İsa aleyhisselam’a: −‘Bana ait bir takım kullar çıkardım ki onlarla savaşmaya kimsenin kudreti yoktur! Sen kullarımı Tur dağında muhafaza et’ diye vahyeder. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ, Ye’cuc ve Me’cuc kavmini gönderir. Onlar her tepeden süratle inerler. Onların ilkleri Taberiye gölüne uğrar ve içmeye başlarlar. Onların sonları göle uğradıklarında: −Andolsun ki bir zamanlar burada su vardı, derler. 
Allah’ın Nebisi İsa aleyhisselam ve ashabı, Tur dağında mahsur kalırlar. O zaman onlardan birinin yiyecek olarak bir sığır başı olması, sizden birinin şu anda yüz dinarı olmasından iyidir. Sonra Allah’ın Nebisi İsa aleyhisselam ve ashabı, Allah’a dua ederler. Bunun üzerine Allah azze ve celle Ye’cuc ve Me’cuc kavminin boyunlarına negaf denilen kurtlardan gönderir. Hepsi de tek bir kişinin ölmesi gibi ölü olarak sabahlarlar. Sonra İsa aleyhisselam ve ashabı yeryüzüne inerler. Yeryüzünde onların cesetlerinden ve pis kokularından dolmamış bir karış dahi yer bulamazlar. Sonra İsa aleyhisselam ve ashabı yine Allah’a dua ederler. Allah azze ve celle develerin boyunlarına benzeyen kuşlar gönderir. Kuşlar onların cesetlerini Allah’ın dilediği bir yere taşırlar. Sonra Allah azze ve celle bir yağmur gönderir, balçıktan ve kıldan yapılan hiçbir ev kalmaz, hepsi dümdüz olur. O yağmur yeryüzünü yıkar, hatta ayna gibi yapar. Sonra yeryüzüne: −‘Meyvelerini, nebatatını bitir bereketlerini getir’ denilir. O vakit, bir topluluk, cemaat tek bir nar meyvesinden yerler ve onun kabuğunda gölgelenirler. Sütler de bereketlenir. Sağmal bir devenin sütünden büyük bir kalabalık içerler, sağmal bir ineğin sütünden bir kabile içer, sağmal bir koyunun sütünden bir oymak içer. Onlar bu şekilde iken Allah-u Teâlâ tatlı bir rüzgâr gönderir. Bu rüzgâr onların koltuk altlarından girer, her mü’min ve Müslümanın ruhunu kabzeder ve insanların en şerlileri kalır. Onlar eşeklerin ilişkiye girmesi gibi insanların gözü önünde ilişkiye girerler.” 
Müslim 2937/110, Tirmizi 2341

Popüler Yayınlar

Sosyal Paylaşım

Icon Icon Icon Icon

Lütfen yazılarımızla ilgili yorum yapmaktan çekinmeyin. Kırık linkleri ve hatalı içerikleri mutlaka bize ilgili sayfa altında yorum yaparak bildiriniz. Blog sayfalarımızda ilginizi çekebilecek diğer yazılar için blog arşivimizi kullanabilirsiniz.

Son Yorumlar

Yararlı Linkler