Japonya'da Tsunami Felaketi

Japonya'nın Tōhoku bölgesinde 9,0 Mw büyüklüğünde gerçekleşen depremdir.[1] Merkez üssü Tōhoku bölgesinin doğu kıyısında, yerin 24,4 km derinliğinde olan deprem; yerel saate göre 14:46'da gerçekleşti. ABD Jeolojik Araştırma Kurumu tarafından ilk etapta 7.9 olarak belirlenen depremin şiddeti sonradan yapılan açıklamayla 8.8, daha sonrasında ise 8.9 olarak belirtildi,son olarak ise Japonya büyüklüğü 9.0'a yükseltti. 9.0 büyüklüğünde olan deprem Japonya'da yaşanan en büyük deprem olduğu; dünyada ise en büyük ilk beş depremin arasında olduğu açıklandı. Japon hükümeti, felaketi resmi olarak "Büyük Doğu Japonya depremi" (Higaşi Nihon Daishinsai) olarak adlandırdı. 

Deprem sonrasında bölgede yüksekliği 37.9 metreye varan tsunami dalgaları meydana geldi. Tsunami ülkede çok büyük zarara yol açtı. Depremde 15,828 kişi hayatını kaybetti ve 3760 kişi hâlen kayıp olarak belirtiliyor. Kara ve demiryolları ağır hasar gördü, çeşitli yerlerde yangınlar çıktı ve bir baraj yıkılarak bölgeyi su basmasına neden oldu. Kuzeydoğu Japonya'da 4.4 milyon ev elektriksiz, 1.5 milyon ev ise susuz kaldı, deprem sonucu gıda sıkıntısı da meydana geldi. Deprem sonucu Fukuşima Nükleer Elektrik Santralinde tsunami sonucu kazalar meydana geldi.Deprem sonrasında doğan tsunamilerde, dalgalar saatte 500 km hızla Hawaii'ye ulaştı.
Deprem, Japonya'nın tüm Pasifik kıyısı boyunca çok büyük bir zarara yol açmış olan büyük bir tsunamiyi tetikledi. Dalgaların yüksekliği Tarō'da ise 37.9 m, Ōfunato'da ise 23 metre olarak kaydedildi.Tsunami tüm Pasifik'e yayıldı, Güney ve Kuzey Amerika'da, Alaska'dan Şili'ye kadar olan bölgede tsunami uyarıları verildi, bu bölgelerde tsunami görülmesine karşın etkileri küçüktü. Şili'nin Pasifik kıyısı 17,000 kilometrelik uzaklıkla en uzak yerlerden biriydi, buna rağmen ülkede yüksekliği iki metreye varan dalgalar görüldü.Çoğunluğu tsunamiden dolayı meydana gelen zarar çok büyük boyutlardaydı.
En kötü biçimde etkilenen kasabaların görüntülerinde neredeyse sadece enkaz yığınları görülebilmekteydi. İlk günlerdeki tahminler sadece depremden kaynaklanan zararın 14.5 ila 34.6 milyar Amerikan doları olduğunu ortaya koydu.İlerleyen günlerde zararın 300 milyar doları bulabileceği ve bunun felaketi dünya tarihindeki en fazla mali zarara yol açan felaket yapacağı tahmin edildi.

Deccal Fitnesi ve Kehf Suresi

Deccal, دجَلَ “de-ce-le” kökünden türeme bir isimdir. Yalan söylemek, bir şeyi bir şeye karıştırmak, gizlemek ve örtmek manalarına gelir. Kıyamet saatinin büyük alametlerinden biri de Rasulullah (s.a.v)’in Deccal ismini verdiği bir şahsın ortaya çıkışıdır. Deccal’e bu isim, hakkı örttüğü ve çok yalan söylediği için verilmiştir. Deccal, mübalağalı ism-i fail olup anlamı, görülmemiş ve duyulmamış yalanlar söyleyerek hakkı batıla karıştıran, gerçeği ters çeviren demektir.Bazı insanlar deccalin bu yalan ve fitnesine kanıp yolunu saptırırken, Allah, iman eden insanları imanları üzere sabit kılacaktır. Bu sebeple de gerçek mü’minler Deccal'in yalan ve fitnesine aldanmayacaklardır.
Ebû’d-Derdâ (r.a) bildirmiştir: Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdu ki:“Her kim Kehf Sûresinin başından on âyeti ezber ederse Deccâl’in fitnesinden korunmuş olur.”(Müslim, Salâti’l-Misâfirîn, 44)
Sizden kim Deccal’e yetişirse, ona Kehf suresinin ilk ayetlerini okusun. Deccal, Şam ile Irak arasında bir mevkide çıkar. Sağa gider ifsat eder, sola gider ifsat eder. Ey Allah’ın kulları! Sebat edin!” (Müslim 2937/110, Tirmizi 2341)
Ebû’d-Derdâ (r.a) bir diğer rivayetini de Müslim kaydetmiştir: Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdu ki: “Her kim Kehf Sûresinin başından üç âyet okursa Deccal fitnesinden korunur.” (Tirmizî, Kur’ân’ın Fazîletleri, 5) Bu hadis-i şerifler, sıhhatli ve güvenilir ölçülere sahip Kütüb-ü Sitte hadislerindendir. Hem Müslim’de, hem Tirmizî’de yer alır.

Huzeyfe'den(r.a) rivayetle; "Deccal çıktığı vakit, beraberinde su ve ateş vardır. Ancak halkın ateş olarak gördügu tatlı sudur; halkın su olarak gördüğü ise yakıcı bir ateştir. Sizden kim o güne ererse, halkın ateş olarak gördüğüne düşmeyi kabul etsin. Çünkü o, tatlı soğuk sudur." (Buhari, Fiten 26, Enbiya 50; Müslim, Fiten 105, (2935); Ebû Dâvud, Melâhim 14, (4315),

“Ey insanlar! Allah, Âdem zürriyetini yarattığından beri yeryüzünde Deccal’in fitnesinden daha büyük bir fitne olmamıştır! Allah’ın gönderdiği her Nebi, ümmetini Deccal’den sakındırmıştır! Ben Nebilerin sonuncusuyum, siz de son ümmetsiniz. Şüphe yok ki o (Deccal) sizin içinizde çıkacaktır.” (İbni Mace 4077)
“Kim, Deccal’i duyarsa ondan uzak dursun! Allah’a yemin olsun ki, bir adam ona kendisinin mü’min olduğunu sanarak gider, onun attığı şüphelerden ona tabi olur!” (Ebu Davud 4319)
 “...Muhakkak ki onun iki gözünün arasında Kâfir yazılıdır. Onun amelini kerih görüp sevmeyen herkes, o yazıyı okur. Yahut her mü’min o yazıyı okur. Bundan sonra şunu kesin olarak bilin ki, sizden hiç kimse ölünceye kadar aziz ve celil olan Rabb’ini göremeyecektir!” (Buhari 2850, Müslim 2931/169)
“Ahlas fitnesi, insanların birbirinden kaçması, malının ve ehlinin yağma edilmesidir. Sonra bolluk fitnesi olacak. Bu fitnenin dumanı benim Ehl-i Beyt’imden, benden olduğunu iddia eden bir adamın ayaklarının altına kadar varacak, hâlbuki o benden değildir! Gerçekte benim dostlarım muttakilerdir. Sonra insanlar, eğreti düzgün olmayan, nizamsız bir adamın başına toplanacaklar. Sonra düheyma fitnesi olacak ki bu ümmetten dokunmadığı kimse kalmayacak! Fitne bitti denildiğinde devam edip yaygınlaşacak. O fitne içerisinde, kişi mü’min olarak sabahlayacak, akşama kâfir olarak çıkacaktır. Hatta insanlar iki ayrı gruba ayrılacaklardır. Biri nifaksız iman grubu diğeri imansız nifak grubudur. Böyle olduğu zaman, o gün yahut ertesi gün Deccal’i bekleyin.” (Ebu Davud 4242)
Yine başka bir rivayette şu şekilde bir ilginç ibare söz konusudur. "O günlerde araları bozuk olan müminler, Deccal'in hedefi olmaktan kurtulamazlar." (Hakim, Müstedrek, 4:529-530)
Decccal'e tabi olanları aktaran bir başka rivayette bir betimleme de söz konusudur. "Deccal, doğuda Horasan denilen bir bölgeden çıkar. Yüzleri deri üzerine deri kaplanmış kalkanlar gibi olan bir kavim ona tabi olurlar.” (İbni Mace 4072)

"Azameti gökle yer arasını dolduran ve yetmiş bin meleğin tazim ve teşyi ettiği bir sureyi size haber vereyim mi? O "El Kehf" suresidir. Her kim Cuma günü onu okursa, Allah Teala bu sebeble o kimsenin diğer cumaya kadar ki ondan sonra da üç gün ilavesi içindeki günahlarını mağfiret eder, ayrıca kendisine semaya kadar erişen bir nur verilir. Ve deccal fitnesinden korunmuş olur. Her kim yatacağı zaman bu surenin sonundan beş ayet okursa, korunur ve gecenin istediği vaktinde de uyandırılır." (Ravi: İsmail İbn Rafi)
"Sizden kim Deccal'e yetişirse Kehf Suresi'nin evvelini onun üzerine okusun. Bu surenin sonu Deccal'ın fitnesinden kurtuluşunuzdur. (Sünen-i Ebu Davud, 5/121)
Her kim Deccal'in ateşi ile ibtila ve imtihan edilirse Allah'tan yardım istesin ve Kehf Suresi'nin baş tarafındaki ayetleri okusun. Bu suretle Deccal'in ateşi ona karşı soğuk ve selamet olur. (Ölüm-Kıyamet-ahiret ve ahir Zaman Alametleri, İmam Şa'rani, Bedir Yayınevi, s.494)
Yine bir başka nakil de şöyledir. Bera b. Azib'in bildirdiğine göre sahabeden Üseyd b. Hudayr, Kehf suresini okurken, evinde bulunan at ürkmüş ve depreşmeğe başlamıştı. Bunun üzerine Üseyd: "Ya Rab! Sen afetten koru" diye dua etti. Bunun üzerine onu duman veya bulut gibi bir şey kapladı. Sonra Üseyd, bu olayı Hz. Peygamber (s.a.)'e anlattı. Resulullah: "Oku ey Üseyd. Çünkü o bulut gibi görünen şey Sekine'dir; Kur'an dinlemek için yahut onu tebcil (yüceltme) için inmiştir" buyurdu. (Buhari, Menâkıb, 25; Fedâilü'l-Kur'an, 11; Tirmizi, Fedâilü'l-Kur'an, 6.)
Surenin başından veya sonundan okumak ve bütünü okumak arasında surenin bize katkısı bakımından bir fark yoktur. Önemli olan bu surenin Deccal fitnesine karşı bir kalkan vazifesi göreceği hadis-i şeriflerde bildirilmiştir. Bu hadis-i şeriflerin Kuran okumaya teşvik edilmesi olarak da geçtiği de düşünülebilir. Lakin bu soru/düşünce "Kehf Suresi ile Deccal fitnesi arasında neden bir bağ kurulmuştur bu şekilde birlikte zikredilmiştir? sorusuna bir cevap veremez. Buna göre bu hadis-i şeriflerde bahsi geçen deccal fitnesi ile özel olarak zikredilen Kehf suresi arasında anlamlı bir bağ vardır. Tespit edilen bu bağlama; tefsir kitaplarından nakille elimizden geldiğince değinmeye çalışalım.
Kehf suresinden bir bölümü okumanın; Deccaliyet fitnesinde büyük bir koruyucu olduğu hadis-i şeriflerde başından üç/beş/on ayet, sonundan okuma, gibi tabirlerle bildirilmiştir. Burada zikrolunan Deccal ve fitne kavramları sadece ahir zamanın değil, dünya tarihinin en büyük fitnesidir. Peygamberimiz (sav) ise bu fitneyle karşılaşan Müslümanlara bir çıkış yolu göstermekte ve Kehf suresini okunmasıyla bu fitneden müslümanların korunabileceğini bildirmiştir. Hadis-i şerifler incelendiğinde Kehf suresini okuyan ve ezberleyenin; bu fitneden emin olabileceği, Allah tarafından korunacağı ifade edilmiştir. Kehf suresi ile mahfuz olunan kimseler; Deccâl’in fitnesinden Allah’ın himâyesine, Deccâl’in her türlü pis işlerinden, sapıklıklarından, fitne, fesat ve dalâletinden Allah’ın hidâyetine, Deccâl’in aldatıcı tuzaklarından ve oyunlarından Allah’ın doğru yolu olarak adlandırılan sırat-ı müstekıme Allah’ın izniyle sığınabilecektir.

Kehf Suresi; adını, içinde söz konusu edilen ve "mağara arkadaşları" anlamına gelen "Ashâb-ı Kehf" den almıştır. Ashab-ı Kehf, bir mağarada yıllarca uyuduktan sonra tekrar uyanan sayılarını Allah'ın bildiği kişilerin oluşturduğu bir topluluktur. Putperest imparatorun baskısından bir mağaraya sığınan bu topluluk, orada yıllarca uyku hâlinde kalmıştır. Ashab-ı Kehf'in hikâyesi, öldükten sonra tekrar dirilişe de bizim idrak edebileceğimiz şekilde dünyevi bir örnek olarak kıssa şeklinde anlatılmıştır. Kehf sûresi 110 ayettir. Mekke'de nâzil olmuştur. 28, 83, 101. ayetlerinin Medine'de nâzil olduğuna ilişkin bir rivayet de vardır. Mushafta resmi sırası itibarıyla 18, iniş sırasına göre ise 69. suredir. Bu sure "elhamdülillah" ibaresiyle başlayan beş sureden biridir. Bu şekilde başlayan sureler: Fatiha, En'am, Kehf, Sebe ve Fâtır sureleridir. Bu başlangıç, insanın Yüce Allah'a kulluğunu, onun Allah'ın nimet ve lütuflarını kabul edişini, Yüce Allah'ın şan ve şerefinin övülmesini, onun azamet, celal ve kemalinin itiraf edilmesini hissettirmektedir. (Vehbe Zuheyli, et-Tesfîru'l-Münîr, Risale Yayınları, 8/175.) Kehf Suresinin ana konusu , Allah ile insan arasındaki ilişkinin çift kutuplu tabiatıdır . Bir yandan yaratan - yaratılan arasındaki mahiyet farkına vurgu yapılırken , öte yandan insanın Rabbine olan kesin olan fıtri ihtiyacı dile getirilir. Kehf Suresi içinde 5 önemli kıssa barındırır ki hepsi birbirinden farklı hikmetlerle doludur. * Mağara Arkadaşları kıssası *İki bağ sahibi meseli * Adem- iblis meseli * Musa - Hızır (Salih Kul) meseli * Zülkarneyn meseli Kehf Suresi; bu kıssaları sebebiyle bile kıyamet alametlerine karşı insana ikaz niteliği taşımaktadır. Kehf suresi içinde derin hikmetler barındıran günümüz pek çok sorununa cevap niteliği taşıyan ibretlik bir yapıya sahiptir. Surenin bu kıssaları; dinsiz zümrelerin iddia ettiği gibi süslü cümlelerle yazılmış birer öykü asla olmayıp, hikmet ve nasihatlerle dolu incelikleri ihtiva eden eşsiz hazinelerdir. Surenin içerdiği bu kıssaların tefsirine dair çıkarımları kaynaklarımızdan istifade etmeye devam edelim.
Kehf Suresi'nin yukarıda zikredilen hadislere konu olan surenin başında geçen ayetlerin mealini vererek konuya önce giriş yapalım.
1- Hamd, o Allah'a mahsustur ki kulu (Muhammed'e) kitabı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı.2- Onu dosdoğru (bir kitap) olarak (indirdi) ki katından gelecek şiddetli azaba karşı (insanları) uyarsın ve yararlı işler yapan müminlere kendileri için güzel bir mükafat bulunduğunu müjdelesin.3- Onlar orada sürekli kalacaklardır.4- Ve "Allah çocuk edindi" diyenleri de uyarsın.5- Bu hususta ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne büyük bir iftiradır. Onlar, yalandan başka bir şey söylemiyorlar.6- (Ey Muhammed!) Demek onlar, bu söze (kitaba) inanmazlarsa, onların peşinde üzüle üzüle kendini helak edeceksin! 7- Biz yeryüzündeki şeyleri kendisine süs olsun diye yarattık ki, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim. 8- Şüphesiz biz, yeryüzünde olanları kupkuru bir toprak yapacağız.9- Yoksa sen Ashab-ı Kehf'i ve Rakim'i (isimlerinin yazılı bulunduğu taş kitabeyi) şaşılacak âyetlerimizden mi sandın? 10- O gençler mağaraya sığınınca şöyle dediler: "Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bizim için şu işimizden bir kurtuluş yolu hazırla"(Hak dini Kuran dili, Elmalı Hamdi Yazır, Kehf Suresi,1-10)
Fahruddin Razi, surenin nüzul sebebi ile ilgili olarak Kureyşlilerin Peygamber Efendimize Asırlar önce mağarada kaybolan gençlerin durumu, Doğu ve Batıya ulaşabilen Seyyahın durumu ve Ruhun durmu hakkında bilgi almak amacıyla üç soru sorduğunu ve Peygamber Efendimizin (s.a.v) "inşallah" demeden "yarın cevaplarım" demesi üzerine vahyin onbeş gün süre ile kesildiğini aktarır. (Mefatihul Gayb, Fahruddin Razi, Kehf Suresi 1-2) ilk ayette hamd edildikten sonra Kuranın uyarıcı niteliği belirtilip, onda asla bir 'eğrilik' olmadığı vurgulanmıştır. '(Allah onun) içinde hiçbir eğrilik yapmadı' ifadesi, 'Bunda hiçbir şüphe yoktur' ifadesi gibi, "Kayyimen" kelimesi; 'dosdoğru, başkasının faydasına olan şeyleri yerine getiren' vasfı da, 'müttakiler için hidayettir' vasfı gibi olmuştur. Kuranın "kayyim-en" oluşu ile, insanların hidayetine sebep olması ve adetâ çocukların işlerini üzerine alan bir kayyim gibi olmasıdır. Binâenaleyh bir çocuğun işlerini gören terbiye eden insanlar gibi; Kur'ân da okuyucusuna ve beşeri ruhlara karşı, o çocuğun işlerini yerine getiren, hizmetini gören, şefkatli, onun üzerine titreyen bir mürebbî gibidir." manasında alınabileceği yine Fahruddin Razi tarafından zikredilmiştir.(Mefatihul Gayb, Fahruddin Razi, Kehf Suresi-1-2)
Kuranın mesajını doğru anlayan müslümanların mükafatlandırılacağı ilgili ayette aktarıldıktan hemen sonra itikadla doğrudan bağlantılı sapık inanışlara ait çarpıcı bir reddiye yapılmıştır. Yukarıda zikrolunan ilk 4,5 ve 6 numaralı ayetlerde Hz. İsa hakkında iftiralarda bulunan toplum için, bizlere sunulan hitab-ı ilahi oldukça dikkat çekici mahiyettedir. İlk ayetlerde Kuran-ı Kerimin uyarmak için geldiği ifade edildikten hemen sonra "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarmanın ayrıca zikredilmesi bu küfrün ne derece büyük olduğunu ifade etmek içindir. Bunlar için burada ayrıca bir cezanın zikredilmemiş olması daha önce inen Kuran ayetlerinde Hristiyanlar hakkında elim bir azabın olacağı söylendiği içindir. Hristiyanların atalarının uydurdukları tevehhümleri, tam bir cehalet içinde söylemeye devam etmeleri taklide yönelerek Allah ve Hz. İsa için (haşa) Baba ve Oğul isnadına devam etmeleri ve bu iftiraya bilerek veya bilmeyerek devam ettikleri ifade edilmiştir. Ağızlarından çıkan sözün büyüklüğü ve bu sözü söylemeye insanların nasıl cüret ettiklerini belirtmesi açısından da son derece önemlidir. (Envarut-Tenzil ,Kadı Beydavi, Kehf Suresi 4-6) Günümüz Yahudi ve Hristiyan toplumunun sapık inanışları, hemen surenin başlarında bu şekilde zikredilmesi ile yukarıda zikrettiğimiz hadisler arasında bir ilginin olduğu düşünülebilir. Hristiyan dünyasında var olan teslis inancını daha özet olarak şu şekilde de okuyabiliriz.
"Vacip Tealâ'ya veled ittihaz etti" diyen kâfirlerin ve babalarının veled ittihazına lâzım gelen fesada ve bu sözün fenalığına asla ilimleri yoktur. Zira; Bu sözü onlar cahil ve vehm-i kâ-zib üzere söylerler, bir delile istinâd ve tahkike ibtinâ ederek söylemezler, babalarını taklid ederlerse de bu hususa dair babalarının da ilimleri yoktur. Şu halde gerek mukallid olan evlâd ve gerek taklid olunan babalar cümlesi cehalet-i kâmile üzere bina-yı kelâm ederler. Çünkü; söyledikleri sözlerine Allah'ı mahlûkata teşbih, teşrik ve velede ihtiyaç gibi bir takım fesat lâzım geldiğini düşünmüyorlar. Eğer bu fesadı düşünebilselerdi Allah'a veled isnad etmezlerdi, ağızlarından çıkan kelimenin cezası ne acayip büyük' oldu ki onlar o kelimenin büyük cinayet olduğunu fark edecek kadar ilme malik değillerdir. Zira; bu sözü söylemezler, ancak yalan ve iftira olarak söylerler, kendi kitaplarında böyle bir şey olmadığı halde kitaplarına dahi isnadla bühtan ederler. Binaenaleyh Allah'ın veled ittihaz etmesi muhal olduğuna ilimleri tealluk etmediği beyan olunmuştur. Çünkü; veled yok ki ilimleri taalluk etsin." (Hülasatül Beyan, Mehmet Vehbi Efendi, Kehf Suresi 4-6)
Özelde Yahudi ve Hristiyanların, genel anlamda müşriklerin bu şekilde "Allah çocuk edindi" çirkinliğinin Arabi lügat açısından incelemesindeki keskinliği de şöyle görebiliriz. "Söyledikleri yalandan başka bir şey değildir." Bu cümlede olumsuzluğu ifade etmek için "ma" olumsuzluk edatı yerine "in" edatı kullanılıyor. Çünkü `in' edatı sonundaki zorunlu sükun (hareketsizlik)dan dolayı kesinlik ifade etmektedir.`Ma' edatında ise, sonundaki uzatmadan kaynaklanan bir yumuşaklık vardır. Kuşkusuz "ma" yerine "in" edatının kullanılması müşriklerin tutumlarının iğrençliğinin daha net biçimde vurgulanması ve ağızlarından çıkan bu ağır iftiranın yalan olduğunun pekiştirilmiş bir ifadeyle gözler önüne serilmesi amacına yöneliktir. (Fizilalil Kuran, Seyyid Kutup, Kehf Suresi, 4-6) Bu mesele müşriklerin sapık inançlarını irdelemek açısından şu şekilde bir tasnife tabi tutulabilir. (Haşa) "Allah'ın çocuğu olduğunu söyleyenler" üç gruba ayrılır. Meleklerin, Allah'ın kızları olduğunu söyleyen kâfir Araplar. Hz. İsa'nın, Allah'ın oğlu olduğunu söyledikleri için Hristiyanlar ve Uzeyr'in, Allah'ın oğlu olduğunu söyleyen Yahudiler. (Haşa) Allah'ın çoluk-çocuğu olduğunu söylemenin büyük bir küfür olduğu açıkça ortaya konmuştur. Bu mesele daha ayrıntılı biçimde Meryem suresinde ayrıca incelenmiştir. (Mefatihul Gayb, Fahruddin Razi, Kehf Suresi 4-6)" Kehf suresi; bu mesele üzerinde surenin daha ilk başlarında değinerek okuyanlara ibretlik bir mesaj vermektedir. 
Surede; bu ayetlerden hemen sonra ilk kısım ayetlerle bir bağ halinde geçen Mağara arkadaşları kıssasında; Kehf Suresi'nin 10. ayetinde sözü edilen gençlerin bir mağaraya sığınarak toplumun pis pagan inançlarından ve kötü şartlarından korunmak istedikleri ve Hz. İsa'ya inen Hak Dine inanmak için çektikleri zorluklar anlatılmaya başlanmıştır. Cerir et-Taberi, Eshabı Kehf kıssasındaki durumu izah ederken putperest kral Dakyanus'un baskısından kurtulmak isteyen Hz. İsa'ya inen Hak Dini kabul etmiş olan gençlerin, Kraldan kurtulmak için mağaraya saklandıklarını, yanlarında bulunan az yiyecekle iktifa ettiklerini ve bu durumda bile mallarından bazılarını sadaka olarak çevredekilere dağıttıklarını aktarmıştır. Dakyanus'un emri ile mağara girişi kapatılmış açlık ve susuzluktan ölmeleri için her türlü baskı gençlere yapılmıştır. Kralın yanlarında bulunan askerlerden iki kişi bu gençlerin kimlikleri belli olsun diye bir kitabeye isimleri yazılıp mağara duvarı örülürken içeri koyulmuştur. Uzun bir müddet uyku halinde kalan gençler yıllar sonra uyanarak başlarından geçen bütün olayları öğrenmişlerdir. (Taberi Tefsiri, Kehf Suresi 9-19)  
Ashab-ı Kehf Kıssasının; son ayetlerinden anlaşıldığına göre, Kehf Ehli'nin mağaraya sığınmalarının nedeni dönemin baskıcı inançsız sisteminin oluşturduğu zor ortamdır. Bu ortam içerisinde kendi fikirlerini rahatça söyleyemeyen, inançlarını doğru bir şekilde baskılara maruz kalmadan yaşayamayan, iman hakikatlerini ve doğru inançlarını topluma anlatamayan, Allah'ın dinini gerektiği gibi tebliğ etmeleri engellenen Kehf Ehli, çözümü bu toplumdan uzaklaşarak bir mağaraya sığınmakta bulmuştur. Ancak bu durum, uzaklaşıp bekleme manasında olmayıp, Allah'ın kendileri hakkında göstereceği yola uymak anlamında anlaşılmalıdır. Kehf Ehlinin teslimiyeti aynı zamanda kadere boyun eğmenin ve Allah'ın kendileri hakkında vereceği hükme de razı gelmenin bir işareti sayılabilir. 
Kehf Ehli mağaraya sığınmış, yaptıkları işleri Allah'ın kolaylaştırması, kendilerine rahmetinden yayması için sürekli dua etmişlerdir.  İşte bu mesel; böyle fitne toplumunun ortaya çıktığı dönemlerde Allah'a sığınmanın dua ve iltica ederek sadece O'ndan yardım istemenin ve toplumun fesat yönlerinden kendimizi uzaklaştırmanın en doğru yol olduğunu bizlere göstermektedirSeyyid Kutub gençlerin bu durumunu şu şekilde izah eder. "İşte burada o gençlerin durumu açık ve kesin olarak ortaya çıkıyor. Bu hususla hiçbir tereddüt ve bocalama yok. Bunlar bedenî yapıları da, imanları da sağlam genç yiğitlerdir. Kavimlerinin durumlarını da şiddetle kınıyorlar. Gerçekten yollar ayrılmıştır. Bu yolların bir daha birleşmesi söz konusu değildir. Öyleyse inanç uğrunda milletinden uzaklaşmak gerekmekledir... Onlar zalim ve inkarcı bir ortamda hidayeti bulan ve fakat inançlarını açıkça ilan etlikleri takdirde bu ortamda kendiierine hayat hakkı olmadığını anlayan gençlerdir. Kavimlerini idare etme yoluna girip takıyye yoluyla onların ilahlarına taparak Allah'a gizlice ibadet edemeyeceklerini de anladılar. Tercihe şayan olan şudur: Onların durumları anlaşılmıştı. Dinleri uğruna kaçıp Allah'a sığınmaktan ve dünya zinetine karşılık mağarayı tercih etmekten başka yapacakları bir şey kalmadı. Aralarında gizlice konuşup karar verdiler. Sonra Allah'ın rahmetini umarak karanlık ve sıkıntı verici mağaraya sığındılar. Birde baktılar ki mağara geniştir. Orada rahmet yayılmakta ve rahmet gölgeleri uzanıp yumuşaklık, bolluk ve incelikle onları kapsamakladır." (Seyyid Kutub, Fizılâli'l-Kur'ân, Kehf Suresi,13)
Ashabı Kehf'in mağarada ne kadar kaldıkları da tartışma konusu olmuş bu konu hakkında çeşitli fikirler ortaya atılmıştır. Lakin bu fikirlerin hepsi boştur. Doğrusu Allahın söylediğidir. Sonraki kıssalarda da görüleceği üzere Allah'ın bildirdiğinin dışındaki görüşler ancak bir kuru laf olarak kalır. Taberi de bu durumu şöyle izah etmiştir. "Allah teala bu âyette, çeşitli olaylar ve süreler hakkında kesin bilgileri olmadığı halde fikir yürütenlere itibar edilemeyeceğini, ihtilaf eden gruplardan birinin, diğerinden daha doğru söylendiğini ancak kendisinin bileceğini ve bizlere de bildireceğini beyan etmektedir. Buradan anlaşılıyor ki yalnız akıl ile idrak edilemeyecek olan şeyler hakkında hüküm vermeye kalkışılmamalıdır. Nitekim Ashab-ı Kehf’in mağarada ne kadar kalmış olduğu hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüş fakat doğrusunu ancak Allah Teala beyan etmiştir." (Taberi Tefsiri, Kehf Suresi-22)
Kehf kıssasından sonra peşi sıra gelen ayetlerde dünya hayatının kibrine kapılmış olan bir misali daha Allah bizlere bildirir. 32 - Onlara, şu iki adamı misal olarak anlat: Biz bunlardan birine her türlü üzümden iki bağ vermişiz, her ikisinin etrafını hurmalarla donatmışız, aralarında da bir ekinlik yapmışız. 33 - İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbir şey noksan bırakmamış, ikisinin ortasından bir de nehir akıtmışız. 34 - İki bağın sahibinin ayrıca başka geliri vardı. Bundan dolayı bu adam arkadaşıyla münakaşa ederken: "Ben malca senden daha zengin ve insan sayısı bakımından da senden daha güçlü ve üstünüm" dedi. 35 - Adam, bu şekilde kendine zulmederek bağına girdi ve şöyle dedi: "Bunun hiç yok olacağını sanmıyorum" 36 - "Kıyametin kopacağını da zannetmem. Şayet Rabbimin huzuruna götürülürsem, muhakkak orada bundan daha hayırlı bir sonuç bulurum". (Elmalı Hamdi Yazır, Hak dini Kuran Dili, Kehf Suresi, 32-36) Bu ayetlerde; sonu büyük hüsran olacak bir kişinin durumu bir mesel olarak aktarılmış ki bu fani alemde bizlerin nasıl hareket etmesi gerektiğini ve sözlerinin nerelere gidebileceğini düşünerek davranışlarda bulunması gerekeceğini hatırlatmada son derece yeterlidir. Bu ayetlerde anlatılan kişinin sözlerindeki " Allaha karşı yapılan cüret ve kibir son derece dikkat çekicidir. Surenin ilk başlarındaki "Allah çocuk edindi" sözlerindeki gibi bir cüret ve meydan okuma burada da gözlemlenmektedir. Kibirli insanın yanındaki Allah'a tam teslim olmuş salih kimsenin sözleri de ne kadar ibret vericidir. "37 - Bunun üzerine kendisiyle münakaşa eden arkadaşı da ona şöyle dedi: "Seni topraktan, sonra seni bir damla sudan yaratan, daha sonra da seni insan haline getireni mi inkar ediyorsun? 38 - "Fakat ben iman ederek diyorum ki: O Allah, benim Rabbimdir, ben Rabbime kimseyi ortak koşmam." 39 - "Kendi bağına girdiğin zaman: "Bu Allah'dandır, benim kuvvetimle değil, Allah'ın kuvveti ile olmuştur, deseydin ya! Her ne kadar beni, malca ve evlatça kendinden az görüyorsan da." 40 - Belki Rabbim, bana, senin bağından daha hayırlısını verir; senin bağına ise gökten yıldırımlar gönderir de, bağın yalçın bir toprak haline gelir." 41 - "Yahut, bağının suyu yerin dibine çekilir de bir daha suyunu çıkarıp bağını sulayamazsın." 42 - Derken serveti yok edildi. Bunun üzerine bağına yaptığı masraflara karşı ellerini oğuşturmaya başladı. Bağ, çardakları üzerine yıkılmış kalmıştı, "Ah Keşke Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmasaydım" diyordu. (Elmalı Hamdi Yazır, Hak dini Kuran Dili, Kehf Suresi, 37-42) Sonunda kibirlenen kimse şu sözüyle hatasını anlar ve yaptıklarının ve söylediği sözlerin bir şirk niteliği taşıdığını düşünerek "Keşke Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım." diyerek pişmanlığını ifade eder. Bu ayetlerden sonra Hz. Adem ile İblis'in meseli Kuran'ın çeşitli yerlerinde zikredildiği gibi burada da konu ile bir bütünlük içinde tekrarlanır. Şeytanın Adem'e(a.s) karşı kibri ve Allahın emrini çiğneyerek Adem (a.s) secde etmeyişi önceki ayetlerde aktarılan bağ bahçe sahibi kibirli insanın kıssası birbiriyle ilişkilidir. Kibre sahip elindekilerle gururlanan insanoğlunun bu davranışı yine peşi sıra gelen Adem-İblis kıssası ile tekrar edilerek bizlere adeta bir ibret vesikası niteliğinde ayrıca mesajlar vermektedir. M.Ali Sabuni; kıssaların kendi aralarındaki geçişleri ile ilgili olarak; "Yüce Allah önceki âyetlerde iki bağ sahibi kıssasını ve dünya hayatı ile onda bulunan geçici ve aldatıcı nimet ve faydayı darb-ı mesel olarak anlattıktan sonra, bu misalleri anlatmaktaki gayeye dikkat çekti ki, bu da öğüt ve ibret almaktır. (Adem ve İblis kıssası tekrar anlatıldıktan) sonra üçüncü kıssadaki Hz Musa ve Hızır (a.s) kıssasındaki enteresan sırları anlatmıştır." şeklinde bir beyanda bulunmuştur. (Safvetüt tefasir, Muhammed Ali Sabuni, Kehf Suresi, 82) Kısaca diğer bir kıssa Hz. Musa ve Hızır (a.s) bakıp başta zikrettiğimiz ayetleri bu kıssa ile bağdaştırarak anlamaya çalışalım. 
Hz musa ve Hızır (a.s) kıssası gerçekten de ibretlik bir kıssadır. Orada geçen olaylar (geminin delinmesi, çocuğun öldürülmesi ve yıkılmakta olan duvarın örülmesi) sonuçları itibariyle nice anlamlar yüklü bir anlatımı içinde barındıran kıssada, Allah bizlere her olaya karşı farklı bakış açılarıyla bakmamızın gerekliliğini açıkça ifade etmiştir. Buna rağmen bazı olayların iç yüzünü eğer Allah bildirmezse asla anlayamayacağımızı güzel bir ifadeyle anlatmıştır. Burada şahıs olarak bir peygamberin olması durumunda bile, eğer Allahın dilemesi yoksa yaşanan olayların batıni yönlerini anlamada yetersiz kalınabileceği ayrıca vurgulanmıştır.

"Peygamberler (a.s)'in hükümleri (işlerin) zahirlerine göre bina edilmişlerdir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s) de, "Biz, zahire göre hüküm veririz; sırları üstlenen ve bilen ise, Allah'dır" buyurmuştur. Bu alimin hükümleri ise, işlerin zahirine değil, tam aksine, işin aslında mevcut olan sebeplere göre bina edilmiştir. Bu böyledir, zira, "zahir" (dış görünüş), hem birinci hem de ikinci meselede bu tasarrufu mubah kılan açık bir sebep bulunmaksızın, insanların malları ve canları hususunda tasarrufta bulunmayı haram kılar. Çünkü, gemiyi delmek, ortada açık bir sebep bulunmaksızın insanın mülkünü eksiltmek demektir. Çocuğu öldürmek de, zahir bir sebep bulunmaksızın, masum bir canı yok etmek demektir. Üçüncü meselede geçen "yıkılmaya yüz tutmuş olan duvarı düzeltmek de" zahiri bir sebep olmaksızın, bir yorgunluk ve meşakkati üstlenmek demektir. Binâenaleyh, bu üç meselede o âlimin hükümleri zahiri sebeplere dayanmamış, tam aksine, işin aslında gözetilmesi gereken sebeplere dayanmıştır ki, bu da o âlime Cenâb-ı Hakk'ın, sayesinde, işlerin içyüzüne vakıf olacağı ve eşyanın hakikatini bilebileceği akli bir kuvvet verdiğine delâlet eder."(Mefatihul Gayb, Fahruddin Razi, Kehf Suresi, 79-82)"
Kurtubî; bu kıssayı keramet ve velayet ile ilişkilendirerek şöyle der: Âyetlerin ve mütevâtir haberlerin de gösterdiği gibi, velî kulların kerametleri vardır. Bunları, inanmayan bid'atçi veya sapık fasıktan başkası inkâr etmez. Velilerin keramet gösterdiğine dair âyetler, Allah'ın Meryem hakkında haber verdiği ve yazın kış meyvelerinin, kışın da yaz meyvelerinin olduğunu bildiren âyetlerdir. Ayrıca Meryem'in eliyle meydana gelen şeyler de, kerametin hak olduğunu gösterir. Zira o, kuru hurma ağacını sallamış ve ağaç meyve vermiştir. Halbuki Meryem bir peygamber değildi. Yine, gemiyi delmek, çocuğu öldürmek ve duvarı doğrultmak gibi, Hızır'ın eliyle meydana gelen olaylar da bunu göstermektedir. (Kurtubi Tefsiri-El Camiul Ahkamul Kur'an, Kehf Suresi, 80)
Bu kıssada geçen Hızır'ın insan olmadığı -bir melek- olduğu görüşünde duran ve tefsir usulünde ekseri müfessirden çok farklı görüşleri bulunan  Mevdudi yine de şu aşağıda aktardığımız tespitiyle doğru bir yaklaşım sergiliyor.
"Bu kıssadan alınacak ders şudur: "Allah'ın mülkünde Allah'ın dileğine uygun olarak meydana gelen şeylerin hikmetine tamamen iman etmelisiniz. Gerçeklik sizden gizli olduğu için siz meydana gelen şeylerin hikmetini anlayamazsınız. Bazen de bu olaylarda size göre bir terslik varmış gibi görünür ve "bu neden oldu, nasıl oldu?" diye sorular sorarsınız. Gerçek şu ki, görünmeyenin (gayb) perdesi kaldırılsa, o zaman meydana gelenin, yaşananın en iyi olduğunu siz de anlayacaksınız. Bazen bir şeyin sizin için kötü olduğu izlenimine kapılsanız bile, sonunda onun sizin için bazı iyi sonuçlara yol açtığını görürsünüz."(Tefhimü'l-Kur'an, Mevdudi, Kehf Suresi, 72-76)
Hızır ve Musa kıssası; bazı olayların iç yüzünde farklı işlerin olabileceğini ve bunların ancak Allahın insanlara bildirmesiyle akıl edilebileceğini ortaya koyar. Benzer anlatımlar Zül-Karneyn kıssası için de geçerlidir. Çünkü bu kıssa da peygamberimize soruları yöneltenleri ciddi bir şekilde uyarmaktadır. Zülkarneyn Kıssası Taberi tefsirinde şöyle anlatılır. "Ye'cüc ve Me'cüc’ün fesat çıkarmasından korkan kavim, Zülkarneyn'e, kendileriyle onların arasına bir set yapmasını, buna karşılık ona vergi vermeyi teklif etmiş fakat Zülkarneyn buna tenezzül etmeyerek; "Rabbimin bana verdiği mülk ve imkânlar, sizin aranızda toplayarak bana vereceğiniz ücretten daha hayırlıdır" demiştir. Zülkarneyn onlardan sadece işçilik yapmalarını ve malzeme temin etmelerini istemiştir. Ve onlara şöyle demiştir: "Bana demir kütleleri getirin". Bunun üzerine onlar istenen şeyleri getirmişler. Zülkarneyn iki dağın arasını düzleyip kapatacak şekilde demirden bir set yapmış sonra onlara demiştir ki: "Ateş yakıp körükleyin". Demirleri kızdırıp akkor haline getirince tekrar onlardan erimiş bakır isteyip onu demirlerin üzerine dökmüştür. Böylece meydana gelen seddi Ye'cüc ve Me'cüc ne aşabilmişler ne de delebilmişlerdir. Bu işin tamamlanmasından sonra Zülkarneyn, Allah'a hamd ederek şöyle demiştir."Bu yaptığım set, Allah tarafından, kullarına bir lütuf ve rahmettir. Zira rabbim bu set vasıtasıyla Ye'cüc ve Me'cüc’ün şerlerini insanlardan uzaklaştırmıştır. Ancak Ye'cüc ve Me'cüc'ün galip gelme vakti veya kıyamet gelince rabbim bu seddi yerle bir edecektir. Rabbimizin, Ye'cüc ve Me'cüc'ün galip geleceğine veya kıyametin kopacağına dair olan vaadi haktır".Biz, kıyamette insanları birbirleriyle veya önlerindeki seddi aşarak gelen Ye'cüc ve Me'cüc ile yahut insanları cinlerle birbirlerine girip dalgalanır halde bırakacağız. (Taberi Tefsiri-Camiul Beyan, Kehf Suresi 83-98) Mevdudi; farklı bir bakış açısıyla; Zülkarneyn şahsında tüm peygamberlerin emir ve yasaklarını hiçe sayan, günümüzde bütün meselelerde Peygamberi yok sayıp hafife alanları,  peygamberin bildirdiklerinden başka kendi kafalarına göre farklı bir yol tutanları şu şekilde eleştirmiştir.  "Zü'l-Karneyn korunma için en güçlü duvarlardan birini inşa etmiş olmasına rağmen yine de gerçek güvencesi Allah'tı inşa ettiği "duvar" değildi. O duvarın ancak Allah dilediği sürece kendisini düşmanlarından koruyabileceğine ve Allah dilerse onda çatlakların, deliklerin oluşacağına inanıyordu. Oysa siz onunla karşılaştırıldığında önemsiz ve küçük bazı bina ve evlere sahip olduğunuz halde, tüm felaketlere karşı kendinizi emin ve korunmuş sanıyorsunuz. Kur'an bu sûrede Peygamber'i(a.s) safdışı bırakmaya çalışanların oyunlarını yine kendine çevirmektedir."  şeklinde ayetlere bir izah getirmiştir. (Tefhimü'l-Kur'an,Mevdudi, Kehf Suresi) Bu düşünce tarzı şu anda bile aktif olarak devam eden bir yaklaşım olarak yıllar öncesinden dile getirilen sünnet ve hadis düşmanlığı tehlikesinin habercisi niteliğindedir. Peygamberi saf dışı bırakma çabalarının ne kadar boş bir uğraş olduğunu göstermek açısından bu ayetlerin üzerinde durulmasında önem vardır.
Buraya kadar izah etmeye çalıştığımız ayetleri toparlayacak olursak; Allah-u Teala; Kehf suresinde Kuran-ı Kerim'in mahiyeti, Müminlerin vasıfları, Hz. İsa hakkında yalan ve iftirada bulunan ve "Allah çocuk edindi" diyen kafirlerin durumu, yaratılış gayesi, zulüm ve baskılar sonucunda mağaraya sığınmış imanlı arkadaşların hicretleri ve hikmetli davranışları, Allahın imanlı kimseleri muhafazası,  kıyamet gününde yeryüzünün durumu, ahiret gününün varlığı, ölümden sonra yeniden dirilmenin olacağı, Allahın dilemesi ile her işin olabileceği, işlerin batıni ve zahir yönü, kibirli insanların ve şeytana uymakta ısrar eden insanların durumu, işlerde Allahın takdirinin önemi, Zülkarneyn'in ibretlik kıssası gibi konu başlıkları ifade edilmiştir. Ayetlerde birbiriyle irtibatlandırılarak aktarılabilecek olan husus  4,5,6. ayetlerde geçen"Allah çocuk edindi" diyen kafirlerin durumu ve özelde Hristiyanların Hz. İsa hakkında yalan iftiraları bahsidir. Konu bütünlüğü bakımından da son derece önemli olan bu husus Hz. İsa hakkında 'Oğul' isnadını söyleyen Hristiyanların bu ayetlerde ne denli büyük bir suç ve günah sahibi oldukları açıkça ifade edilmiştir. Yukarıda izah edilen hadislerle birlikte bu ilk on ayet ele alındığında Deccal ve fitnesi ile bozuk itikadler, tevhid inancından kopuşlar, Hristiyanlıktaki teslis sapıklığı arasında güçlü bir ilişki mevcut olduğu dile getirilebilir.  
Kıyamet alametlerinden olan Deccalin zuhuru esnasında ortaya çıkacak olan Deccalin fitnelerinden birisi de; bahse konu olan tevhidden uzaklaşma yoluyla insanların İslam itikadını terketmeleri, diğer inançların tesiri altına girmeleri ve Hristiyanların bozuk akidelerinden yola çıkarak bütün dünyayı kasıp kavuracak bir fitne ve fesatlık ateşine düçar olmalarıdır. Belki Yahudilik ve Hrıstiyanlıktan dolayı ortaya çıkacak olan bu fitne ateşi, Müslümanların iman hakikatlerini de bozacak kadar ileri gidecek bir nifak akidesidir. -Allah en doğrusunu bilir- İslam dinine mensup kişilerin hiçbir ihtilafa konu olmayan iman hakikatleri bile bu fitne hareketi ile eleştirilmeye, üzerinde yapılan yalan tevil ve yorumlarla sarsılarak ve Hristiyan inançlarına benzetilmeye çalışılmış olmakla beraber daha da alevlenerek bu konu üzerinde yeni zehirli fikir ve akımlar ortaya çıkmaya devam edecektir. İslam akaidi hakkında şüphe ortaya çıkarılarak temel inanç esasları heva ve hevesler doğrultusunda sinsice değiştirilerek Deccal'e isteyerek hizmet edilmiş olacaktır. Bu şekilde deccaliyet insanları Allaha kulluktan alıp kendisine kul haline getirecektir. Mağara arkadaşlarının o zamanın pagan putperest kültüründen kaçarak Hz İsa'ya gönderilen hak dinin iman esaslarına uyması, sağlam itikadlarını Allah'ın yardımıyla muhafaza etmeleri ile yukarıda zikredilen Deccal hadisleri birlikte ele alındığında ahir zaman fitnesinin bozuk Hristiyan akideleri ile ortaya çıkarak tüm dünyaya yayılan ve özellikle İslamın inanç esaslarını hedef alan bir düşünce sisteminin ortaya çıkarabileceği bu meramda akla gelebilir. 
Ehli Sünnet inancına göre; Hz. İsa Yahudiler tarafından öldürülmemiş ve Allah katına yükseltilmiştir. "Bu (kalplerinin mühürlenmiş ve lanetlenmiş olmalarının bir sebebi olarak), bir de inkarlarından, Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarından ve: 'Meryem oğlu İsa Mesih'i, Allah'ın elçisini öldürdük' demelerinden ötürüdür. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle göründü. Ayrılığa düştükleri şeyde doğrusu şüphededirler, bu husustaki bilgileri ancak sanıya uymaktan ibarettir, kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.Kitap ehlinden, ölmeden önce, İsa'ya inanmayacak yoktur. O, gerektiği gibi inanmadıklarından, kıyamet günü onların aleyhine şahit olur." (Nisa-156-159/Diyanet Meali) Hadis-i şeriflerden bir örnekte; Peygamber Efendimiz (s.a.v) "Hayatım Kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa'nın adaletli bir hâkim olarak içinize inmesi yakındır." (Buharî, Büyû: 102; Mezalim: 31; Enbiya: 49; Müslim, Kitabü'l-İman: 242; Ebû Davud, Melahim: 14) şeklinde buyurmuştur. Kitab ve sünnette geçen ifadelerden Hz.İsa'nın nüzulü ile ilgili mütevatir derecesinde kayıtların olduğu görülmektedir. Büyük Kelam alimlerinden Sadeddin Taftazanî, Şerhu'l-Makasıd ve Şerhu'l Akaid eserinde, Hz. İsa'nın nüzulü ile ilgili birçok sahih hadis bulunduğunu ve bunların mütevatir manada olduğunu kaydetmiştir. ( et-Teftazani, Şerhu'l-Makasıd, Hatime, 8) Hz. İsa'nın nüzulü inancı kimi mezheplerce suistimal edilmeye açık bir konu olduğundan itikadi olarak üzerinde ayrıntılı bilgi edinmekte fayda vardır. Aksi halde birçok insan; bu konuda İslam'ın genel inançlarına aykırı sözler sarfeden sapık görüşlerin tesiri altına girebilmektedir. Bu konunun ayrıntıları İslamın temel eserlerinde, fıkıh ve akaid kitaplarında ayrıntılı olarak zikredilmiştir. Bu alanlarda araştırma yapılarak detaylı bilgiler öğrenilebilir. Ayrıca Hz. İsa nüzulü ve Deccal ile ilgili olarak; Ehli sünnet itikadına göre Hz. İsa ve  Deccal hakkında söylenen rivayetler de bu mevzu ile ilişkilendirilerek ayrıca düşünülebilir. Deccal'in Ehli sünnet inancına göre Hz. İsa tarafından öldürülecek olması rivayetleri de bu manada oldukça düşündürücüdür. Hadis-i şerifte; "Allah'ın düşmanı olan Mesih-i Deccal, İsa Aleyhisselâmı görünce, tuzun suda eridiği gibi erir. Hz. İsa, onu terk edip bıraksa bile helâk oluncaya kadar eriyip gidecektir. Lâkin Allah, onu bizzat İsa Aleyhisselâmın eliyle öldürür." buyrulmuştur. (Müslim, Kitabü'l-Fiten: 34.) Nevevi'nin rivayetinde geçen Peygamberimizden(s.a.v) nakille "Ve eûzü bike min fitneti’l-mesîhi d- deccâli" (Mesîh Deccâlin fitnesinden sana sığınırım) (Nevevi, El-Ezkar,28) duasında Kuran-ı Kerim' ve günümüz Hrıstiyanlarının da beklenen kurtarıcı Mesih olarak isimlendirdiği Hz. İsa ile Deccalin ilişkilendirilmesi, Deccal ve Hz. İsa arasında güçlü bir bağın olduğunu açıklar. Kehf Suresinden sonra Kuran-ı Kerim sırasında  Hz. İsa'nın yaratılış özellikleri ve Hrıstiyanların bozuk itikadlarının reddiyesi konumunda 19.sure Meryem suresinin gelmesi de ayrıca üzerinde durulması gerekir.  Hz. İsa'ya inandıklarını söyleyen bugünün Hrıstiyanlarının teslis itikadlarının ne derece bozuk olduğu, Deccal'in fitnelerine nasıl hizmet ettiği apaçık ortadadır. Deccal, insanı temiz tevhid inancından dolayısıyla İslam'dan uzaklaştıran büyük bir fitne ve kıyamet alametidir. Günümüz dünyasında müslüman olduğunu zannettiğimiz pek çok insanın müslüman görünümleri ile bu deccaliyet düzenine nasıl hizmet ettikleri, insanları temiz akidelerine yabancı kılmak için basın yoluyla zihinlerde nasıl şüphe ve sorular oluşturmaya gayret sarf ettiklerini görmek için sanırım üstün bir çabaya da gerek yoktur. Sonuçta Hz. İsa nüzulü ve Deccalin fikren ve madden öldürülmesi olayı;  Hrıstiyanların bozulmuş olan inançları temize çıkarılmasına ve dünyanın çoğunluğunu teşkil eden teslis inancı sahibi bozuk akideli insanların Hatemül Enbiya Peygamberimiz Muhammed (s.a.v) in dini şeriatine girmelerine sebep olacaktır.
Kehf suresinin son on ayeti de bu bağlamda incelendiğinde deccaliyet ile nice hikmetli sonuçlar çıkarılabilir. Kıssanın sonlarına doğru ayetlerin tefsirinde surenin başlarındaki, (haşa) "Allah çocuk edindi" hitabına ve özelde Hz. İsa ayetlerine atıf tekrarlanmıştır. Konu bu anlamda bir bütünlük oluşturması için tekrar ifade edilmiştir. 99-110 numaralı ayetlerin de mealine bakarak buradaki hikmetleri de okuyalım.
"99-Biz o gün (kıyamet günü) onları bırakıvermişizdir. Dalgalar halinde birbirlerine girerler, Sûr'a da üfürülmüştür. Böylece onların hepsini bir araya toplamışızdır. 100-Ve cehennemi o gün kâfirlere öyle bir göstereceğiz ki! 101-Onlar ki, beni hatırlatan âyetlerimden gözleri bir örtü içindeydi. İşitmeye de tahammül edemiyorlardı. 102-O kâfirler, beni bırakıp da kullarımı dostlar edineceklerini mi sandılar? Doğrusu biz cehennemi o kâfirlere bir konukluk olarak hazırladık. 103-De ki: Amelleri en çok boşa gidenleri size bildirelim mi? 104-Onların dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Oysa onlar güzel işler yaptıklarını sanıyorlardı. 105-İşte onlar, Rabblerinin âyetlerini ve O'nun huzuruna çıkacaklarını inkâr etmişlerdir de bu yüzden iyilik altında yaptıkları bütün amelleri boşa gitmiştir. Artık kıyamet günü onlar için hiçbir ölçü tutturmayız. 106-İşte böyle, onların cezaları cehennemdir. Çünkü inkâr etmişler ve benim âyetlerimi, peygamberlerimi alaya almışlardır. 107-İman edip salih ameller işleyenlere gelince, onlar için Firdevs cennetleri konak olmuştur. 108-İçlerinde ebedî olarak kalacaklar, oradan hiç ayrılmak istemeyeceklerdir. Bu hatırlatma ve uyarmayı yeterli görmeyip de daha fazla açıklama isteyenlere karşı ey Muhammed! 109-Deki: "Eğer Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden önce, deniz muhakkak tükenecekti, bir mislini daha yardımcı getirsek bile." 110-De ki: "Ben de sizin gibi ancak bir beşerim. Ne var ki, bana ilâhınızın ancak bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Onun için her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse iyi amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibadete hiç kimseyi ortak etmesin." (Hak dini Kuran dili, Elmalı Hamdi Yazır, Kehf Suresi,1-10) Taberi; konu ile ilgili ayetleri şu şekilde tefsir etmiştir. "Daha sonra Sûr'a üfürülünce de gelmiş geçmiş bütün insanları bir araya getireceğiz ve kâfirlerin, bizzat gözleriyle görmeleri için cehennemi onlara göstereceğiz. Zira bu kâfirlerin, Benim varlığımı ispat eden delillere karşı gözleri perdeliydi. Onlar, bu delillere bakıp düşünemezlerdi. İnkâr ve isyan içinde olduklarından şer tarafları kendilerine galip geliyor ve böylece kulakları benim emirlerimi işitmiyordu.Kâfirler beni bırakıp da benim yarattığım İsa'yı veya Melekleri yahut şeytanları ya da putları dost edinmelerinin doğru bir şey olduğunu mu sanıyorlar? Bu asla doğru bir şey değildir. Bilakis onların aleyhlerinedir. Beni bırakıp da dost edindikleri varlıklar kıyamet gününde kendilerinden uzaklaşacaklardır. Biz de kâfirler için konak olarak cehennemi hazırlamışızdır. Onların kaçıp sığınacakları başka bir yer de yoktur.Ey Muhammed, seninle tartışan ve bâtıl şeyleri ileri sürerek seni uğraştırmak isteyen Yahudi ve Hıristiyanlara de ki: "Ben sizlere, yapmış oldukları amellerden fayda elde edeceklerini sandıkları halde en çok zarara uğrayanların kimler olduklarını haber vereyim mi? Onlar, dünya hayatında yaptıkları doğru olmayan bu sebeple de amelleri boşa giden kimselerdir. Onlar, bu amelleri işlerken Allah'a itaat ettiklerini ve böylece güzel şeyler yaptıklarını sanıyorlardı. Yaptıkları ameller sebebiyle en çok zarara uğrayanlar, rablerinin âyet ve delillerini ve onun huzuruna çıkıp hesap vereceklerini inkâr edenlerdir. Bu yüzden onların amelleri iptal edilmiş, âhirette kendilerine fayda verecek bir sevapları kalmamıştır. Kıyamet gününde biz onların yaptıkları amellere hiçbir kıymet vermeyeceğiz. Onların amellerinin sevap bakımından hiçbir ağırlığı yoktur. İşte bunların Allah'ı inkâr etmeleri ve onun âyetlerini ve peygamberlerini alaya almaları yüzünden varacakları yer cehennemdir." (Taberi Tefsiri-Camiul Beyan, Kehf Suresi 99-110)
Sonuç olarak; bütün bu yazılanlar toplandığında Kehf suresi kıyamet zamanına ait nice nakilleri içinde barındıran hikmetler dolu bir suredir. İçerisinde mevcut olan her kıssa üzerinde ayrı ayrı düşünülerek nice hazinelere ulaşılabilecek birer külliyat niteliğindedir. Bütün bu kıssalar kendi içerinde birbirinden bağımsız gibi görünmelerine rağmen birbirini destekler mahiyette özelliklere sahip ve birbiriyle son derece ilişkili anlamlar ihtiva eder. Hadis-i şerifler eşliğinde ve kıyamet düşüncesinden hareketle bu sure tekrar tekrar okunduğunda içerdiği derin manalar üzerinde ayrıca tefekkür deryasına dalmak elzem olacaktır. Deccal ve fitnesinden emin olmak ve Allah'ın muhafazasında olmak için Kuran'ı Kerim'de bildirilen esaslar çerçevesince peygamberimiz tarafından çizilen nizama göre bir yaşantımızın ve anlayışımızın olması son derece önemlidir. Aksi halde rivayet edilen çeşitli eserlerde anlatılan bu büyük fitneden kurtuluş asla mümkün olmayacaktır. Deccal'in fitnesi insanları çepeçevre kuşatıp saracak ondan etkilenmemek için Allah'ın korumasından başka bir yol da kalmayacaktır. İnsanlar öyle ki deccal fitnesinde yaşadıklarından ve ona hizmet ettiklerinden habersiz hayatlarını yaşamaya devam edeceklerdir. Bu gaflet ve cehalet hali de Deccal'in fitnesinin daha çabuk yayılmasına zemin hazırlayacaktır.  
İslam dininin temel tevhid akidesini bozmaya çalışarak diğer dinlerin birleştirilmesi, mezheplerin birleştirilmesi yoluyla kafaya göre dini yorumlamaların oluşturulması, dinin kişilerin telkinlerine bırakılması, şeyhlerin dervişlerin ulemanın ayrı ayrı kendilerince din anlayışının oluşması, insanların okumaktan ve araştırmaktan aciz olmakla birlikte sadece sohbet kültürü ile bir -öndere- bağlanarak hak yoldan sapmaları, Tv ve internet ortamlarında dinin temel rüknü olan peygamberimizin sünnet ve hadislerinin inkarı ve hafife alınacak şekilde hareketlerle insanlarda alaycılığın oluşturulması, "sadece Kuran yeter" mantığı ile insanların kendilerince bir din anlayışı tahsis etmeleri, ibadetten yoksun olmakla birlikte din adına ahkam kesen bir sürü görüşün ortaya çıkması, dinin maddiyata alet edilerek para kazanma şekli olarak ortaya çıkması, ayet ve hadisleri anlayacak okuyabilecek kişilerin azlığı sebebiyle anlayanların kendi anlayışlarına göre dinin yorumlanması ve takipçilerinin ortaya çıkarılması, İslam'ın mesajının en büyük kaynağı olan Kuran'ı Kerim'in özünden okunmasının ve anlaşılmasının engellenmesi, ömürlerini İslam davasına vakfetmiş sayısız alimin saygınlığının yitirilmesi ve basite indirgenmesi, İslam mabedlerinin tahrip edilmesi, Allahın emir ve yasaklarının durum, kişi ve zamanlara göre esnetilerek hükümlerin değiştirilmesi, İslam dininin temelini bozacak akide ve inanışların türemesi/türetilmesi, İslam'ın ılımlı hale getirilmesi için aynen Hz. İsa ve Hz. Musa'ya nazil olan İncil ve Tevrat kitablarında olduğu gibi insan elleriyle Kitab'ın bozulması, hafifletilmesi, yumuşatılması ve bu bozuk düşüncelerin yayılması için maddi desteklerle yeni alimlerin ortaya çıkarılması gibi fitne fücur sistemleri, Allah'a savaş açmış kişilerin müslümanlara plan ve tuzakları...vb; önümüzdeki yıllarda ortaya çıkabilecek Deccaliyet fitnelerinden sadece akla gelen birkaç tanesidir. Münafıkların İslam görünümleri altında dinin temel dinamiklerine saldırmaları, bunları tartışmalı hale getirmeleri, sonradan müslüman olmuş kişilerin de geçmişlerinde sahip olduğu sapık düşüncelerini İslam dini içinde yazılı ve görsel medya yardımıyla aktarmaları, bu fitne düzenine ve bu bozukluğun yıkılmadan ayakta kalıp devamına ayrıca yardımcı olacaktır. 
Meydana gelen bu nifaklarla dolu fesat ve fitne sistemi uğrunda her türlü işin de meşru hale dönüşebileceği hadislerde zikrolunan "Fitne bitti denildiğinde devam edip yaygınlaşacak. O fitne içerisinde, kişi mü’min olarak sabahlayacak, akşama kâfir olarak çıkacaktır." (Ebu Davud 4242) hitabının keskinliği ile herkesin bu fesat sistemine dahil olacağı ve büyük bir sıkıntılı dönemlerden Ancak Allah'a ve Rasülü Muhammed (a.s) 'a hakkıyla iman etmiş kişilerin, Kuran'ı Kerim'in ve sahih sünnetlerin hikmetlerine sığınarak kurtulabileceğini surenin incelikleriyle okuduklarımızdan söyleyebiliriz. (En doğrusunu Allah bilir) Kehf Suresi bu bağlamda dikkatlice tekrar okunarak ahir zaman fitnelerine karşı uyanık olmak ve her daim dua ile Allaha sığınmak bir müslüman olarak herkesin asli sorumluluğudur. Allah anlayışımızı ve basiretimizi arttırıp ufkumuzu açsın inşallah. Son olarak; Peygamber Efendimizin (s.a.v) bizlere deccal fitnesinden korunmak için sürekli okumayı tavsiye ettiği şu dua ile sözümüzü noktalayalım. 
10/03/2011
Kadir PANCAR

Allâhümme innî eûzü bike min azâbi cehennem, ve eû­zü bike min azâbi’l-kabri. Ve eûzü bike min fitneti’l-mesîhi d- deccâli. Ve eûzü bike min fitneti’l-mahyâ ve’l-memât.” (Nevevi/El Ezkar-28)
Allahını, Cehennem azabından, kabir azabından, Mesîh Deccâlin fitnesinden, ölülerin ve dirilerin fitnesinden Sana sığınırım.”
 KAYNAKLAR:
1. Sahih Buhari, Sahih Müslim,Sünen-i Tirmizi, Sünen-i Ebu Davud, ibn Mace,  
2. Hak dini Kuran dili, Elmalı Hamdi Yazır,
3. Mefatihul Gayb,(Tefsiri Kebir), Fahruddin Razi,
4. Envarut-Tenzil ,Kadı Beydavi, 
5. Hülasatül Beyan, Mehmet Vehbi Efendi,  
6. Kurtubi Tefsiri-El Camiul Ahkamul Kur'an,el-Kurtubi
7. Taberi Tefsiri-Camiul Beyan,imam Taberi
8. Tesfîru'l-Münîr, Vehbe Zuheyli, Risale Yayınları,
9. Fizılâli'l-Kur'ân, Seyyid Kutub, 
10. Tefhimü'l-Kur'an,Mevdudi
11. Ölüm-Kıyamet-ahiret ve ahir Zaman Alametleri, İmam Şa'rani, Bedir Yayınevi, 
12. . el-Müstedrek, Hakim ve İsmail ibn Rafi
13. El-Ezkar, İmam Nevevi 
14. et-Taftazani, Şerhu'l Akaid, Şerhul Mekasıd

Deccal'den Korunmak

Deccal'in fitnesinden ve şerrinden korunmak için insanların almaları gereken tedbirleri sıralamaya çalışalım.

1.Kuvvetli imana sahip olmak için, bütün mesaimizin iman üzerine odaklanması gerekir. Çünkü, Deccal'in faaliyetlerini fark etmek, ona tabi olmamak ve gerekirse zindana girmek ile ölümü göze alacak kadar gözü pek olmak, ancak kuvvetli imana sahip olmakla mümkündür. Öyleyse iman hakikatlerini çokça okumak, müzakere etmek, sohbetlerimize taşımak ve dinlemek lazımdır. Böylece güçlü bir îmana dayanan İslâmî bir hayat, münafıkça hareket eden Deccal'ı ve onunla mücadele eden Hz. Mehdîyi belirlemede zorlanmayacaktır. Bir rivayette “Deccalın hayatını ve işlerini beğenmeyenlerin onu tanıyabileceği” ne (Tirmizî, Fiten, 56) dikkat çekilmiştir. Bu da ancak sağlam bir irade ve imanla mümkündür.
2.Deccal'i tanıyabilmek ve onunla mücadele edebilmek için cehaletten kurtulup ilme sarılmalıyız. Çünkü ona karşı koymanın birinci basamağı, onu tanımak ve iddia ettiği şeyleri çürütebilecek ilme sahip olmaktır. Zaten Deccal, dinin güçsüzleştiği ilmin de yetersiz hale geldiği bir zamanda ortaya çıkacaktır. (Müsned, 3, 367) Evet, Allah Resûlü, Deccalın özelliklerini bir bir anlatmış ve buna rağmen, "Karıştırırsınız diye endişe ediyorum” (Ebû Davud, Melahim, 14) diyerek daha çok açıklama yaparak ümmetini aydınlatmıştır. Çünkü îman nuru ve ferasetiyle bakılmazsa, her zaman hadiselerin ve kişilerin karıştırılması söz konusudur.

3.Bütün İslam cemaatleri, cemiyetleri ve milletleri birlik ve beraberlik ruhuyla hareket etmesi gerekir. Çünkü sevgili Peygamberimiz (a.s.m) “Âhirzamanın Süfyan ve Deccal gibi zararlı şahısları Müslümanların ve insanların hırsından ve parçalanmalarından istifade ederek az bir kuvvetle insanlığı dağıtır ve koca İslam alemini esaret altına alır.” diyerek bizi ikaz etmiştir. Öyleyse Müslümanların Deccal gibi İslam düşmanlarına mağlup olmamaları veya galip gelebilmeleri için, birlik ve beraberliğe ciddi ihtiyaçları vardır. Cemaatle birlikte hareket etmemiz gerekir. Çünkü, cemaat unsurunun çok faydaları vardır. Bunlardan birincisi, bu zaman cemaat zamanıdır. Zamanımızda cemaat ile birlikte çalışmak esastır. Çünkü, cemaat ruhuyla ve topluca hareket eden ve mesailerini güzelce tanzim edebilenlerin faaliyetlerinin neticesi çok tesirlidir. Fertler ne kadar dahî de olsa, bu zamanda fazla bir icraat yapamayacak ve mağlup olacaklardır. Zira her iki Deccal'ın muvaffak olmalarının sebebi, cemiyet şeklinde çalışmalarıdır. Bunlara karşı yine cemaat şeklinde çalışmak lazım ki, tesirlerini kırıp imana hizmet edilebilsin. İkincisi, cemaatin fertleri arasında ciddi bir oto kontrol olduğundan, birbirlerine ciddi sahip çıkarlar. Birbirlerini günahlardan ve hatalardan muhafaza etmeye çalışırlar. Üçüncüsü, cemaat fertleri birbirlerine dua ederler. Böylece yüzlerce yerden kendilerine ulaşan günahlara karşı, binlerce yerden gelen dualarla kendilerini manen muhafaza ederler. Dördüncüsü, her bir ferdin yaptığı hizmet ve ibadetler, diğerlerinin amel defterine geçmektedir. Böylece bir kişi, binlerce kişinin yaptığı hizmet kadar sevap kazanabilir.
4.Deccal'ın giremeyeceği evlerde kendimizi muhafaza etmemiz gerekir. Hz. Peygamber (a.s.m) Deccal'in fitnesini ayrıntılı ve aydınlatıcı ifadelerle anlatırken, sahabeler heyecana gelerek sorarlar; “Ey Allah'ın Resulü! böyle bir zamana ulaşacak olursak, bize ne emredersin” buna karşılık hikmet ve şefkat peygamberi “evinizden çıkıp, fitneye bulaşmayın” (Tirmizî, Fiten, 30) diye buyurur. Yani evlerinizde oturun ve fitneye yaklaşmayın. İşte bu evler, İlahi Nur'un muhafaza ettiği ve aydınlattığı evlerdir. Allah Resulü'nün ziyaret edip teveccüh ettiği mekanlardır. 

Kaynak: http://www.tefekkurdergisi.com/Yazi-Akillarin_Tartamadigi_Ahirzaman_FitnesiDeccal-956614.html

Deccal Kimdir?

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurdu: 
“…Sizden kim Deccal’e yetişirse, ona Kehf suresinin ilk ayetlerini okusun. Deccal, Şam ile Irak arasında bir mevkide çıkar. Sağa gider ifsat eder, sola gider ifsat eder. Ey Allah’ın kulları! Sebat edin!” Biz:−Ey Allah’ın Rasulü! Deccal yeryüzünde ne kadar kalır? diye sorduk. 
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: −“Kırk gün kalır. Birinci günü bir sene gibi, ikinci günü bir ay gibi, üçüncü günü Cuma’dan diğer Cuma’ya kadar, diğer günleri sizin günleriniz gibidir.” (Yani 439 gün) Biz:−Ya Rasulallah! O bir senelik günde bir günün namazı kâfi gelir mi? diye sorduk. 
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:−“Hayır, siz o bir senelik gün için namaz vakitlerini ölçerek tayin ediniz!” Biz:−Ya Rasulallah! Deccal’in yeryüzündeki hızı ne kadardır? diye sorduk. 
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: −“Rüzgârın yönlendirdiği yağmur gibidir. Deccal bir kavme gelir, onları davet eder. Onlar da davetine icabet edip ona iman ederler. Bunun üzerine Deccal semaya emreder onlara yağmur yağdırır, yere emreder onlara nebatat bitirir. O kavmin otlağa çıkmış hayvanları akşam olunca zirveleri en yüksek, böğürleri daha geniş ve memeleri sütten dopdolu olarak dönerler. Sonra Deccal başka bir kavme gelir, onları davet eder. Onlar Deccal’i reddedip iman etmezler. Deccal onları bırakıp gider. O kavim kuraklığa ve kıtlığa uğramış olarak sabahlar, malları ellerinden gider. Deccal bir harabeye uğrar ve ‘hazinelerini çıkar’ der. Bunun üzerine o harabenin hazineleri, arıların arıbeyinin arkasından takip etmesi gibi onu takip ederler. Sonra Deccal, gençlik dolu bir adamı çağırır, ona kılıçla vurup iki parçaya ayırır. Her bir parçayı ok atımı mesafesinde uzaklaştırır. Sonra onu çağırır, o genç güler halde yüzü parlayarak gelir.
Deccal bu şekilde iken Allah azze ve celle Meryem oğlu İsa’yı gönderir. İsa aleyhisselam, Dimeşk’in doğusunda “Beyaz Minare” denilen mevkide herd ile boyanmış iki parça elbise içinde ellerini iki meleğin kanatlarına koymuş bir halde iner. Başını öne eğse su damlatır, yukarı kaldırsa inci tanesi gibi su bulunur. İsa’nın nefesinin rüzgârını hisseden hiçbir kâfir yaşayamaz! Onun nefesinin rüzgârı göz alabildiğincedir. İsa aleyhisselam, Deccal’i arar, nihayet ona Lüdd kapısında yetişir ve onu öldürür. 
Sonra Meryem oğlu İsa aleyhisselam’a Allah’ın Deccal’den koruduğu bir kavim gelir. İsa aleyhisselam, onların yüzünü sıvazlar ve cennetteki derecelerini onlara söyler. Onlar bu durumda iken Allah azze ve celle, İsa aleyhisselam’a: −‘Bana ait bir takım kullar çıkardım ki onlarla savaşmaya kimsenin kudreti yoktur! Sen kullarımı Tur dağında muhafaza et’ diye vahyeder. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ, Ye’cuc ve Me’cuc kavmini gönderir. Onlar her tepeden süratle inerler. Onların ilkleri Taberiye gölüne uğrar ve içmeye başlarlar. Onların sonları göle uğradıklarında: −Andolsun ki bir zamanlar burada su vardı, derler. 
Allah’ın Nebisi İsa aleyhisselam ve ashabı, Tur dağında mahsur kalırlar. O zaman onlardan birinin yiyecek olarak bir sığır başı olması, sizden birinin şu anda yüz dinarı olmasından iyidir. Sonra Allah’ın Nebisi İsa aleyhisselam ve ashabı, Allah’a dua ederler. Bunun üzerine Allah azze ve celle Ye’cuc ve Me’cuc kavminin boyunlarına negaf denilen kurtlardan gönderir. Hepsi de tek bir kişinin ölmesi gibi ölü olarak sabahlarlar. Sonra İsa aleyhisselam ve ashabı yeryüzüne inerler. Yeryüzünde onların cesetlerinden ve pis kokularından dolmamış bir karış dahi yer bulamazlar. Sonra İsa aleyhisselam ve ashabı yine Allah’a dua ederler. Allah azze ve celle develerin boyunlarına benzeyen kuşlar gönderir. Kuşlar onların cesetlerini Allah’ın dilediği bir yere taşırlar. Sonra Allah azze ve celle bir yağmur gönderir, balçıktan ve kıldan yapılan hiçbir ev kalmaz, hepsi dümdüz olur. O yağmur yeryüzünü yıkar, hatta ayna gibi yapar. Sonra yeryüzüne: −‘Meyvelerini, nebatatını bitir bereketlerini getir’ denilir. O vakit, bir topluluk, cemaat tek bir nar meyvesinden yerler ve onun kabuğunda gölgelenirler. Sütler de bereketlenir. Sağmal bir devenin sütünden büyük bir kalabalık içerler, sağmal bir ineğin sütünden bir kabile içer, sağmal bir koyunun sütünden bir oymak içer. Onlar bu şekilde iken Allah-u Teâlâ tatlı bir rüzgâr gönderir. Bu rüzgâr onların koltuk altlarından girer, her mü’min ve Müslümanın ruhunu kabzeder ve insanların en şerlileri kalır. Onlar eşeklerin ilişkiye girmesi gibi insanların gözü önünde ilişkiye girerler.” 
Müslim 2937/110, Tirmizi 2341

Popüler Yayınlar

Sosyal Paylaşım

Icon Icon Icon Icon

Lütfen yazılarımızla ilgili yorum yapmaktan çekinmeyin. Kırık linkleri ve hatalı içerikleri mutlaka bize ilgili sayfa altında yorum yaparak bildiriniz. Blog sayfalarımızda ilginizi çekebilecek diğer yazılar için blog arşivimizi kullanabilirsiniz.

Son Yorumlar

Yararlı Linkler